Blog Listem

29 Ekim 2017 Pazar

Cumhuriyetin Anlamı ve Önemi

Cumhuriyet’in anlamı ve önemi
Hem Osmanlı’yı, hem Cumhuriyet’i gören; ‘Devr-i Osmani’yi ‘Cumhuriyet’ dönemiyle karşılaştırma şansı olan; Atatürk’ün peşine gönüllü olarak takılan kuşak, ömürlerini tamamladı.
Atatürk döneminde, Cumhuriyet döneminde dünyaya gelen, Atatürkçü kuşağın yetiştirdiği ikinci kuşak da hayatta değil.

Şimdiler Cumhuriyet’in faziletini, özelliğini umursamayan üçüncü kuşağın dönemi.

Bu kuşakta “işgal”in ne olduğunu bilen yok. Milli Mücadele’yi yaşamış olan yok. Cumhuriyet dönemindeki sosyal ve ekonomik değişimin ne zorluklarla gerçekleştiğini, sanayileşmenin nasıl başladığını bilen yok

Bu kuşağa Atatürk ve Cumhuriyet ilkeleri, “binası yapılmış, kapısı, penceresi takılmış, sıraları konulmuş, elektriği, suyu getirilmiş, yolu döşenmiş, bütün bunların faturası ödenmiş ve de bütün bunlardan sonra nasıl yönetileceği örneklerle gösterilmiş bir yapı olarak” intikal etti.

Ne var ki üçüncü kuşak, birinci ve ikinci kuşak kadar, dinamik, idealist ve daha da önemlisi yapıcı çıkmadı.

Bu kuşakta ülke yönetimine soyunanlar, önceki kuşaklardan devraldığı bayrağı daha ileri götürmek için “halkı peşine takıp” koşacak, daha ileriye götürecek yerde, bir önceki kuşakların bıraktığı yapının içine girdi, oturdu.

Sadece o kadarla da kalmadı. Daha önceki kuşakların miras bıraktığı ekonomik varlıkları sattı. Satmaya devam ediyor.

Dar bir çevre, “Atatürkçülüğü ve Cumhuriyetçiliği” kendilerine göre yorumlayarak, hâkimiyetlerini sürdürmeyi sağlayacak bir silah, bir kalıp halinde kullanmaya başladı. Atatürk ve Cumhuriyetçilik politik güç silahı haline getirilince, “dini inançları” öne çıkararak, insanları etrafında toplayanlar, “dar çevre”nin karşısında giderek güçlendi.

Dar çevre ve geniş çevre çatışması arasında Cumhuriyet’in ne olduğu unutulur hale geldi.

Dini inançların politik gücü kuvvetlendirmek için kullanılması, Atatürk ve Cumhuriyet öncesi Osmanlı dönemi hayranlığını giderek daha fazla güçlendirir oldu.

Cumhuriyet bir yaşam biçimidir. Cumhuriyet Bayramı, Türklerin yok olmaktan kurtulmalarını, bugün yaşadıkları topraklara sahip olmalarını kutladıkları bir bayramdır. Ne var ki bayramın bayram olarak devam etmesi, Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerinin yaşamasına, yaşatılmasına bağlı. Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerine dayalı olarak sosyal ve ekonomik bakımdan ülkenin gelişmesine bağlı.

Cumhuriyet Bayramı’nız kutlu olsun...

20 Haziran 2017 Salı

Huzursuz Ruh -


Kısa Başlangıç Notu :
Bu yazı beni anlatmış !

Yolculuk etmeyi niye bu kadar seviyorum bilmiyorum. Tek bildiğim yollarda özgürleştiğim, romanlarımı hep oradan oraya giderken tesadüfen bulduğum ve ilk satırlarını yolculuklarda yazdığım. Sevmenin de ötesinde bir ihtiyaç bu, kanımda deveran eden bir saklı iptila. İlla ki çıkmalıyım yolculuklara. Uzun süre yolculuk etmez, edemez isem bir eksiklik hissetmeye başlıyorum. Bir tıkanıklık. Akmıyor sanki hayat, illa ki gitmem gerek. 

 

Gitmek ama nereye? Önemi yok. Gitmek ama niye? Cevabı yok. Aslında varılacak yer dahi o kadar mühim değil, zira aslolan gitmek, gidebilmek... zaman zaman... her zaman. 

 

Uçmayı, havaalanlarını, pasaport kontrollerini, bel ağrılarını ve uluslararası seyahatlerin o kaçınılmaz gündelik sefaletlerini günahları kadar sevmeyen arkadaşlarım var. Karşılıklı yadırgayan gözlerle bakıyoruz birbirimize. “Sen de artık yorulmadın mı bunca dolaşmaktan, otur oturduğun yerde.” diyenler çıkıyor aralarından, nedense yarı sitemkar. “Huzursuz ruh seni!” 

 

Doğru, nereye gidersen git, kaçtıklarını götürürsün beraberinde. Doğru, ne kadar kilometre kat edersen kat et yakınlaşamazsın kendine, eğer zihninin ve yüreğinin sınırları duruyorsa yerli yerinde. Doğru, aslolan hikayeleri arşınlamaktır, memleketleri değil. Bunların hepsi doğru. Ve her seyyah bilir ki gittiği yerde onu gene kendisidir karşılayacak olan. Kendi geçmişi. Huzursuz ruhlar bilmez mi sanırsınız, ne kadar dolaşırlarsa dolaşsınlar huzur bulamayacaklarını... 

 

Ne var ki gene de dayanamazlar işte. İçlerinde kurulu bir saat. Tik-tak-tik-tak. Sonsuza değin aynı yerde güven ve huzur içinde kalmak mı, yoksa savrula savrula oradan oraya gitmek mi deseler hiç tereddütsüz gitmek, gidebilmek derim. Sonsuza değin verilen yeminlerde bir sahtelik var. Hiç bozulmamak üzere kurulu düzenlerde bir tahakküm var. Hiç değişmediğini iddia eden ve bununla gurur duyan insanlarda bir hamlık, çiğlik, pişmemişlik var. İnsan ki eşrefi mahlukattır, içindeki semavi özü keşfetmekle yükümlüdür. Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki’ni keşfetmek... 

 

Çakılı kalmamak hep aynı ruh hallerine, aynılıklara, çoktan bitmiş ama rol yapmayı sürdüren evliliklere, kendini yenileyemeyen ilişkilere, tavsamış sirkeleşmiş arkadaşlıklara, aslını yitirmiş ve bir ucuz taklitten ibaret kalmış aşklara... Bence devremülk bile almamalı insan. Nereden biliyorsun her sene her 10 Temmuz-10 Ağustos arasını şu koskoca dünya üzerinde gidip gidip hep aynı noktada geçirmek istediğini? Olur da gelecek sene başka memleketlere gidersiniz ailecek? İran’a mesela ya da Ukrayna’ya veya Kamboçya’ya... Nasıl yaşar nasıl ağlar orada insanlar sırf görmek için, sırf meraktan, merak ki en çabuk yitirdiğimiz, en temel dürtümüzdü, bize en çok yakışan... Hem belki seneye tek başına çıkarsın tatile, kocan ve çocuklarınla değil; kendi kendinle. Sevmediğinden değil aileni, kendini özlediğinden. Şöyle bir kendinle sohbet etmeyeli çok zaman geçtiğinden. Yalnızlık içsel bir hazine olduğundan. Kaçılacak bir sosyal kusur değil. 

 

Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, geçmek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekler yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine, acımasızlıklarına... şaşırmak ölene kadar... şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek.... budur son tahlilde Adem oğullarına Havva kızlarına kendilerini keşfettirten serüven.

Elif Şafak 




17 Mayıs 2017 Çarşamba

Atatürk e Hakaret edenlere bir çift laf !

Atatürk'e Hakaret Edenlere ! 
Bir çift  laf 
Şimdi ben orduyu Nato'ya bağlayan Adnan Menderes'in, devlet maaşıyla kumar oynayıp boş zamanlarında "şiir" yazan Necip Fazıl'ın, düşmana teslim olan Vahdeddin'in, Kuvayi Milliye ordusunun İzmir'e girişini duyunca palayı pırtıyı toplayıp kaçan Damat Ferit'in, Kurtuluş Savaşı boyunca Mustafa Kemal aleyhine paçavra gazetelerinde yazılar yazan ve "İnşallah Yunanlılar kazanır" diye dua eden Ali Kemaller sürüsünün, Meclisi fesheden ve ülkeyi yıllarca tek başına yöneten baskıcı Abdulhamid'in, hamamda cariye kovalarken ayağı kayıp düşen Sarı Selim'in, öz oğlunu tuzağa düşürüp öldüren Kanuni'nin, Alevi kıyımı ve katliamıyla ün salan Yavuz Selim'in, kundaktaki öz kardeşini boğdurtup öldürten Fatih'in, taht kavgasıyla Osmanlı'yı dörde bölen Çelebi kardeşlerin, Şeyh Bedreddin, Börklüce ve Torlak Kemal gibi halk önderlerini katleden ve "mülk Allahındır" diyerek adalet istedikleri için binlerce insanın başını giyotin kütüklerinde kesen Şehzade Murat'ın, Ankara Savaşı'da Aksak Timur'a yenilip esir düştükten sonra intihar eden Yıldırım BaYezid'in... Bu zincir, Taa Emevi'ye, ordan da halifeler dönemine kadar uzar gider. Bunlar hakkında kalkıp bir laf söylesem, ter ter tepinir, yır yır yırtınır, bir de "ölülerin ardından konuşlulmaz" diye din ve ahlak dersi vermeye kalkışırsınız.

Peki O zaman siz neden seksen yıl önce Hakkın huzuruna çıkmış olan bir lidere, bu milletin kurucusuna ve kurtarıcısına iftira atıyorsunuz? Hepimizin "anne" bildiği Zübeyde Hanım'a kendi pisliğinizi sıçratırken, siz hangi dinden ve ahlaktan bahsediyorsunuz?

Bakın soytarılar; eğer Yunan Generali Papulas bu iftirayı atsa, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Çünkü Mustafa Kemal, Bizans'ı hortlatmak isteyen Papulas'ın hayallerini suya gömdü. Yunan İyonyası ve Ege kıyılarında Büyük Helen İmparatorluğu hayalleri unufak oldu. Peki Mustafa Kemal sizin hangi hayallerinizi suya gömdü soytarılar? Saltanat ve hilafet mi, monarşi mi, teokrasi mi?

İngiliz Mühipleri Derneği'nin sadık ve gayretli üyesi, gizli ve karanlık işlerin vazgeçilmez adamı Sait Molla bu iftirayı atsa, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Çünkü adamcağız İngilizlerin götüne kıl olmak istedi, olamadı. Peki siz kimin götüne kıl olmak istediniz de Mustafa Kemal bunu önledi soytarılar? Amerika'ya kıl oldunuz zaten...

Yunan Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Teotokis bunu söylese, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Adamcağız Sakarya'ya kadar geldi, amacı Ankara'ya girip meclisi teslim almak ve Mustafa Kemal'i meydanda ayaklarından asmaktı. Fakat Mustafa Kemal onu ordusuyla birlikte Sakarya'da balçığa gömdü. Peki soytarılar, Mustafa Kemal sizin neyinizi balçığa gömdü? Hangi kirli emellerinizi, hangi karanlık düşlerinizi?

Bu iftirayı Yunan Kralı Konstantin atsa, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Adamcağız İngiliz Başbakanı Lloyd George'nin gözüne girmek ve Osmanlı paylaşılırken İstanbul'u kapmak gibi ham bir hayalin peşinde koşuyordu. Mustafa Kemal bu hayali de yerle bir etti. Peki soytarılar, Mustafa Kemal sizin neyinizi yerle bir etti? Hurafelerinizi mi?

General Glikopis, General Dienis gibi Yunan komutanları bu iftirayı atsa, bu balçığı sıvasa, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Çünkü onlar Büyük Taarruz'da esir düştüler. Mustafa Kemal'in çadırına getirildiklerinde, ezik, büzük, mahcup, aciz ve çaresizdiler. Bunu görünce Mustafa Kemal onlara sigara ikram etti, kahve ikram etti, "üzülmeyin, savaşta olur böyle şeyler" diye de teselli etti...

İzmir'e girdiğinde Mustafa Kemal'in ayakları altına Yunan bayrağı serdiler, "tepele bu bayrağı Paşam!" dediler, fakat o asil ruh, "kaldırın bu bayrağı, bir milletin timsali tepelenmez" dedi. "Fakat onlar bizim bayrağımızı tepelediler" diye itiraz ettiler. "Onlar yanlış yapmış, ben aynı yanlışı tekrarlayamam" dedi Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal işte böyle büyük bir adamdı soytarılar. Bu asalet ve bu insanlık farkını gören İzmirliler hüngür hüngür ağladı. "Bak şu asaletin büyüklüğüne, onlar galip gelselerdi bizim Paşamızı asacaklardı, ama bizim Paşamız onların bayrağını çiğnemiyor!" dediler. Yaaa işte böyle soytarılar. Mustafa Kemal büyük bir adamdır. Siz ufacıksınız. Mini mınnacıksınız. Ona dil uzatmayın. Bu yolla hiçbir bok kazanamazsınız. Başka yollar deneyin.Engin Akman dan Alıntı

4 Mayıs 2017 Perşembe

Yıldız Çalışanı Elde Tutamayan Yönetici !

Yıldız Çalışanı 
Elde Tutamayan Yönetici !
Yazan: VOLKANASKUN 

Günümüzde bildiğiniz üzere artık para, iş dünyasında bir şirkette çalışmak için tek geçerli neden değil. Çalışanlar yaşam biçimlerini geliştirmek ve kariyer yapmak istemekte. Bakıldığında yaşam kalitesi günümüzün zaman kazanmak istenilen dünyasında ön plana çıkmaktadır. Peki böylesi bir değişmiş dünyada “yıldız çalışanlar” genellikle kendilerine daha uygun bir iş bulmakta herhangi bir zorluk çekmezken neden şirketlerde tutulamamakta?
TalentSmart Başkanı  Travis Bradberry’e göre, yıldız çalışanların işten ayrılma sebebi kötü yöneticiler. Bradberry, yıldız çalışanların işten ayrılmalarına neden olan kötü yöneticilerin yaptığı dokuz hatayı şu şekilde özetlemektedir.
1-İnsanlara gereksiz iş yükü verirler
2-Çalışan katkılarını tanımazlar ve iyi işi ödüllendirmezler
3-Çalışanlarını umursamazlar
4-Taahhütlerini yerine getirmezler
5-Yanlış kişileri işe alıp onlara teşvik ederler
6-Çalışanlarının tutkularını sürdürmesine izin vermezler
7-Çalışanların becerilerini geliştirmede başarısızlardır
8-Çalışanların yaratıcılıklarını öldürmektedirler
9-Çalışanlara entelektüel meydan okumakta başarısızlar

Peki yanınızda bu yıldızlardan varsa elinizde tutmak için ne yapabilirsiniz? İşte bazı fikirler;

1-Onlarla konuşun ve dinleyin.
2-Çalışanlarınız hakkında olumsuz düşünceleri bırakın.
3-Her birine şirkete katkıda bulunacak değerli bir eşsiz bilgi kaynağı olarak yaklaşın. 
4-Sağlam bir işveren-çalışan ilişkisi iletişim ile başlar.
5-Şirketle ilgili neler olup bittiğini, müşterilerin ne hakkında konuştuklarını ve diğer güncel konuları tartışmak için düzenli toplantılar hazırlayın.
6-Yeni ekipmanlara yatırım yapmak, yeni ürün veya hizmetler sunmayı düşünüyorsanız, çalışanların ne düşündüklerini sorun. 
7-Düşünülmemiş şeylerde önerileri olabilir.Çalışanlarınızı tanıyın. Hedeflerini ve stres kaynaklarını, onları heyecanlandıran şeyleri ve başarıyı nasıl tanımladıklarını öğrenin.
8-Onlara refah etmeleri sağlayın ve uygun olduğunda, daha tatmin edilmiş hissetmelerini sağlamak için ne gerekiyorsa yapın.

Bazı değerler kolay bulunmuyor. Bu birey de olabilir, kurum da. 
O sebeple bulunan değerlere sahip çıkmak adına bazı konularda gelişmek ve dönüşmek şart!

28 Nisan 2017 Cuma

Atatürk

ATATÜRK'ÜMÜZ...❤

Sahilde büyümedi, çocukluğunu yaşama fırsatı olmadı, ömrü cephelerde geçti, dolayısıyla, yüzme bilmiyordu.
Taa 54 yaşındayken... Çocuklara rol model olmak için, görsünler özensinler diye, eğitimini aldı, yüzme öğrendi.
*
İstiklal harbinin en kritik gecelerinde bile kitap okuyordu. Vefatından sonra tereke hâkimliği tarafından tutulan kayıtlara göre, o sırada kütüphanesinde bulunan, not alarak, işaret koyarak okuduğu kitap sayısı, 7333 adetti. En çok etkilendiği, ilham aldığı kitap, Rus yazar Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde’ydi.
*
Çankaya’ya biniyordu! Atının adıydı... Çankaya’yla Ankara’da konkurhipik yarışlarına katılıp, parkuru engel devirmeden tamamlamıştı. Bu yetenekli tayını, efsane binicimiz Saim Polatkan’a hediye etti. En sevdiği atı ise, Sakarya’ydı.
*
İlk köpeğinin adı, Alp’ti. İngiliz Setteriydi. Yavruyken almıştı. Kulübesi yoktu, Mustafa Kemal’in yatak odasında yatardı. Sonra bi av köpeği edindi. Adı Alber’di. En son, seyyar fotoğrafçı Hasan efendi’den Foks’u satın aldı. 50 lira ödedi. O zamanlar 50 lira dediğin, çok büyük paraydı. Foks, sokak köpeğiydi.
*
Güvercinleri vardı. Kuşçu Nuri usta bakardı güvercinlerine... Kanaryası vardı. Bi gün kanaryasını çıkardı kafesten, okşarken, pırrr, kaçtı kanarya, Çin vazosunun içine girdi iyi mi, çırpınıyor, kendine zarar veriyordu, bi türlü çıkaramıyorlardı, kırın dedi, kırdılar vazoyu, kanarya kurtuldu. Bir ara, Ankara kedisi vardı.
*
Orman kesip avm diken akp’lilerin inanması güçtür ama... Henüz istiklal harbi devam ederken, memleketin akıbeti belirsizken, Ağaç Koruma Cemiyeti kurdu!
*
Büyük Taarruz’dan önce herkesin eli tetikteyken, sırası mı şimdi demedi, hayati derecede önemli dedi, müze kurdu, Anadolu Medeniyetleri Müzesini!
*
Traktörü çok severdi, Atatürk Orman Çiftliğinden Çankaya Köşküne, araziden, kendi kullandığı traktörle giderdi. Gelişmiş ülkelerde bile 20-30 senelik geçmişi olan biyoyakıt, dünyada ilk kez, Mustafa Kemal tarafından 1930’da hayata geçirilmiş, Atatürk Orman Çiftliğindeki traktörlerde kullanılmıştı.
*
“Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de aydan bize haber yollayacak” dediğinde, takvimler henüz 1936’yı gösteriyordu.
*
Bugünkü sözde demokratların milleti nasıl soyduğunu, devletin mallarını yandaşlarına nasıl peşkeş çektiğini görüyoruz... Mustafa Kemal ise, TC’nin tapusunu kendi üstüne alma imkânı varken, elini bile sürmedi, parayla pulla hiç işi olmadı, askerlikten istifa ettiğinde elbisesi bile yoktu, sivil kıyafetle ilk fotoğrafını çektirebilmek için Erzurum Valisi Münir bey’in ceketini emanet aldı, onu giydi.
*
Biz bu Cumhuriyeti hırsızlarla kurmadık. Helal süt’le kurduk. Yoklukla kurduk. Kağnıyla kurduk. O nedenle, Ankara’da ikamet ettiği istasyon binasındaki evinin duvarında, Namık İsmail bey’in, Harman Dövme Sahnesi adlı tablosu asılıydı. O tabloda, kağnı, saban ve testiden su içen köylümüz vardı.
*
Ulusal kalkınma vizyonuna tek bir örnek vereyim... 1937’de açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda, dikkatinizi çekerim, taa 1937’de, işçilere ve Nazilli halkına kadınlı-erkekli balo düzenleniyordu, danslar ediliyordu, 2 bin 500 kişinin çalıştığı fabrikada 700 kişilik sinema ve tiyatro salonu vardı, haftada altı gün film gösteriliyordu, Nazilli’nin o günkü nüfusu 12 bin kişiydi, 12 bin kişilik yere 700 kişilik salon açmak, ancak devrimci bakış açısının eseri olabilirdi, işçilerin tiyatro kulübü vardı, müzik grubu vardı, fabrikanın radyosu vardı, fabrikada piyano vardı, piyano... Resim-heykel sergileri düzenleniyordu, spor kulübü vardı, Sümerspor, Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası oradaydı, basketbol-voleybol sahası vardı, güreş minderi, boks ringi, tenis kortu vardı, paten pisti vardı, bisiklet parkuru vardı, ameliyathaneli, laboratuvarlı hastanesi vardı, ilkokulu vardı, kadın işçilerin bebişleri için kreş vardı, 1937’de, giyecek kooperatifi, fırını vardı, işçileri şehirden fabrikaya getirip götürmesi için, Gıdı Gıdı adı verilen mini treni vardı, kendi enerjisini kendi üretiyordu, santralı vardı, Nazilli’ye de elektrik veriyordu. Özetle... Cumhuriyet mucizesiydi.
*
Mustafa Kemal, açılışa geldi. Nazilli halkı, teşekkür için, 22 ayar altından anahtar yaptırmıştı, sembolik kapı o anahtarla açılacaktı. Mustafa Kemal, memlekete hayırlı uğurlu olsun dedi, açtı. Bugünkülerin yaptığı gibi, hatıra ayaklarıyla anahtarı cebine atmadı. “Altın, milletin hazinesinde durur” dedi, Celal Bayar’a verdi, Celal Bayar emaneti aldı, Ankara’ya gider gitmez hazineye kaydetti.
*
Bu bilgileri...
“Akl-ı Kemal”den derledim.
*
Akl-ı Kemal...
Sinan Meydan’ın, Atatürk’ün akıllı projelerini anlattığı dört ciltlik şaheseri.
*
Sadece Akl-ı Kemal yok elbette... Tarihçi-araştırmacı Sinan Meydan’ın, Nutuk’un Deşifresi, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, El-Cevap gibi, bana göre, okullarda zorunlu ders kitabı olması gereken eserleri var.
*
Sinan Meydan... Bu memlekete, Turgut Özakman’dan sonra Allah’ın lütfudur.
*
Değerli anne-babalar...
Bugün 23 Nisan.
Neşe doluyor insan filan demek isterdim ama, ulusal egemenliğimiz, bağımsızlığımız, devrimlerimiz, açık tehdit altında... Evlatlarınıza ihtiyacımız var.
*
Mustafa Kemal’i tanısınlar, özgürlüğün, bu kutsal toprakların kıymetini bilsinler, yobazlığın, cahilliğin, dahili bedhahların nasıl bir tehlike olduğunu kavrasınlar istiyorsanız... Sinan Meydan’ın kitaplarını hediye olarak alın, evlatlarınızın başucuna koyun, onlarla büyüsünler.

Yılmaz Özdil

26 Nisan 2017 Çarşamba

Harakete Geç Bekleme Hayatı Iskalama !

Beklemek Bizim Yasamimiz 
Vapur Beklemek 
Gun Beklemek 
Insan Beklemek 
Ciceklerin Acmasini 
Gecenin Gecmesini 
Sayfalarin Dolmasini Beklemek 
XXX 
Beklemek Ayriliga Donusmesin 
Yonetmesin Bizi Beklemek 
Kardesleri var cok guclu 
Umit Etmek ve Ertelemek 
XXX 
Gelisini Beklemek 
Uyanmani Beklemek 
Cozulmeni Beklemek 
Baska bir Yerde Yasamayi Beklemek 
Anlasilmayi Beklemek 
Onbesinde Beklemek 
Kirkinda Beklemek 
Beklemek mi Bizim Yasamimiz ? 

Beklemeyin Harekete Gecin Hayati Iskalamayin!

8 Nisan 2017 Cumartesi

22.Kural Şems

22.Kural 
Hakiki aşık meyhaneye girsede orası namazgah olur;ama ayyaş aynı namazgaha girdi mi orası da ona meyhane olur..

Kısacası
Şu hayatta be yaparsak yapalım,niyetimizdir farkı yaratan,suret ve giysiler değil ....

Şems'i Tebriz'i hazretlerine "İnsanların en üstün ve kıymetlisi kimdir "dediler.Cevabında "Şu 4 kimsenin kıymeti Allah katında yüksektir"dedi
1-Şükreden Zengin 
2-Kanaatli ve sabreden fakir
3-İşlediği günahtan pişman olup Allah'tan korkan kişi 
4-Takva,Vera ve Zühd sahibi Alim
Cömertliği sordular 4 türlü cömertlik vardır dedi
1- Mal cömertliği:Dünyaya kıymet vermeyip malından verenler 
2-Beden Cömertliği:Alimlere mahsustur Allah yolunda vücutlarını harcarlar 
3-Kalp Cömertliği:Arif'lere mahsus olup gönül vererek muhabbet alırlar 
4-Can cömertliği : Şehitlere mahsustur onlar Can'larını verip cenneti alırlar 
Kandil'iniz mübarek ve dualarımız kabul olsun !

3 Nisan 2017 Pazartesi

4 kural !

Hint Felsefesinin 4 Kuralı;
 KURAL 1: “Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.”

KURAL 2: “Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

KURAL 3: “İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.”

KURAL 4: “Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.”

25 Şubat 2017 Cumartesi

Sina Afra ‘gayrimenkulcü’ oldu

Sina Afra ‘gayrimenkulcü’ oldu

Sina Afra ‘gayrimenkulcü’ oldu

burcuSina Afra, bu kez gayrimenkul alanında yeni bir girişim yapmaya hazırlanıyor. Afra, online gayrimenkul şirketi Primarydoor ile evini satmak isteyen ev sahiplerine üç gün içerisinde peşin teklif verecek ve anlaşılması halinde evi satın alacak.

BURCU TUVAY
btuvay@ekonomist.com.tr

Girişimci Sina Afra, özel alışveriş sitesi Markafoni’deki hisselerini Naspers’a sattıktan sonra çeşitli yatırımlarla gündeme gelmişti. Bu süreçte Undo markası ile ayakkabı bağcığını markalaş-tırmıştı. Afra, uzun bir süredir ise tüm konsantrasyonunu kuruculuğunu yaptığı Türkiye Girişim Vakfı’na vermiş durumdaydı.

Şimdi ise önceki girişim sahalarından tamamen farklı bir alana, gayrimenkul sektörüne adım atmaya hazırlanıyor. Bunu da Türkiye’de hiç denenmemiş bir iş modeliyle yapmayı planlıyor.

AÇIK KAPI MODELİ
Online gayrimenkul satışı konseptiyle yola çıkan Sina Afra, 20 milyon TL sermayeyle Primarydoor adlı bir şirket kurdu. Sistem ise şu şekilde işleyecek: Primarydoor internet sitesi üzerinden gayrimenkulünü satmak isteyen kişi, evi ile ilgili gerekli bilgileri girecek.

Gerekli ekspertiz değerlendirmeleri yapıldıktan sonra satıcıya üç gün içerisinde bir fiyat teklifi sunulacak. Satıcının bu teklifi kabul etmesi halinde, tutarın yüzde 95’i ev sahibine peşin olarak ödenecek. Kalan yüzde 5’lik kısım ise Primarydoor’un evi satmasının ardından ev sahibine verilecek. Şirket evi satana kadar da evin tapusu
ev sahibinin üzerinde olacak.

Dairenin içerisinde gerekiyorsa tadilat da yapılabileceğini söyleyen Sina Afra, bunun ardından daireleri satışa çıkaracaklarını belirtiyor. 20 kişilik bir ekip kurduklarını ve ekspertiz değerlendirmesi için cad-de-cadde, sokak-sokak fiyat çıkaran bir algoritma hazırladıklarını ifade eden Afra, emlak fonları, gayrimenkul danışmanlığı şirketleri ve direkt ev arayanlara satış yapabileceklerini sözlerine ekliyor.

ŞİRKETİN CEO’SU OLACAK
Sina Afra, “İstanbul’da bir ev sahibinin evini satmaya karar vermesiyle satışı gerçekleştirip parasının cebine girmesi süresi ortalama 3 ay 10 gün sürüyor. Biz internet sitemizden bize evi ile ilgili gerekli bilgileri giren satıcıya 72 saat içinde ekspertiz değerlemesini yaparak bir teklifte bulunacağız” diyor.

Primarydoor, temmuz ayında faaliyete başlayacak. Sina Afra, kuruculuğunu üstlendiği şirketin aynı zamanda CEO’luk görevini de yürütecek. Alım-satım alanı Boğaz hattının dışını kapsayacak. Bunun nedeni ise Boğaz hattı içerisinde yüksek gayrimenkul fiyatları nedeniyle kısa sürede satış yapılamaması. Çünkü Afra’nın kurduğu iş modeli minimum sürede gayrimenkul satışını gerçekleştirme mantığına dayalı. Afra, Bahçeşehir, Ataşehir, Gaziosmanpaşa maslak Mashattan hattını baz alacaklarını söylüyor.

21 Ocak 2017 Cumartesi

Boş Hayaller Kurmayacaksın !

Boş Hayaller Kurmayacaksın!..

Ne olmasını bekliyorsun?

Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun?

Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?

Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!

Sistem böyle çalışmıyor!

Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon,

aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!

Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!

Her şeyden önce farkına varacaksın!

Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.

Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir.

Kendini kandırmayacaksın!

Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.

Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.

Onu da yaşayacaksın.

Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.

Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.

Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.

Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.

Yüreğinle yüzleşeceksin.

Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.

Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.

Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.

Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.

Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!

Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.

İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.

Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!

Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.

Korkularınla yüzleşeceksin.

Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin.

Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.

İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.

Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!

Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.

Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin;

kimseye dayanmayacaksın!

Dünya da sensin, evren de!

Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.

Ruhunu da,aklını da bedenin gibi besleyeceksin.

Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,

sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.

Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.

Ne olmasını bekliyorsan,

sen öyle oturdukça, olmayacak.

Boşuna hayal kurmayacaksın!

Can Yücel

17 Kasım 2016 Perşembe

Yavaş yavaş ölürler ..

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
Görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
Çıkmamış olanlar
Yavaş yavaş ölürler…
Marta Medeiros

1 Ekim 2016 Cumartesi

Selanik Gezi Rehberi

Yunanistan ın en büyük 2. Şehri Selanik benim için diğer şehirlerden önemli bir özelliğe ve yere sahipti.Çünkü Atamızın doğduğu yer olması farklı duygular katıyor..


Yaklaşık 10 saatlik bir yolculuktan sonra Selanik'e ulaşıyorsunuz .Vardığınız zaman ilk düşündüğüm şey İzmir e ne kadar benzeyen bir şehir olması burada da aynı İzmir'de ki gibi kordonun olması akşam üzeri saat 18:00 den sonra Cafeler barlar ve restaurantlar cıvıl cıvıl ilk olarak beyaz kule olarak bilinen kordonda ki kulenin oradan başlamanızı öneririm Selanik te her yer yürüme mesafesinde olduğu için pek zorluk çekmeyeceksiniz 
Buradan Kordon Boyunun keyfini çıkardıktan sonra Yunanlıların buluşma noktası #Aristotelous Square meydanına uğramanızı ve elişi ürünlerini görmenizi tavsiye ederim akşam için de caddenin paralel arkasında bulunan bizim çiçek pasajı benzeri tavernalarına uğramanız ve deniz ürünlerini tatmanızı da şiddetle öneririm.

Meraklanmayın çok ucuz olmasa da makul 20 lik rakı balık (çipura)kalamar ahtapot ve salata 3 kişi 50-55 Euro arası hemde canlı müzik dinleyerek keyif alabiliyorsunuz.Porsiyonlar kocaman rahatlıkla paranızın hakkını alıyorsunuz 
#ouzo #frappe #beyazpeynir #kavalakurabiyesi #kahve deneyin 


Gelelim gezinin en anlamlı ve güzel kısmına bir Türk'seniz Cumhuriyetimizln kurucusu be bizi emperyal esaretten kurtaran yüce Atatürk ün doğduğu evi ziyaret etmeden olmaz 2014 te restorasyon adına içini boşaltıp bir galeri haline getirselerde uğramanız ve o duyguyu yaşamanız lazım bu arada ec etrafında 



Hediyelik satan mağazalardan uygun fiyata magnet ve değişik hediyelikler bulabilirsiniz 
Sonra akşam üzeri tepede ki kaleye #akropolis ten gün batımı ve panoramik manzara için çıkmanızı öneririm taksi ile sadece 5 Euro tutuyor dönerkende 1 Euro verip otobüsleri kullanabilirsiniz 

29 Eylül 2016 Perşembe

Gönül Kırma

Gönül yarasından sakınmak gerek
Ki yoktur cihânda onun merhemi,
Elinden gelirse gönül yıkma ki
Yıkık gönlün âhı yıkar âlemi.

Sâdi-i Şîrâzî

25 Eylül 2016 Pazar

Canyon Matka #matka #üsküp



31 Mayıs 2016 Salı

Çoçuklar

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR.  NOLTE

    • Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplanmayı öğrenir.

    • Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir.

    • Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir.

    • Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı öğrenir.

    • Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir.

    • Eğer bir desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir.

    • Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir.

    • Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse adil olmayı öğrenir.

    • Eğer bir çocuk bir güven ortamı içinde yetişmişse, inançlı olmayı öğrenir.

    • Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir

    • Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, bu dünyada mutlu olmayı öğrenir

NOLTE, 1975


11 Şubat 2016 Perşembe

Üzülme !

Mevlana Celaleddin Rumi' nin Türbesinin girişinde, 
Onun şu beyiti yazar ;

Lâ TAHZEN / ÜZÜLME...

Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.

Lâ tahzen / Üzülme

Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.

Lâ tahzen / Üzülme

Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.

Lâ tahzen / Üzülme

Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, 
yanlış yaptıysan düzelt, O'nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.

Lâ tahzen / Üzülme

Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme... Ne maziye takıl kal, ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani anı yaşa.

Lâ tahzen / Üzülme

Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır.
Bir başka ifade ile ; Kolaylık, zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir !

Lâ TAHZEN / ÜZÜLME...

1 Ocak 2016 Cuma

Mutlu Yıllar

Yaşanan gün nasıl olursa olsun,
Beklenen gün her zaman güzeldir.
Çünkü geçmiş kayıplarla,gelecek umutlarla doludur.
Evet bugünde akşam oldu,hayatımızdan bir gün daha bitti
Yarınlar inşallah daha güzel olacak 
Sevdiklerinizle Mutlu huzurlu ve sağlıklı nice günler geçirmeniz ve yeni yılda hayatın farkında olmanız dileğimle 
MUTLU YILLAR 

16 Aralık 2015 Çarşamba

4 kural

Hint Felsefesinin 4 Kuralı;
 KURAL 1: “Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.”

KURAL 2: “Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

KURAL 3: “İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.”

KURAL 4: “Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.”

23 Kasım 2015 Pazartesi

Bilgisayar Evrimi

 http://giphy.com/gifs/evolution-of-computer-3o85xnrYgRkxJUAJOM?tc=1?tc=1 @giphy aracılığıyla

21 Ekim 2015 Çarşamba

İnsan olmak

İnsan olmak !

Bir bedenin var. Hayat boyu sahip olacağın tek beden bu; beğensen de beğenmesen de.

Hayat bir okul. Sen bu okulun kayıtlı öğrencisisin; derslerini öğrensen de öğrenmesen de.

Başarısızlık yok, dersler var. Gelişim bir deneme, yanılma ve öğrenme sürecidir. Yanılmalar deneyim ve öğrenme sürecinin bir parçasıdır; hoşlansan da hoşlanmasan da.

Dersleri öğrenene kadar tekrar edeceksin; değişik şekillerde, değişik görünümlerde.
Nihayet öğrendiğinde yeni bir ders çıkacak karşına. Bir ders daha, bir ders daha; çalışkan olsan da olmasan da.

Öğrenecek dersler bitmiyor. Hayatın hiçbir anı dersten muaf değil. Yaşadığın sürece okuldasın. Yaşıyorsan hâlâ öğreneceğin dersler var; istesen de istemesen de.

Geleceğini “şimdiki” düşüncelerinle inşa ediyorsun. Düşüncelerinde (bakış açında) hiçbir değişiklik yoksa yarının da bugünün tekrarı olacaktır. Ancak düşüncelerini değiştirerek geleceğini değiştirebilirsin.

“Şimdikinden” daha iyi bir “gelecek” tesadüfen uğramayacak kapına. “Gelecek” nihayet “şimdi” olduğunda, bir başka “gelecek” umudu, sana yine daha iyi görünecektir “şimdiki” gerçekliğinden ta ki sen şimdi ve burada olmayı öğrenene dek.

Başka insanlar senin sadece aynan. Aynada kendini görüp yansımalarının başkaları olduğunu sanıyorsun.
Bir başkasını sevemezsin ya da nefret edemezsin, kendinde sevdiğin ya da nefret ettiğin yönler olmadıkça.

En büyük dersin adı: Sevgi. Bu dersi öğrendiğinde İNSAN oluyorsun. Her an, sana bu dersin armağanını sunuyor; armağanı görsen de görmesen de.

Hayatını nasıl yaşadığın sana bağlı. İhtiyacın olan her türlü kaynağa ve araca sahipsin. En harika aracın beynin. Pusulan kalbin. Makinen bedenin. Onları nasıl kullanacağın sana bağlı. Seçim senin; kullanmayı seçsen de seçmesen de.

Nil Gün

19 Ekim 2015 Pazartesi

Memet


Memet daha çok küçüksün Memet
Bilemiyorsun tabi neden bu sonsuz nöbet
O kadar vaktin de olmadı zaten
Ama sen ümit etmeye devam et

Memet biz de bilemiyoruz Memet
Böyle mi sürecek bu ilelebet
Değişir mi dünya, döner mi devran
Ama sen ümit etmeye devam et

Öyle karanlık bir kutu ki insan
Kimse hakiki bir cevap veremez sorsan
Söz dediğin insan icadı lisan
Ama sen yine de hep hayattan bahset

Memet bir türlü gitmiyor gözün gözümden
Hiç büyümemişsin, tanıdım çocuk yüzünden
Kan geldi kederden can özümden
Sen anacığını düşün, çok dikkat et!

Memet daha çok küçüksün Memet
İnsan soyu böyle en nihayet
Öteki de sen, beriki de sen
Kendini de, bizi de, dünyayı da affet