TÜRKLERE NASİP ÖLÜMLER
Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza sheltox sıkmak suretiyle ölüm (İstanbul/Sultanbeyli)
Bir arabaya 11 kişi binip viyadüğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/İstanbul)
Balkona 50 kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm. (Dudullu'da bir Köy nişan töreninde).
Ormanda zehirli mantarları ailece yiyerek,"anaa ne guzel!" deyip akşama evde ölü bulunan aile (Datça'da).
Yatağındaki tahtakurusu veya bilimum haşeratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak vefat etmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü).
Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever bir laz tarafından kafasına kürek, kalas vb. vurularak ölmesi. (Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü'nde).
Yolda mutlu, mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu'da).
Para çekmek amacıyla girilen bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu ölüm. (Ziraat Bankası, Bozcaada Şubesi)
Trafik kazasından yaralı olarak kurtarılıp, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu ölüm. (Ülkemizin bir çok şehrinde)
Alkollü durumda TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm'de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve otoyolda göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3'ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü (Adapazarı/Hendek).
Bir işçinin 600 tonluk pres makinesinin arasında emeklemek suretiyle 2450 santiigratlık fırında sıgarasını yakmaya çalısması. (Karabük Demir Çelik Fabrikaları)
Denizcililk işletmesinde çalısan geminin 3. mühendisi kimseye haber vermeden buhar kazanına girer. oradan geçen işgüzarın tekide 'neden bu kapak boyle açık' der ve kapagı kapatır. Ardından gemi sefere cıkar. (Kocaeli/Dilovasi İskelesinde)
Arkadaşlarıyla iddiaya tutuşup kafasıyla mermer bloku kırmaya çalışan medyatik karatecinin mermer yerine kafasını kırarak beyin travması sonucu ölmesi (İstanbul-Esenler).
Nüfus sayımı nedeniyle kendisinden başka kimsenin bulunmadığı yolda (üstelik de otoban) sayım görevlisinin bariyerlere çarparak ölümü. (TEM Otoyolu-Gebze)
Bir marangozhanede çalışan işçiler iş çıkışı üzerlerindeki talaşları kompresör ile temizlemektedirler. Bu arada arkadaşına yardımcı olan isçi Ali, şaka olsun diye, Burhan’ın neticesine dogru hava tutar. Buna içerleyen Burhan, ‘Öyle şaka olmaz böyle olur’ diyerek hava tabancasini alır ve arkadaşı Ali’nin makatına sokar.Bağırsakları patlayan Ali hastane yolunda Hakk-ın rahmetine kavuşur. (İstanbul, Ayazağa Sanayi Sitesi)
Aynı iş yerinde biri gündüz bir gece vardiyasinda olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobylette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılasmaları ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmeleri. (Konya,Meram Mahallesi)
Eskiden anlatılan bir lunapark vakası: Parkın 2 kafadar gece bekçisi uçan sandelyeyi çalıştırıp bir güzel kurulmuşlar. Bekçilerin ikisi de bütün gece kusarak rahmetine kavuşmuşlar. (Göztepe Lunaparkı,1971, şimdilerde Göztepe Parkı’nın olduğu mevkii’)
Tıraş olurken berberin rahatlatır diye boynu aniden sağa sola çevirme hareketi sonucu küt diye boynu kırılan müşterinin koltukta rahmetlik oluşu (Erzurum)
Blog Listem
21 Kasım 2011 Pazartesi
19 Kasım 2011 Cumartesi
ZAAF-C.DÜNDAR
ZAAF
Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim: Normalde sokak
kedisi kendini saldirgan köpeklere karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek
sey neymis biliyor musunuz: Sevgi...
Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar
ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda
oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi
köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini
midesinde bulurmus.Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara
açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini
buldum.
Biz de Eros'un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem
zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin
anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz?
Sevginin bizi kollayacagina, sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden
koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip, yaralarimizi açik hale
getirmiyor muyuz?
Sonra ne oluyor ? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi
oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere
kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en
korunaksiz halimizle yakalaniyoruz askin hoyrat yüzüne... Sefkatimiz
katilimiz oluyor.
Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarasi kabuk
baglamadan,yeni yaralar için araliyoruz kalbimizin kapilarini...
zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin karsisinda...
Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sicak dokunusta
çocukça uysallasip, her hayalkirikliginda "köpek gibi" pisman olarak,
her terkediste aci çekip her dönüste biraz daha kanayarak,
kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla
"Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bereiçinde yasiyoruz.O yüzden "Melek"ler, içe
kivrik patilerle gömülüyor. Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de
en iyisi kuyrugu her daim dik tutmaktir...
Şefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almis
hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.
CAN DÜNDAR
Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim: Normalde sokak
kedisi kendini saldirgan köpeklere karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek
sey neymis biliyor musunuz: Sevgi...
Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar
ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda
oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi
köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini
midesinde bulurmus.Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara
açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini
buldum.
Biz de Eros'un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem
zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin
anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz?
Sevginin bizi kollayacagina, sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden
koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip, yaralarimizi açik hale
getirmiyor muyuz?
Sonra ne oluyor ? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi
oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere
kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en
korunaksiz halimizle yakalaniyoruz askin hoyrat yüzüne... Sefkatimiz
katilimiz oluyor.
Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarasi kabuk
baglamadan,yeni yaralar için araliyoruz kalbimizin kapilarini...
zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin karsisinda...
Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sicak dokunusta
çocukça uysallasip, her hayalkirikliginda "köpek gibi" pisman olarak,
her terkediste aci çekip her dönüste biraz daha kanayarak,
kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla
"Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bereiçinde yasiyoruz.O yüzden "Melek"ler, içe
kivrik patilerle gömülüyor. Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de
en iyisi kuyrugu her daim dik tutmaktir...
Şefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almis
hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.
CAN DÜNDAR
18 Kasım 2011 Cuma
Minübüs Muhabbetleri -Dünyada her halde Türklerden başka kimse bu sözleri anlamaz :))))
> >Yolcu:
> >
> >- Abi heykel'e çıkıyo mu?
> >
> >Şoför:
> >
> >-Yok abi, yanından geçiyo.
> >-------------------------------------------------------------------------------------------
> >Şoför bey mübarek bir yerde inebilir miyim?
> >- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni...
----------------------------------------------------------------------------------
> >
> >İstanbul'dayız.. Dolmuşa bindik. Dolmuş doldu. Tam kalkacak, elemanın biri
> >
> >
> >açtı kapıyı, içerde tıkış tıkış oturmuşuz. Önde 3 kişi arkada 4
> >
> >...
> >
> >Eleman hala bir umut sordu:
> >
> >- "Kaptan, yer var mi?".
> >
> >Şöför de arkasını
> >
> >dönüp cevap verdi:
> >
> >- "Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım"
----------------------------------------------------------------------------------------------------
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Neriman sen arkadan verme ben önden veririm ...
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Kadın:
> >
> >- Kızım dur! Ben vereyim benimki bozuk zaten...
> >
> >Kızı:
> >
> >- Aman ne olcak sanki nasıl olsa benimki de
> >
> >bozulacak, ben vereyim!
> >
> >
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Oğlum bu Eminönü'nden geçer mi?
> >
> >- Yok teyze biz taksime çıkıyoruz
> >
> >- Hah tamam oğlum siz gidin ben
> >
> >gelmeyeceğim.
> >
> >
> >
>> >
> >------------------------------------------------------------------------
> >
> >
> >Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya
> >
> >seslenir:
> >
> >-Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?
> >
> >- Ben kız değilim!!!
> >
> >-Amaaaan ne bileyim kızmısın dulmusun, uzat işte!!
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum.
> >
> >Sigaramın
> >
> >kalmadığı aklıma
> >
> >gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken
> >
> >minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp,
> >
> >- 'Bir Monte Carlo' dedim! Adam birkaç saniye
> >
> >yüzüme bakıp,
> >
> >'Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi!
> >
> >İşte o an benim ve şoförün bittiği andı
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Mükemmel bir yerde inebilir miyim? Yolcunun kafası
> >
> >karışık sanırım, kendisi de
> >
> >dolmuştakilerle güler söylediine:)
> >
> >Şöför kadını indirirken:
> >
> >- Buyrun size layık değil
> >
> >ama!
> >
> >__________________
> >
> >
> >Kaç vericem?
> >
> >- 800.
> >
> >Şöför:
> >
> >- Arkadan vermeyen var
> >
> >mı?
> >
> >Yolcu:
> >
> >-Az önce eline verdik ya kardeşim..
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer;
> >
> >Musait bi yerde iner misiniz?
> >
> >-Şöför :
> >
> >- Niye sen mi kullanıcan
> >
> >__________________
> >
> >
> >Başıbüyük mü?
> >
> >- Evet, başıbüyük.
> >
> >- Ne zaman kalkar?
> >
> >-Sen oturursan kalkar bacım.
> >
> >
> >
> >
> >Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru
> >
> >gidiyoruz. Adamın biri Beşiktaş
> >
> >dolaylarında gayet aceleci bir tavırla Kaptan orta
> >
> >kapıyı rica edebilir
> >
> >miyim??
> >
> >Bizim şoför olaya hakim:
> >
> >- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi!
> >
> >
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >İstanbul' da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir
> >
> >kokona yelpazesiyle - "Şöfer beeey klimayı acar mısınız? Çok sıcak oldu!"
> >
> >
> >demişti.
> >
> >Pala bıyıklı şöfer amca teyzeyi bi süre süzdükten sonra, kapıyı açıp
> > açıp
> >
> >kapatmaya başladı :)
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek
> >
> >üzereydi.
> >
> >Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli
> >
> >olan iki arkadaş minibüse bindi.
> >
> >
> >
> >Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı.
> >
> >Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı:
> >
> >- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?????
> >
> >
> >
> >- Abi heykel'e çıkıyo mu?
> >
> >Şoför:
> >
> >-Yok abi, yanından geçiyo.
> >-------------------------------------------------------------------------------------------
> >Şoför bey mübarek bir yerde inebilir miyim?
> >- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni...
----------------------------------------------------------------------------------
> >
> >İstanbul'dayız.. Dolmuşa bindik. Dolmuş doldu. Tam kalkacak, elemanın biri
> >
> >
> >açtı kapıyı, içerde tıkış tıkış oturmuşuz. Önde 3 kişi arkada 4
> >
> >...
> >
> >Eleman hala bir umut sordu:
> >
> >- "Kaptan, yer var mi?".
> >
> >Şöför de arkasını
> >
> >dönüp cevap verdi:
> >
> >- "Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım"
----------------------------------------------------------------------------------------------------
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Neriman sen arkadan verme ben önden veririm ...
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Kadın:
> >
> >- Kızım dur! Ben vereyim benimki bozuk zaten...
> >
> >Kızı:
> >
> >- Aman ne olcak sanki nasıl olsa benimki de
> >
> >bozulacak, ben vereyim!
> >
> >
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Oğlum bu Eminönü'nden geçer mi?
> >
> >- Yok teyze biz taksime çıkıyoruz
> >
> >- Hah tamam oğlum siz gidin ben
> >
> >gelmeyeceğim.
> >
> >
> >
>> >
> >------------------------------------------------------------------------
> >
> >
> >Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya
> >
> >seslenir:
> >
> >-Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?
> >
> >- Ben kız değilim!!!
> >
> >-Amaaaan ne bileyim kızmısın dulmusun, uzat işte!!
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum.
> >
> >Sigaramın
> >
> >kalmadığı aklıma
> >
> >gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken
> >
> >minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp,
> >
> >- 'Bir Monte Carlo' dedim! Adam birkaç saniye
> >
> >yüzüme bakıp,
> >
> >'Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi!
> >
> >İşte o an benim ve şoförün bittiği andı
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Mükemmel bir yerde inebilir miyim? Yolcunun kafası
> >
> >karışık sanırım, kendisi de
> >
> >dolmuştakilerle güler söylediine:)
> >
> >Şöför kadını indirirken:
> >
> >- Buyrun size layık değil
> >
> >ama!
> >
> >__________________
> >
> >
> >Kaç vericem?
> >
> >- 800.
> >
> >Şöför:
> >
> >- Arkadan vermeyen var
> >
> >mı?
> >
> >Yolcu:
> >
> >-Az önce eline verdik ya kardeşim..
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer;
> >
> >Musait bi yerde iner misiniz?
> >
> >-Şöför :
> >
> >- Niye sen mi kullanıcan
> >
> >__________________
> >
> >
> >Başıbüyük mü?
> >
> >- Evet, başıbüyük.
> >
> >- Ne zaman kalkar?
> >
> >-Sen oturursan kalkar bacım.
> >
> >
> >
> >
> >Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru
> >
> >gidiyoruz. Adamın biri Beşiktaş
> >
> >dolaylarında gayet aceleci bir tavırla Kaptan orta
> >
> >kapıyı rica edebilir
> >
> >miyim??
> >
> >Bizim şoför olaya hakim:
> >
> >- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi!
> >
> >
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >İstanbul' da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir
> >
> >kokona yelpazesiyle - "Şöfer beeey klimayı acar mısınız? Çok sıcak oldu!"
> >
> >
> >demişti.
> >
> >Pala bıyıklı şöfer amca teyzeyi bi süre süzdükten sonra, kapıyı açıp
> > açıp
> >
> >kapatmaya başladı :)
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek
> >
> >üzereydi.
> >
> >Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli
> >
> >olan iki arkadaş minibüse bindi.
> >
> >
> >
> >Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı.
> >
> >Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı:
> >
> >- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?????
> >
> >
17 Kasım 2011 Perşembe
Satışçılar için bir fıkra !
Bir firmanın insan kaynakları müdürü vefat eder ve göğe yükselir. Kapıda melek onu karşılar ve şöyle der: “Size bir şans vereceğiz. 24 saat boyunca cehenneme ve 24 saat boyunca da cennete gideceksiniz. Hangisini daha çok severseniz sonsuza kadar orada kalma şansınız olacak.”
İnsan kaynakları müdürü bu fikri gereksiz bulur ve şöyle der: “Aslında ben seçimimi çoktan yaptım. Bu yola başvurmamıza gerek yok. Ben cennete gitmek istiyorum.”
Melek bunun imkânsız olduğunu söyler: “Buranın da bazı kuralları var. Bu nedenle dediğimi yapmanız gerekir. Sonra seçim sizin.”
Müdür çaresiz kabul eder. Bir asansöre biner ve yerin yedi kat altına iner. Kapıdan içeri girdiginde bir bakar ki, yemyeşil bir golf sahasının üzerinde ve bütün sevdiği arkadaşları orada. Şeytan bile çok sevimli ve ona iyi davranıyor. Bütün gün golf oynarlar, beraber yemek yiyip, içki içerler. Müdür çok eğlenir ve zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. 24 saat dolunca asansörle yukarı çıkar ve cennetin kapısından içeri girer.
Cennet de güzel ama fazla sakin bir yerdir. Bütün gün bulutların üzerinde arp calıp şarkı söyler. 24 saat dolunca tekrar meleğin karşısına çıkar.
Melek sorar:
“Evet, kararınız nedir?”
Müdür cevap verir:
“Bunu söyleyeceğimi hiç sanmazdım ama cehennemde daha iyi vakit geçirdim, oraya gitmek istiyorum.”
Bunun üzerine asansörle yerin yedi kat altına iner. Bir de görür ki her yer çöp dolu, pis koku sarmış etrafı. Dün cok eğlendiği arkadaşları da çöpleri topluyor. Şeytana sorar: “Dün burası bir golf sahasıydı, yemek yedik, içki içtik. Bugün ne oldu, durum neden böyle?”
Şeytan cevap verir: “Dün seninle iş görüşmesi yapıyorduk. Bugün seni işe aldık!”
İnsan kaynakları müdürü bu fikri gereksiz bulur ve şöyle der: “Aslında ben seçimimi çoktan yaptım. Bu yola başvurmamıza gerek yok. Ben cennete gitmek istiyorum.”
Melek bunun imkânsız olduğunu söyler: “Buranın da bazı kuralları var. Bu nedenle dediğimi yapmanız gerekir. Sonra seçim sizin.”
Müdür çaresiz kabul eder. Bir asansöre biner ve yerin yedi kat altına iner. Kapıdan içeri girdiginde bir bakar ki, yemyeşil bir golf sahasının üzerinde ve bütün sevdiği arkadaşları orada. Şeytan bile çok sevimli ve ona iyi davranıyor. Bütün gün golf oynarlar, beraber yemek yiyip, içki içerler. Müdür çok eğlenir ve zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. 24 saat dolunca asansörle yukarı çıkar ve cennetin kapısından içeri girer.
Cennet de güzel ama fazla sakin bir yerdir. Bütün gün bulutların üzerinde arp calıp şarkı söyler. 24 saat dolunca tekrar meleğin karşısına çıkar.
Melek sorar:
“Evet, kararınız nedir?”
Müdür cevap verir:
“Bunu söyleyeceğimi hiç sanmazdım ama cehennemde daha iyi vakit geçirdim, oraya gitmek istiyorum.”
Bunun üzerine asansörle yerin yedi kat altına iner. Bir de görür ki her yer çöp dolu, pis koku sarmış etrafı. Dün cok eğlendiği arkadaşları da çöpleri topluyor. Şeytana sorar: “Dün burası bir golf sahasıydı, yemek yedik, içki içtik. Bugün ne oldu, durum neden böyle?”
Şeytan cevap verir: “Dün seninle iş görüşmesi yapıyorduk. Bugün seni işe aldık!”
16 Kasım 2011 Çarşamba
14 Kasım 2011 Pazartesi
12 Kasım 2011 Cumartesi
10 Kasım 2011 Perşembe
Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet paidar kalacaktır..K.ATATÜRK 1881-....
Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet paidar kalacaktır..K.ATATÜRK 1881-....
4 Kasım 2011 Cuma
özgürce yaşa
Mutlu olmak mı? istiyorsun küçük kız
Kendine minicik bir dünya kur ve
Kapat gözlerini
Hadi kapat!
Yaşam ile arana bir perde çek
Aman dikkat et aralık kalmasın
Perdenin ardında olanları görme
Şu koskaca dünyadaki yitirilmiş hayatları
Sabun köpüğü sevgileri,aşkları
Nankörlüğün beslediği mutsuzlukları
Görme
Duyma sakın....
Hayata inat
Her daim gülümse
İçindeki sevgiyi, taşı,büyüt ve dağıt
Zincirlere vurulmadan özgürce yaşa....
UGUR BAL
_________________________________temmuz_2008
Kendine minicik bir dünya kur ve
Kapat gözlerini
Hadi kapat!
Yaşam ile arana bir perde çek
Aman dikkat et aralık kalmasın
Perdenin ardında olanları görme
Şu koskaca dünyadaki yitirilmiş hayatları
Sabun köpüğü sevgileri,aşkları
Nankörlüğün beslediği mutsuzlukları
Görme
Duyma sakın....
Hayata inat
Her daim gülümse
İçindeki sevgiyi, taşı,büyüt ve dağıt
Zincirlere vurulmadan özgürce yaşa....
UGUR BAL
_________________________________temmuz_2008
2 Kasım 2011 Çarşamba
Yaşlı Kızılderiliden Hayat Dersi:
Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat,
aşk ve evlilik uzerine konuşurken şunlari söylüyor:
İçimizde iki kurt var ve bunların arasinda da korkunç bir savaş...
Kurtlardan biri;
korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı açgozlülüğü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, ustünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor.
Diğeri ise;
zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, comertliği, dinginligi, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor...
Gençlerden biri:
"Hangi kurt Kazanacak?" diye soruyor...
Yaşlı adam kısaca cevap veriyor: "Beslediğiniz...
29 Ekim 2011 Cumartesi
28 Ekim 2011 Cuma
26 Ekim 2011 Çarşamba
Eğitim Hakkında Güzel Bir Söz..
Tom Peters: “İşleriniz iyi gidiyorsa eğitim bütçenizi iki katına çıkarın, kötü gidiyorsa dört katına!
25 Ekim 2011 Salı
Felsefi Sözler...
"Boş bir çuval dik durmaz."
(Benjamin Franklin)
"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur."
(N. F. Kısakürek)
"Kararsızlık ve gecikme, başarısızlığın sebebidir."
(W. E. Channing)
"İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır."
(V. Hugo)
"Buluş, başkalarıyla aynı şeye bakıp, farklı düşünebilenler tarafından yapılır."
(A.S. Gyorgyi)
"Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır."
(F. Bacon)
"Güzel bir gülüş, karanlık bir eve giren güneş ışığına benzer."
(Tolstoy)
"İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler."
(Montaigne)
"Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi."
(Allen)
"Fısıldanan sözler, çok kere yüksek sesle söylenenden daha uzağa giderler."
(Çin Atasözü)
"Çok dinlememiz ve az konuşmamız için iki kulağımız bir dilimiz vardır."
(Diogenes)
"Memleketin nasıl yönetildiğini anlamak mı istiyorsunuz;onun müziğine kulak veriniz. Nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer."
(Konfüçyus)
"En büyük düşman, benliğinizin dışında değil içindedir."
(R. Rolland)
"Bütün günler ölüme gider, son gün varır."
(Montaigne)
"Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir."
(Pascal)
Alıntı
(Benjamin Franklin)
"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur."
(N. F. Kısakürek)
"Kararsızlık ve gecikme, başarısızlığın sebebidir."
(W. E. Channing)
"İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır."
(V. Hugo)
"Buluş, başkalarıyla aynı şeye bakıp, farklı düşünebilenler tarafından yapılır."
(A.S. Gyorgyi)
"Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır."
(F. Bacon)
"Güzel bir gülüş, karanlık bir eve giren güneş ışığına benzer."
(Tolstoy)
"İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler."
(Montaigne)
"Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi."
(Allen)
"Fısıldanan sözler, çok kere yüksek sesle söylenenden daha uzağa giderler."
(Çin Atasözü)
"Çok dinlememiz ve az konuşmamız için iki kulağımız bir dilimiz vardır."
(Diogenes)
"Memleketin nasıl yönetildiğini anlamak mı istiyorsunuz;onun müziğine kulak veriniz. Nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer."
(Konfüçyus)
"En büyük düşman, benliğinizin dışında değil içindedir."
(R. Rolland)
"Bütün günler ölüme gider, son gün varır."
(Montaigne)
"Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir."
(Pascal)
Alıntı
Ölümün sessizliği
Ölümün sessizliği
Ölüm geliyor aklıma ve duvarlar üzerime geliyor
Duvarlaşmış duygular betondan sevgiler
Uykuya dalıyorum yarı ölüyüm bu gece
Yollar açılıyor gökyüzüne
Yokluğumla mutlu edeceğim seni
Gözyaşlarım yağmurlarım
Çiçekler bahalara kavuşacak
Karanlıklar ışıklara kavuşacak
Ben ölüme kavuşacağım
Gökyüzünden sana yıldızları sayacağım
And içtim yüce yaradana
Bugün kendimi bırakacağım ölümün sessizliğine
Senin geleceğin yerde benim yanım sakın ardımdan ağlama
Taşıdığın vücutta gelecek benim yanıma
Cennetin kapılarından bakacağım sana
Yeminimiz cennetin anahtarı sakın dünyada bırakma
Salih Gümüş
Ölüm geliyor aklıma ve duvarlar üzerime geliyor
Duvarlaşmış duygular betondan sevgiler
Uykuya dalıyorum yarı ölüyüm bu gece
Yollar açılıyor gökyüzüne
Yokluğumla mutlu edeceğim seni
Gözyaşlarım yağmurlarım
Çiçekler bahalara kavuşacak
Karanlıklar ışıklara kavuşacak
Ben ölüme kavuşacağım
Gökyüzünden sana yıldızları sayacağım
And içtim yüce yaradana
Bugün kendimi bırakacağım ölümün sessizliğine
Senin geleceğin yerde benim yanım sakın ardımdan ağlama
Taşıdığın vücutta gelecek benim yanıma
Cennetin kapılarından bakacağım sana
Yeminimiz cennetin anahtarı sakın dünyada bırakma
Salih Gümüş
24 Ekim 2011 Pazartesi
NEYZEN TEYFİK
Neyzen Tevfik
Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi.
Ve varlığın ile buluşamadı
Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir,
Çiçekler açacaktır,
Rüzgâr esecektir
Ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur.
Olması gereken kendiliğinden olur.
İzlemene devam et, şahitlik güzeldir
Hem olayın dışındasındır hem de içinde...
O bir dengedir,
O anlamlıdır,
Şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş.
Güzellik olanların içinden filizlenecektir;
Zorlamaya gerek yoktur.
Olması gereken kendiliğinden olur.
Hayat üç buçukla dört arasındadır
Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.
[Neyzen Tevfik]
Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi.
Ve varlığın ile buluşamadı
Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir,
Çiçekler açacaktır,
Rüzgâr esecektir
Ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur.
Olması gereken kendiliğinden olur.
İzlemene devam et, şahitlik güzeldir
Hem olayın dışındasındır hem de içinde...
O bir dengedir,
O anlamlıdır,
Şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş.
Güzellik olanların içinden filizlenecektir;
Zorlamaya gerek yoktur.
Olması gereken kendiliğinden olur.
Hayat üç buçukla dört arasındadır
Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.
[Neyzen Tevfik]
Deprem Çantanız Hazırmı ? (Deprem Çantasında Neler Olmalı??)
Birleşmiş milletlerin yaptığı tanıma göre, AFETLER herhangi bir tehlikenin can, mal, çevre, ekonomik ve kültürel varlıklar üzerinde yarattığı kötü etkilerle baş etmeye yerel imkanların yetmediği durumlardır. Ülkemiz, deprem kuşağında yer alması nedeniyle 10-20 yılda bir felakete neden olabilecek bir deprem beklenmektedir. Deprem gibi doğal afetlere neden olan bir tehlikeyi önlemek ve oluşturacağı zararları sıfırlamak maalesef mümkün değildir. Fakat depremin vereceği zararlar azaltılabilir. Depremde nasıl önlem alınacağını bilmek, bireysel riski azaltır. Bireysel riski azaltmak deprem hakkında bilinçlenmek ve depremden sonra ilk 72 saat ihtiyacımız olabilecek ürünleri bulundurmakla mümkündür..
UNUTMAYALIM!!!
Deprem anında büyük felaketler olabileceği ve yerel yönetimler herkese aynı anda müdahale edemeyeceği için HEPİMİZ YALNIZ OLACAĞIZ. Bu nedenle ilk 72 saat kendi başımızın çaresine bakmak durumundayız.
Neden deprem çantasına ihtiyaç duyarız?
Depremden sonra ilk 72 saat (ALTIN SAATLER) çok önemlidir. Bu süreçte yönetimlerden bizim gibi yardım bekleyen bir çok insan olabileceği için kurtarma ekipleri, yerel yönetimler bize hemen ulaşamayabilir.
Afet sırasında panik halde olacağımız için yanımızda nelerin bulunması gerektiğini hatırlayamayabiliriz. Deprem çantası, bu panik halinde zihnimizi yormadan ihtiyacımız olan ürünlerin yanımızda olmasını sağlar. Belki ihtiyacımız olabilecek ekipmanlar evimizde olmayabilir. Örneğin çok basit bir Düdük enkaz altında hayatımızı kurtarabilir. Deprem Çantamızın içerisindeki su ve gıda maddeleri yetkililer gelene kadar yaşamımızı sürdürmemizi sağlayabilir, Deprem çantasının içerisindeki, depremden sonra lazım olan sigorta belgeleri, tapu gibi önemli evrakların yanımızda olmasını sağlayabilir.
BİLİYORUZ Kİ DEPREM BİZİM KAÇINILMAZIMIZ, EN AZINDAN DEPEREM ÇANTASI EDİNEREK KENDİMİZE BU GERÇEĞİ HATIRLATMALI VE BİR ÖNLEM ALMALIYIZ.
Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler:
Su
Enerji veren yiyecekler
Yedek pilleriyle radyo
Yedek pilleriyle fener
İlk yardım çantası
Kişisel, reçeteli ilaçlar
(Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.)
Bir kat giysi
Bir miktar para
Çok amaçlı çakı
Düdük
Kalem, kağıt
İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir dosya
Çocuklar, yaşlılar, engelliler ve ev hayvanları için özel malzemeler
Okuldaki öğrenciler için hazırlanan bir acil durum çantasında bulunması gerekenler:
Öğrencilerin aileleriyle ilgili bilgiler
Aile fotoğrafı
Yaş grubuna uygun küçük bir oyuncak
Yiyecek
Bir şişe su
Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir.
UNUTMAYALIM!!!
Deprem anında büyük felaketler olabileceği ve yerel yönetimler herkese aynı anda müdahale edemeyeceği için HEPİMİZ YALNIZ OLACAĞIZ. Bu nedenle ilk 72 saat kendi başımızın çaresine bakmak durumundayız.
Neden deprem çantasına ihtiyaç duyarız?
Depremden sonra ilk 72 saat (ALTIN SAATLER) çok önemlidir. Bu süreçte yönetimlerden bizim gibi yardım bekleyen bir çok insan olabileceği için kurtarma ekipleri, yerel yönetimler bize hemen ulaşamayabilir.
Afet sırasında panik halde olacağımız için yanımızda nelerin bulunması gerektiğini hatırlayamayabiliriz. Deprem çantası, bu panik halinde zihnimizi yormadan ihtiyacımız olan ürünlerin yanımızda olmasını sağlar. Belki ihtiyacımız olabilecek ekipmanlar evimizde olmayabilir. Örneğin çok basit bir Düdük enkaz altında hayatımızı kurtarabilir. Deprem Çantamızın içerisindeki su ve gıda maddeleri yetkililer gelene kadar yaşamımızı sürdürmemizi sağlayabilir, Deprem çantasının içerisindeki, depremden sonra lazım olan sigorta belgeleri, tapu gibi önemli evrakların yanımızda olmasını sağlayabilir.
BİLİYORUZ Kİ DEPREM BİZİM KAÇINILMAZIMIZ, EN AZINDAN DEPEREM ÇANTASI EDİNEREK KENDİMİZE BU GERÇEĞİ HATIRLATMALI VE BİR ÖNLEM ALMALIYIZ.
Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler:
Su
Enerji veren yiyecekler
Yedek pilleriyle radyo
Yedek pilleriyle fener
İlk yardım çantası
Kişisel, reçeteli ilaçlar
(Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.)
Bir kat giysi
Bir miktar para
Çok amaçlı çakı
Düdük
Kalem, kağıt
İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir dosya
Çocuklar, yaşlılar, engelliler ve ev hayvanları için özel malzemeler
Okuldaki öğrenciler için hazırlanan bir acil durum çantasında bulunması gerekenler:
Öğrencilerin aileleriyle ilgili bilgiler
Aile fotoğrafı
Yaş grubuna uygun küçük bir oyuncak
Yiyecek
Bir şişe su
Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir.
22 Ekim 2011 Cumartesi
Mevlana Ne Güzel Söylemiş..
Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.
Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.
Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.
Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.
Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.
Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.
Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.
19 Ekim 2011 Çarşamba
ugur's Blog: Kadir'in Uçtugu Yer
ugur's Blog: Kadir'in Uçtugu Yer: Kadir'in Uçtugu Yer 1940'li yillardir.Uluborlu henüz “Sehir” dedigimiz yerlesim alanindadir.Içme suyu Kapidagi'ndan borularla getirilerek...
17 Ekim 2011 Pazartesi
AŞK İLE BAKINCA
AŞK İLE BAKINCA
Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir.
Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fo...nksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür.
Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir...
İskender Pala Ah Mine'l-Aşk
Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir.
Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fo...nksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür.
Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir...
İskender Pala Ah Mine'l-Aşk
A- AKIL VERMEYİN
B- BAŞKALARINA BENZEMESİNİ BEKLEMEYİN
C- CİDDİYE ALIN
Ç- ÇİM...LERE BASMASINI SAĞLAYIN
D- DENEMESİNE İZİN VERİN
E- EMPATİ KURUN
F- FİKRİNİ SORUN
G- GURUR DUYDUĞUNUZU SÖYLEYİN
H- HAYALLERİNİ SORUN
I- ISRARCI OLMAYIN
İ- İNATLAŞMAYIN
J- JEST YAPIN
K- KUCAKLAYIN
L- "LÜTFEN"Lİ KONUŞUN
M- MODEL OLUN
N- NE İSTEDİĞİNİ SORUN
O- OYUN OYNAYIN
Ö- ÖZÜR DİLEYİN
P- PAYLAŞIN
R- RİCA EDİN
S- SORUMLULUK VERİN
Ş- ŞANS VERİN
T- TUTARLI OLUN
U- UTANDIRMAYIN
Ü- ÜZÜNTÜLERİNİ PAYLAŞIN
V- VAKİT AYIRIN
Y- YÜREKLENDİRİN
Z- ZEVKLERİNİ ÖĞRENİN
B- BAŞKALARINA BENZEMESİNİ BEKLEMEYİN
C- CİDDİYE ALIN
Ç- ÇİM...LERE BASMASINI SAĞLAYIN
D- DENEMESİNE İZİN VERİN
E- EMPATİ KURUN
F- FİKRİNİ SORUN
G- GURUR DUYDUĞUNUZU SÖYLEYİN
H- HAYALLERİNİ SORUN
I- ISRARCI OLMAYIN
İ- İNATLAŞMAYIN
J- JEST YAPIN
K- KUCAKLAYIN
L- "LÜTFEN"Lİ KONUŞUN
M- MODEL OLUN
N- NE İSTEDİĞİNİ SORUN
O- OYUN OYNAYIN
Ö- ÖZÜR DİLEYİN
P- PAYLAŞIN
R- RİCA EDİN
S- SORUMLULUK VERİN
Ş- ŞANS VERİN
T- TUTARLI OLUN
U- UTANDIRMAYIN
Ü- ÜZÜNTÜLERİNİ PAYLAŞIN
V- VAKİT AYIRIN
Y- YÜREKLENDİRİN
Z- ZEVKLERİNİ ÖĞRENİN
Kendi besteni kendin yap,kendi sözünü kendin yaz ve söyle.''bu şarkı da nerden çıktı?''diye sorarlarsa''kendime yazdım''de,''kendim için söylüyorum''de...
ne yaparsan kendin için yap,kendini eğlendir önce. Sen mutlu ol ki,senin mutluluğun başkalarınıda mutlu etsin. Önce Sen mutlu ol ki mutluluk saçasın etrafına..Mutsuzken,kimseyi mutlu edemezsin unutma. Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma çünkü olmazlar.Sen mutluysan,bu herkese yeter...
ne yaparsan kendin için yap,kendini eğlendir önce. Sen mutlu ol ki,senin mutluluğun başkalarınıda mutlu etsin. Önce Sen mutlu ol ki mutluluk saçasın etrafına..Mutsuzken,kimseyi mutlu edemezsin unutma. Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma çünkü olmazlar.Sen mutluysan,bu herkese yeter...
Jobs’un geçmişte çok az benzeri görülen başarısı onbinlerce kişinin çalıştığı bir teknoloji firmasına güçlü ve güvenilir olan ama aynı zamanda varolanın hafifliğini taşıyan oldukça komplike ama aynı zamanda mükemmel bir ürün yaptırıp sattırmayı başarmasıdır.
Bir kişinin Matisse çizgileriyle, Copland’ın müzik ölçüleriyle, Chanel’in kesimiyle kendini ifade etmesi başka bir şeydir. Bir fikrin özünü, içindeki cevheri alıp geliştirmek, ince ayar yapmak, milyonlarca üretmeye yeterli ölçüde mükemmel kıvama gelene kadar değiştirmek ve kabul ettirmek başka bir şeydir.
Ve Steve Jobs Apple’i yarattı.”
(Michale Moritz)
Cumartesi günü Steve Jobs’un kitabını okumaya başladığımda “Kıyaslama” üzerine düşünüyordum. Kıyaslama sözlük anlamıyla en iyiyi aramak ve onu yapılan işe uygulamak demek. Oysa zihnimizdeki anlamı çok daha farklı. Hepimiz kıyaslama deyince bunu uyumluluk ve rekabet olarak anlıyoruz. Benzer şeylerden olan bir veri topluluğunun içinde kimin ya da neyin en iyi olduğunu görmeye çalışmak için uğraşıyoruz.
Doğduğumuz andan itibaren sürekli başkaları tarafından kıyaslanıyor ve kendimizi başkalarıyla kıyaslıyoruz. Bu kıyaslamanın sonucunda sahip olduklarımız bizi mutlu ederken sahip olamadıklarımız bizi mutsuz ediyor ve kendimizi eksik hissediyoruz. Hepimizin hayatında bize örnek gösterilen bir kardeş, sınıf arkadaşı veya akrabamız vardır. Aileler genellikle bu örnekleri bize yol göstersin, örnek olsun ve biraz hırs kazanalım düşüncesiyle anlatır ve hep olmadıklarımızı gösterirler. Bu örneklerden nasıl yaralanabileceğimiz konusunda bir yaklaşımda bulunmazlar. Bir süre sonra olamadıklarımız üzerine yoğunlaşmaya başlar ve kendimizde var olanları ve içimizdeki cevherleri karanlığa gömeriz. Hepimizin içinde bir olamadıklarımız listesi vardır.
Bu olamadıklarımız listesi ileride sahip olamadıklarımız olarak yenilenir. Evimizi bir malikane ile kıyaslamayız ama yan evle kıyaslamaya başlarız. Bu durum bir süre sonra uyum sağlama ve öne çıkma paradoksuna dönüşür. Bizde yan evde olandan daha fazlasının olmasını, yaşam standartımızın bir adım üstün olmasını başarı olarak görmeye başlarız. Bir süre sonra başkaları gibi ol ama onlardan daha iyi ol yaklaşımı hayat tarzımız olmaya başlar. Uyum göstermeye ve rekabet etmeye çok enerji harcarız ama fark yaratacak en iyiyi aramayız.
Klasik rekabet yaklaşımında hep bir adım önde olma ve rakiplere üstünlük sağlama anlatılır. Tohumu okul yıllarında atılan bu yaklaşım o yıllarda en yüksek notu almak olarak algılanır. Daha sonraki yıllarda ise kendini sahip olunan maaş paketleri, arabalar ve evler olarak gösterir. Değişen koşulları takip etmez ve algımızı sadece rekabete yoğunlaştırırsak bir süre sonra oyun dışı kaldığımızı fark edemeyiz bile.
Kıyaslama fark yaratacak en iyi aramak ve bulmaktır. Diğer bir tanımla görünüşte bağlantısız olan verileri bağlama gücüdür. İşte Steve Jobs bunu başarmıştır. Bir şeker fabrikasında mavi jelibonun rengini Apple mavisine dönüştürmüş, aldığı kaligrafi derslerininde sabretmeyi ve mükemmelliyetçiliği öğrenmiş, sanata olan ilgisini estetiğe dönüştürmüş ve bir sürü başarsızlıktan sonra Apple Store’ları yaratmıştır. Kovulmuş ve geri dönmeyi başarmıştır. Geri döndüğünde de kendisini intikam duygusundan arındırmak için çok çaba sarfetmiştir. Bence en önemlisi dünyadaki bir çok genç insana ilham kaynağı olmuş ve onların geliştirdiği uygulamalarla bir mikrokosmos oluşturmuştur.
Apple’ın Jobs olmadan nasıl yoluna devam edeceğini zaman gösterecek. Eğer gerçekten fark yaratmış ve yarattığı farkı kurumla özdeşleştirmişse Apple bundan sonrada yoluna büyüyerek devam edebilir.
Ben kendi adıma okuduğum kitaptan bir anlam kazanmaya çalıştım. En iyiyi aramak ve uygulamak için dikkatli olmaya, etrafa her zaman baktığımdan farklı bir gözle bakmaya çalışmaya, karşılaştığım herkesten ve her olaydan ilham almaya ve bunu hayatımda sürekli yapabilmek için çaba göstermeye karar verdim.
Herkese iyi haftalar ve yeni başlangıçlar dilerim.
Ayşegül Güngör
@AysegulGungor
Bir kişinin Matisse çizgileriyle, Copland’ın müzik ölçüleriyle, Chanel’in kesimiyle kendini ifade etmesi başka bir şeydir. Bir fikrin özünü, içindeki cevheri alıp geliştirmek, ince ayar yapmak, milyonlarca üretmeye yeterli ölçüde mükemmel kıvama gelene kadar değiştirmek ve kabul ettirmek başka bir şeydir.
Ve Steve Jobs Apple’i yarattı.”
(Michale Moritz)
Cumartesi günü Steve Jobs’un kitabını okumaya başladığımda “Kıyaslama” üzerine düşünüyordum. Kıyaslama sözlük anlamıyla en iyiyi aramak ve onu yapılan işe uygulamak demek. Oysa zihnimizdeki anlamı çok daha farklı. Hepimiz kıyaslama deyince bunu uyumluluk ve rekabet olarak anlıyoruz. Benzer şeylerden olan bir veri topluluğunun içinde kimin ya da neyin en iyi olduğunu görmeye çalışmak için uğraşıyoruz.
Doğduğumuz andan itibaren sürekli başkaları tarafından kıyaslanıyor ve kendimizi başkalarıyla kıyaslıyoruz. Bu kıyaslamanın sonucunda sahip olduklarımız bizi mutlu ederken sahip olamadıklarımız bizi mutsuz ediyor ve kendimizi eksik hissediyoruz. Hepimizin hayatında bize örnek gösterilen bir kardeş, sınıf arkadaşı veya akrabamız vardır. Aileler genellikle bu örnekleri bize yol göstersin, örnek olsun ve biraz hırs kazanalım düşüncesiyle anlatır ve hep olmadıklarımızı gösterirler. Bu örneklerden nasıl yaralanabileceğimiz konusunda bir yaklaşımda bulunmazlar. Bir süre sonra olamadıklarımız üzerine yoğunlaşmaya başlar ve kendimizde var olanları ve içimizdeki cevherleri karanlığa gömeriz. Hepimizin içinde bir olamadıklarımız listesi vardır.
Bu olamadıklarımız listesi ileride sahip olamadıklarımız olarak yenilenir. Evimizi bir malikane ile kıyaslamayız ama yan evle kıyaslamaya başlarız. Bu durum bir süre sonra uyum sağlama ve öne çıkma paradoksuna dönüşür. Bizde yan evde olandan daha fazlasının olmasını, yaşam standartımızın bir adım üstün olmasını başarı olarak görmeye başlarız. Bir süre sonra başkaları gibi ol ama onlardan daha iyi ol yaklaşımı hayat tarzımız olmaya başlar. Uyum göstermeye ve rekabet etmeye çok enerji harcarız ama fark yaratacak en iyiyi aramayız.
Klasik rekabet yaklaşımında hep bir adım önde olma ve rakiplere üstünlük sağlama anlatılır. Tohumu okul yıllarında atılan bu yaklaşım o yıllarda en yüksek notu almak olarak algılanır. Daha sonraki yıllarda ise kendini sahip olunan maaş paketleri, arabalar ve evler olarak gösterir. Değişen koşulları takip etmez ve algımızı sadece rekabete yoğunlaştırırsak bir süre sonra oyun dışı kaldığımızı fark edemeyiz bile.
Kıyaslama fark yaratacak en iyi aramak ve bulmaktır. Diğer bir tanımla görünüşte bağlantısız olan verileri bağlama gücüdür. İşte Steve Jobs bunu başarmıştır. Bir şeker fabrikasında mavi jelibonun rengini Apple mavisine dönüştürmüş, aldığı kaligrafi derslerininde sabretmeyi ve mükemmelliyetçiliği öğrenmiş, sanata olan ilgisini estetiğe dönüştürmüş ve bir sürü başarsızlıktan sonra Apple Store’ları yaratmıştır. Kovulmuş ve geri dönmeyi başarmıştır. Geri döndüğünde de kendisini intikam duygusundan arındırmak için çok çaba sarfetmiştir. Bence en önemlisi dünyadaki bir çok genç insana ilham kaynağı olmuş ve onların geliştirdiği uygulamalarla bir mikrokosmos oluşturmuştur.
Apple’ın Jobs olmadan nasıl yoluna devam edeceğini zaman gösterecek. Eğer gerçekten fark yaratmış ve yarattığı farkı kurumla özdeşleştirmişse Apple bundan sonrada yoluna büyüyerek devam edebilir.
Ben kendi adıma okuduğum kitaptan bir anlam kazanmaya çalıştım. En iyiyi aramak ve uygulamak için dikkatli olmaya, etrafa her zaman baktığımdan farklı bir gözle bakmaya çalışmaya, karşılaştığım herkesten ve her olaydan ilham almaya ve bunu hayatımda sürekli yapabilmek için çaba göstermeye karar verdim.
Herkese iyi haftalar ve yeni başlangıçlar dilerim.
Ayşegül Güngör
@AysegulGungor
10 Ekim 2011 Pazartesi
"Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz ?
Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.
Sadece kendiniz için yaşayın ve;
— Konuşmadan önce dinleyin,
— Yazmadan önce düşünün,
— Harcamadan önce kazanın,
— Dua etmeden önce bağışlayın,
— İncitmeden önce hissedin,
— Nefret etmeden önce sevin,
— Vazgeçmeden önce çabalayın,
— Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun."
William Shakespeare
Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.
Sadece kendiniz için yaşayın ve;
— Konuşmadan önce dinleyin,
— Yazmadan önce düşünün,
— Harcamadan önce kazanın,
— Dua etmeden önce bağışlayın,
— İncitmeden önce hissedin,
— Nefret etmeden önce sevin,
— Vazgeçmeden önce çabalayın,
— Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun."
William Shakespeare
7 Ekim 2011 Cuma
dikkat!
"Duygularınıza dikkat edin
davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin
alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin
değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin
karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin
kaderinize dönüşür... "
(Mahatma GHANDI)
davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin
alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin
değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin
karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin
kaderinize dönüşür... "
(Mahatma GHANDI)
29 Eylül 2011 Perşembe
''Sevmek yürek ister'' değil, "Her yürek sevmek ister". Sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister..!
Kimse bilsin istemiyorum kalbimin kırıldığını. İşte bu yüzden herkesden gizlerim; yüzüm gülerken içimin ağladığını.
Bunca kalp kırıklıklarına rağmen küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgarı arkama alıp bağırmak istiyorum hayata: Acımadı ki !
Aşk; bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. Bir defa yanarsın, İzi kalır. Sonra bir daha dokunmazsın sadece yanına yaklaşırsın.
Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? Ben ki; çayı bile iki şekerle içerim, birlikte erisinler diye.
Hep denir ya ''ben arkandayım, sırtın yere gelmez'' diye.. Ben almayayım, yüzüm yere geleceğine, sırtım yere gelsin.
Ne kadar gidişine ses etmesemde bir bαşkαsının senin içini ısıtαcαğını bilmek; Benim hep içimi üşütücek.
Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Taki ailen görene kadar. Bende aşka öyle sakladm kendimi, taki seni görene kadar.
Tüm gücünle sevme, sevgisinden emin olmadığn kişiyi. Ve unutma, Bugün seni terkeden; dün uğrunα ölecekti !
Tıpkı sevilmeyen bir öğretmen gibiydi kalbim... Parmak kaldıranlara inat, hep dersten anlamayanları seçti.
Bazen başını alıp gidebilecek kadar cesur; Ve bazen kalıp herşeye gözyumacak kadar yürekli olabilmeli insan.
Elden düşme sevdalar değil istediğim. Yüreğinin sahibi olmalıyım yada hiçbirşeyin. Yüreğinin sahibi değilsem önemi yok birşeyin.
Laf ebeliği yapma sevgili, Çünkü ebe de sensin sobe de.
Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile ...uzak kalamam gözlerine...
Biliyorum yarınlarım dünden farksız. Hayat mı bana küstü ben mi ona küstüm hatırlamıyorum ama, şu aralar fena dargınız.
Bazen dünyanın en zor mesleğidir... kendi duygularına tercüman olmak...!
Kimbilir belki yaralarımızı üflerken öğrendik, ıslık çalmasını.
Bir gün diyorum.. Bir gün gelecek ve uyαnıncα ilk αklımα gelen sen olmαyαcαksın.
Yoksul bir çocuk görsem, yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden...
Sevmek yürek ister değil, Her yürek sevmek ister. sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister.
Hayat işte. uykun gelsin diye hayaline giren koyunları, uykun kaçsın diye hayatına giren öküzleri sayarsın.
İki pencere αçık kαlıncα cereyαn, İki yürek αçık oluncα Aşk olur; ama sonuç değişmez: İkisininde sonunda üşütürsün.
Söylediğin her yalandan sonra "keşke hep çocuk kalsaydım" deme. Çünkü sölediğin her yalanda yeterince küçüldün zaten gözümde.
Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Sorun atlı karıncalar değil, arkamdan dönüp duran dönme dolaplar.
Üzülmüyorum. Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı. Hep hayırsız değil ya bu insanlar; bir gün beni de bulur hayırlısı.
Sevmek, hayal kurmak kadar kolay. Peki ya unutmak; Kurduğun hayallerin gerçekleşmesi kadar zor.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir, diyorlar. Sanki inanmak...tan daha muhteşem bir hata yapılabilirmiş gibi.
Özlemin tarifi yok, kim ne demişse sebebi çaresizlik. Yanımdayken bile sana doyamazken. nasıl anlatılır ki sensizlik!
Aşk sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, İnsanlarda onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.
Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen, Gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar, canını yakar.
İlk önce konuşmaktan korkarsın sevdiğinle, Sonra ona aşık olmaktan. Bunlar neyse de, en son kaybetmekten korkarsın işte.
Elinden geleni yaptıktan sonra, sıra ayağından geleni yapmakta: Gitmek gibi mesela.
Ne garip şey şu mutluluk! Gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz, kalsa bile yetmez.
İtiraf etmeliyim ki "Seninle herşey güzeldi"ama itiraf etmek gerek ki, Sensiz daha da güzel.
Belki aradığını bulamamış olabilirsin bende; ama unutma ki, bende bulduğunu bulamayacaksın hiçkimsede.
Yokluğunun iki yakasını bir araya getirip, Varlığını ilikler misin ömrüme?
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz; Ben seni, Sen kendini.
Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydin?
Bazen unutmak gerekiyormuş, unutulma pahasına. Çünkü zaman değilmiş gideni geri getiren, aslında zamanmış var olanı götüren.
Eğer aşk nasıl biteceği bilinmeyen yarım yamalak bir cümleyse hayatında; Uzatmaya gerek yok, noktayı koyup bitirmeli aslında.
Çocuk değilim artık, büyüdüm. Biraz yorgun, biraz kırgınım yine de. Yeter artık! Giden yolunu, kalan yerini bilsin sadece.
Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa zaten, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.
Sevgiyi hakedene değil de muhtaçmış gibi görünene verdiğimiz müddetçe üzülen hep biz olacağız.
Ortak yönümüz çoktu bizim, Birbirimiz için yaratılmıştık sanki. Aynıydı düşüncelerimiz: Ben seni düşünürdüm, Sen kendini.
Hani bir kelebek yakalarsın, bakmak istersin.. ama elini açsan kaçacak, sımsıkı tutsan ölecek. İşte böyle birşey seni sevmek.
Tamda unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, en içten kahkahalarımın arasında "aklıma gelmek zorunda mısın?
Artık Ne Sıradaki Parça Sen Ol, Nede Bana Gel; Bence Sen Biraz Dürüst Ol ve Önce Kendine Gel.
Senin küle çevirdiğin kalbe, bir başkası üfleyip yeniden hayat verir.
Ne zaman sıkıca tutsam aşkı yüreğimle, annem dürter usulca hadi uyan diye.
90 - 60 - 90 'ı herkes bilir, Elbette ki vücut ölçüleri. Ama birde 200 - 70 - 60 var, Unutmayın bu da tabut ölçüleri.
Dünya böylesine güzel olurmuydu yine,diplomasını çerçeveleyip para kazanma derdine düşseydi Dr.Che,yüreğini dağlara asmak yerine.
Herkes bir üçgenin iç açıları toplamını bilir de, kimse bir insanın iç acıları toplamını bilmez...
Dudaklarında gözüm yoktu oysa.. Kalbini istemiştim bi tek. Tek hayalimdi; iki kasin ortasina öpücük kondurup Helalimsin demek.
Aramıyorum.. Ne bebeklik , Ne çocukluk günlerimi , Neden arayayım ? O günlerde sen yoktun ki.
Gelir gibi yapıp köşeden 'U' dönüşü yapıyor mutluluk. Bir türlü mutlu olamadık bizde, ama hala umutluyuz.
Nasıl sevmezsin eşitliği yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken.
Dün bir şarkı çıktı radyoda, yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim.. Söylemek çok acıtıyor ama "ben seni çok özledim.
Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam, evet yeri gelir susarım; "Ama bir gün öyle bir giderim ki, kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!
Göğsünde şakırdayan madalyalarıyla peşinde koştuğu dünyanın en aptal kuşunu bile zor yakalar generalim.
Sağır ve dilsiz ki okşarken sevgilisinin tenini elleriyle hem sevişir hem konuşur.
Halt etmiş Türkçe öğretmenleri; En uzun fiil beklemek'tir çünkü.
Bir bavul dolusu cümle var defterimde...yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine 'yara' değil de 'yar' diyebilir misin?
Kimse bilsin istemiyorum kalbimin kırıldığını. İşte bu yüzden herkesden gizlerim; yüzüm gülerken içimin ağladığını.
Bunca kalp kırıklıklarına rağmen küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgarı arkama alıp bağırmak istiyorum hayata: Acımadı ki !
Aşk; bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. Bir defa yanarsın, İzi kalır. Sonra bir daha dokunmazsın sadece yanına yaklaşırsın.
Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? Ben ki; çayı bile iki şekerle içerim, birlikte erisinler diye.
Hep denir ya ''ben arkandayım, sırtın yere gelmez'' diye.. Ben almayayım, yüzüm yere geleceğine, sırtım yere gelsin.
Ne kadar gidişine ses etmesemde bir bαşkαsının senin içini ısıtαcαğını bilmek; Benim hep içimi üşütücek.
Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Taki ailen görene kadar. Bende aşka öyle sakladm kendimi, taki seni görene kadar.
Tüm gücünle sevme, sevgisinden emin olmadığn kişiyi. Ve unutma, Bugün seni terkeden; dün uğrunα ölecekti !
Tıpkı sevilmeyen bir öğretmen gibiydi kalbim... Parmak kaldıranlara inat, hep dersten anlamayanları seçti.
Bazen başını alıp gidebilecek kadar cesur; Ve bazen kalıp herşeye gözyumacak kadar yürekli olabilmeli insan.
Elden düşme sevdalar değil istediğim. Yüreğinin sahibi olmalıyım yada hiçbirşeyin. Yüreğinin sahibi değilsem önemi yok birşeyin.
Laf ebeliği yapma sevgili, Çünkü ebe de sensin sobe de.
Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile ...uzak kalamam gözlerine...
Biliyorum yarınlarım dünden farksız. Hayat mı bana küstü ben mi ona küstüm hatırlamıyorum ama, şu aralar fena dargınız.
Bazen dünyanın en zor mesleğidir... kendi duygularına tercüman olmak...!
Kimbilir belki yaralarımızı üflerken öğrendik, ıslık çalmasını.
Bir gün diyorum.. Bir gün gelecek ve uyαnıncα ilk αklımα gelen sen olmαyαcαksın.
Yoksul bir çocuk görsem, yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden...
Sevmek yürek ister değil, Her yürek sevmek ister. sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister.
Hayat işte. uykun gelsin diye hayaline giren koyunları, uykun kaçsın diye hayatına giren öküzleri sayarsın.
İki pencere αçık kαlıncα cereyαn, İki yürek αçık oluncα Aşk olur; ama sonuç değişmez: İkisininde sonunda üşütürsün.
Söylediğin her yalandan sonra "keşke hep çocuk kalsaydım" deme. Çünkü sölediğin her yalanda yeterince küçüldün zaten gözümde.
Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Sorun atlı karıncalar değil, arkamdan dönüp duran dönme dolaplar.
Üzülmüyorum. Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı. Hep hayırsız değil ya bu insanlar; bir gün beni de bulur hayırlısı.
Sevmek, hayal kurmak kadar kolay. Peki ya unutmak; Kurduğun hayallerin gerçekleşmesi kadar zor.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir, diyorlar. Sanki inanmak...tan daha muhteşem bir hata yapılabilirmiş gibi.
Özlemin tarifi yok, kim ne demişse sebebi çaresizlik. Yanımdayken bile sana doyamazken. nasıl anlatılır ki sensizlik!
Aşk sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, İnsanlarda onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.
Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen, Gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar, canını yakar.
İlk önce konuşmaktan korkarsın sevdiğinle, Sonra ona aşık olmaktan. Bunlar neyse de, en son kaybetmekten korkarsın işte.
Elinden geleni yaptıktan sonra, sıra ayağından geleni yapmakta: Gitmek gibi mesela.
Ne garip şey şu mutluluk! Gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz, kalsa bile yetmez.
İtiraf etmeliyim ki "Seninle herşey güzeldi"ama itiraf etmek gerek ki, Sensiz daha da güzel.
Belki aradığını bulamamış olabilirsin bende; ama unutma ki, bende bulduğunu bulamayacaksın hiçkimsede.
Yokluğunun iki yakasını bir araya getirip, Varlığını ilikler misin ömrüme?
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz; Ben seni, Sen kendini.
Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydin?
Bazen unutmak gerekiyormuş, unutulma pahasına. Çünkü zaman değilmiş gideni geri getiren, aslında zamanmış var olanı götüren.
Eğer aşk nasıl biteceği bilinmeyen yarım yamalak bir cümleyse hayatında; Uzatmaya gerek yok, noktayı koyup bitirmeli aslında.
Çocuk değilim artık, büyüdüm. Biraz yorgun, biraz kırgınım yine de. Yeter artık! Giden yolunu, kalan yerini bilsin sadece.
Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa zaten, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.
Sevgiyi hakedene değil de muhtaçmış gibi görünene verdiğimiz müddetçe üzülen hep biz olacağız.
Ortak yönümüz çoktu bizim, Birbirimiz için yaratılmıştık sanki. Aynıydı düşüncelerimiz: Ben seni düşünürdüm, Sen kendini.
Hani bir kelebek yakalarsın, bakmak istersin.. ama elini açsan kaçacak, sımsıkı tutsan ölecek. İşte böyle birşey seni sevmek.
Tamda unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, en içten kahkahalarımın arasında "aklıma gelmek zorunda mısın?
Artık Ne Sıradaki Parça Sen Ol, Nede Bana Gel; Bence Sen Biraz Dürüst Ol ve Önce Kendine Gel.
Senin küle çevirdiğin kalbe, bir başkası üfleyip yeniden hayat verir.
Ne zaman sıkıca tutsam aşkı yüreğimle, annem dürter usulca hadi uyan diye.
90 - 60 - 90 'ı herkes bilir, Elbette ki vücut ölçüleri. Ama birde 200 - 70 - 60 var, Unutmayın bu da tabut ölçüleri.
Dünya böylesine güzel olurmuydu yine,diplomasını çerçeveleyip para kazanma derdine düşseydi Dr.Che,yüreğini dağlara asmak yerine.
Herkes bir üçgenin iç açıları toplamını bilir de, kimse bir insanın iç acıları toplamını bilmez...
Dudaklarında gözüm yoktu oysa.. Kalbini istemiştim bi tek. Tek hayalimdi; iki kasin ortasina öpücük kondurup Helalimsin demek.
Aramıyorum.. Ne bebeklik , Ne çocukluk günlerimi , Neden arayayım ? O günlerde sen yoktun ki.
Gelir gibi yapıp köşeden 'U' dönüşü yapıyor mutluluk. Bir türlü mutlu olamadık bizde, ama hala umutluyuz.
Nasıl sevmezsin eşitliği yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken.
Dün bir şarkı çıktı radyoda, yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim.. Söylemek çok acıtıyor ama "ben seni çok özledim.
Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam, evet yeri gelir susarım; "Ama bir gün öyle bir giderim ki, kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!
Göğsünde şakırdayan madalyalarıyla peşinde koştuğu dünyanın en aptal kuşunu bile zor yakalar generalim.
Sağır ve dilsiz ki okşarken sevgilisinin tenini elleriyle hem sevişir hem konuşur.
Halt etmiş Türkçe öğretmenleri; En uzun fiil beklemek'tir çünkü.
Bir bavul dolusu cümle var defterimde...yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine 'yara' değil de 'yar' diyebilir misin?
Kadir'in Uçtugu Yer
Kadir'in Uçtugu Yer
1940'li yillardir.Uluborlu henüz “Sehir” dedigimiz yerlesim alanindadir.Içme suyu Kapidagi'ndan borularla getirilerek mahalle çesmelerine verilmekte,ahali bu çesmelerden tasidigi su ile ihtiyacini görmektedir.Suyun mahalle çesmelerine aksamaksizin iletilmesi Belediyenin,Belediye ‘de de Kadir Erdemir'in isidir .Kisin en siddetli oldugu günlerdir.Diz boyu kar yagmis
Kapidagi'ndan gelen isale hatti dondugu ve ya yerinden kaydigi için mahalle çesmesinin de suyu kesilir.Esasen kabayel esip de sulari eritmesini beklemekten baska çare yoktur.Ancak muhtemelen mahalle halkinin tazyikinden bunalan Belediye Kalfa'si Gafle Ömer,Kadir'in evine gelerek,aldigi maasi hakketmesi için bu susuzluga bir çare bulmasi gerektigi yönünde konusur.Bu sözler Kadir'in agirina gider
ailesinin bütün engelleme çabalarina ragmen küregini alip Kapidagi'nin yolunu tutar.Dagin Kuzeybati yamacindaki patika yoldan ilerleyerek isale hattindaki arizayi bulmaya çalisir.Bir yani uçurum bir yani yamaç olan bu çigir,normal sartlarda Kadir'in gözü kapali geçecegi bir yoldur ,ne var ki siddetli soguk ve beline kadar gelen kar onun için bile fazladir.Ayagini basacagi yeri ancak kürekle yoklayarak bulabilmektedir.Gene ayagini basacagi saglam zemini bulabilmek için küregi kara daldirir,ancak kürek bosa çikar.Kadir dengesini kaybeder ve uçuruma yuvarlanir.Cenazesinin Senirkent yolundaki Akçay mevkiinde bulundugu söylenir.Bu gün de Kapidagi'na tirmanmak için kestirme olan o patika “Kadir'in Uçtugu Yer” diye anilir.
Geride ,çocuk yasta üç yetim birakan Kadir'in trajik ölümü üzerine agit yakilir.Bu uzun agittan tesbit edebildigimiz kadari asagidadir:
Evden çiktim selamet
Dagda koptu kiyamet
Üç yetim koydum gittim
Allah sana emanet
Atlara binistiler
Daglara yörüstüler
Kadir öldü deyince
Üç yetim çigristilar
Giden çoban beri bak
Anneme haber birak
Sen ettin Gafle çolak
Kalkmaz döseklere yat
Bu ağıt dedem Postu Kadir ERDEMİR için yazılmıştır.Dedemi saygıyla anıyoruz.Uğur ERDEMİR
1940'li yillardir.Uluborlu henüz “Sehir” dedigimiz yerlesim alanindadir.Içme suyu Kapidagi'ndan borularla getirilerek mahalle çesmelerine verilmekte,ahali bu çesmelerden tasidigi su ile ihtiyacini görmektedir.Suyun mahalle çesmelerine aksamaksizin iletilmesi Belediyenin,Belediye ‘de de Kadir Erdemir'in isidir .Kisin en siddetli oldugu günlerdir.Diz boyu kar yagmis
Kapidagi'ndan gelen isale hatti dondugu ve ya yerinden kaydigi için mahalle çesmesinin de suyu kesilir.Esasen kabayel esip de sulari eritmesini beklemekten baska çare yoktur.Ancak muhtemelen mahalle halkinin tazyikinden bunalan Belediye Kalfa'si Gafle Ömer,Kadir'in evine gelerek,aldigi maasi hakketmesi için bu susuzluga bir çare bulmasi gerektigi yönünde konusur.Bu sözler Kadir'in agirina gider
ailesinin bütün engelleme çabalarina ragmen küregini alip Kapidagi'nin yolunu tutar.Dagin Kuzeybati yamacindaki patika yoldan ilerleyerek isale hattindaki arizayi bulmaya çalisir.Bir yani uçurum bir yani yamaç olan bu çigir,normal sartlarda Kadir'in gözü kapali geçecegi bir yoldur ,ne var ki siddetli soguk ve beline kadar gelen kar onun için bile fazladir.Ayagini basacagi yeri ancak kürekle yoklayarak bulabilmektedir.Gene ayagini basacagi saglam zemini bulabilmek için küregi kara daldirir,ancak kürek bosa çikar.Kadir dengesini kaybeder ve uçuruma yuvarlanir.Cenazesinin Senirkent yolundaki Akçay mevkiinde bulundugu söylenir.Bu gün de Kapidagi'na tirmanmak için kestirme olan o patika “Kadir'in Uçtugu Yer” diye anilir.
Geride ,çocuk yasta üç yetim birakan Kadir'in trajik ölümü üzerine agit yakilir.Bu uzun agittan tesbit edebildigimiz kadari asagidadir:
Evden çiktim selamet
Dagda koptu kiyamet
Üç yetim koydum gittim
Allah sana emanet
Atlara binistiler
Daglara yörüstüler
Kadir öldü deyince
Üç yetim çigristilar
Giden çoban beri bak
Anneme haber birak
Sen ettin Gafle çolak
Kalkmaz döseklere yat
Bu ağıt dedem Postu Kadir ERDEMİR için yazılmıştır.Dedemi saygıyla anıyoruz.Uğur ERDEMİR
28 Eylül 2011 Çarşamba
SEVMEK HAKKINDA !
''Sevmek yürek ister'' değil, "Her yürek sevmek ister". Sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister..!
6 Ağustos 2011 Cumartesi
MEVLANA 'DAN
Mevlana’nın Sözleri A:
Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.
Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.
Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.
Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.
Mevlana’nın Sözleri B:
Ümit, güvenlik yolunun başıdır. Yolda yürümesen de daima yolun başını gözet. “Doğru olmayan şeyler yaptım.” deme, doğruluğu tut. / O zaman hiçbir eğrilik kalmaz. / Doğruluk Musa’nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazın sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca onların hepsini yutar.
Gönlü ışık yakmayı, aydınlanmayı öğrenen kişiyi, güneş bile yakamaz. Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen benliğini yakıver.
Yüz binlerce birbirine benzeyenleri seyret de aralarında ki yetmiş yıllık farka dikkat et. İki şey birbirine benzeyebilir: Acı su da berraktır, tatlı su da…
Ömründen nasibin, kendini Sevgiliden mesut bulduğun andan ibarettir.
Şunu iyi bil ki safları yaran, her şeyi yenen aslanla savaşmak kolaydır; gerçek kahraman odur ki önce kendi nefsini yener.
Mevlana’nın Sözleri C:
Yeşilliklerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıldan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.
Nice bilginler vardır ki gerçek bilgiden, hakiki irfandan nasipsizdirler. Bu ilim sahipleri, bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil.
Nice kişiler vardır ki dizimin dibindedirler, ama benim için sanki Yemen’dedirler. Yemen’de olan niceleri de vardır ki sanki dizimin dibindedirler.
Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, hiç aramamak demektir.
Tuzağa saçtığın taneler cömertlik sayılmaz.
Mevlana’nın Sözleri D:
Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
Allah ile olduktan sonra, ölüm de ömür de hoştur.
Bal yiyen, arısından gocunmaz.
Bir mum diğerini tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez.
Ne mutlu o kimseye ki kendi ayıbını görür.
Mevlana’nın Sözleri E:
İyiliği ve ihsanı tamamlamak, başlamaktan daha iyidir.
Bu dünya bir tuzaktır, tanesi de arzular.
Balığa, denizden başkası azaptır.
Soru da bilgiden doğar, cevap da.
Adalet nedir? – Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? – Dikene su vermek.
Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.
Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.
Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.
Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.
Mevlana’nın Sözleri B:
Ümit, güvenlik yolunun başıdır. Yolda yürümesen de daima yolun başını gözet. “Doğru olmayan şeyler yaptım.” deme, doğruluğu tut. / O zaman hiçbir eğrilik kalmaz. / Doğruluk Musa’nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazın sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca onların hepsini yutar.
Gönlü ışık yakmayı, aydınlanmayı öğrenen kişiyi, güneş bile yakamaz. Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen benliğini yakıver.
Yüz binlerce birbirine benzeyenleri seyret de aralarında ki yetmiş yıllık farka dikkat et. İki şey birbirine benzeyebilir: Acı su da berraktır, tatlı su da…
Ömründen nasibin, kendini Sevgiliden mesut bulduğun andan ibarettir.
Şunu iyi bil ki safları yaran, her şeyi yenen aslanla savaşmak kolaydır; gerçek kahraman odur ki önce kendi nefsini yener.
Mevlana’nın Sözleri C:
Yeşilliklerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıldan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.
Nice bilginler vardır ki gerçek bilgiden, hakiki irfandan nasipsizdirler. Bu ilim sahipleri, bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil.
Nice kişiler vardır ki dizimin dibindedirler, ama benim için sanki Yemen’dedirler. Yemen’de olan niceleri de vardır ki sanki dizimin dibindedirler.
Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, hiç aramamak demektir.
Tuzağa saçtığın taneler cömertlik sayılmaz.
Mevlana’nın Sözleri D:
Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
Allah ile olduktan sonra, ölüm de ömür de hoştur.
Bal yiyen, arısından gocunmaz.
Bir mum diğerini tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez.
Ne mutlu o kimseye ki kendi ayıbını görür.
Mevlana’nın Sözleri E:
İyiliği ve ihsanı tamamlamak, başlamaktan daha iyidir.
Bu dünya bir tuzaktır, tanesi de arzular.
Balığa, denizden başkası azaptır.
Soru da bilgiden doğar, cevap da.
Adalet nedir? – Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? – Dikene su vermek.
8 Temmuz 2011 Cuma
Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki, yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için...
Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel...
Ve unutma; aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir...
7 Temmuz 2011 Perşembe
güzel sözler...
"Duygularınıza dikkat edin
davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin
alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin
değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin
karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin
kaderinize dönüşür... "
(Mahatma GHANDI)
davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin
alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin
değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin
karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin
kaderinize dönüşür... "
(Mahatma GHANDI)
27 Haziran 2011 Pazartesi
Bilemezsin,
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbirşey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su.
Düşündüğüm her şey
Doğu'ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla.
Mevlana
20 Haziran 2011 Pazartesi
ALTIN ÖĞÜTLER
Ünlü yaşam koçunun daha iyi bir yaşam için önerdiği altın öğütlerden bazıları şöyle:
Sinmeyin, geçiştirmeyin. Canınızı sıkan bir şey olduğunda bunu anında ifade etme alışkanlığını edinin.
Standartlarınızı yükseltin.
Her gün yapmak için can atacağınız küçük de olsa projeler geliştirin.
Yeni bir şey istiyorsanız, öncelikle eskisini tasfiye edin. Örneğin, yeni giysiler istiyorsanız, giysi dolabınızı temizleyin.
Yaşamınızdan dağınıklığı çıkarın, dağınıklıktan kurtulmak olağanüstü sağaltıcıdır. Bir hafta boyunca her gün yarım saatinizi, en fazla bir saatinizi atılacak şeyleri toparlamaya ayırın.
Hayatınızı sadeleştirin. Zamanınızı ve enerjinizi nasıl kullanacağınız konusunda aşırı ölçüde seçici olmanız, güçlü bir teşviktir.
Bir temizlikçi tutun. Her şeyi kendiniz yapmaktan vazgeçin ve mümkün olduğunca başkalarını görevlendirin.
Adres defterinizi güncelleyin. Birlikte olmaktan zevk almadığınız kimselerle vakit geçirmeyin.
Evinizde ve işyerinizde Feng Shui uygulayın.
Para kaçaklarını giderin, para diyetine başlayın, borçlarınızı ödeyin.
Hak ettiğinizi kazanın. Ortamalanın üzerinde alıyor olsanız bile ücret artışı istemekten çekinmeyin.
Bir tasarruf hesabı açın ve gelirinizin yüzde 20’sini biriktirin.
Evinizi ve kendinizi sigortalattırın.
Enerjinizi tüketen televizyonunuzu kapatın.
Her defasında bir iş yapın. On şey birden yapmaya çalışarak ortalıkta koşuşturmak verimlilik getirmez.
Yapmanız gerekeni hemen yapın. İşinizi tam yapın.
Yapmaktan hoşlandığınız şeyi yapmak için kendinize bir gece ayırın.
Özür dileyin, yaptığınız hatayı düzeltin ve her şeyin ötesinde kendinizi bağışlayın.
Özel arkadaşlarınızdan oluşan güçlü bir ağ kurun.
Güzel armağanlar verin.
Sizin için bir şeyler yapan insanlara teşekkür edin.
Hayallerinizi ve değerlerinizi sıralayın.
Sezgilerinizin size yol göstermesine izin verin.
İşleri başkalarına devretme sanatında ustalaşın.
Telefona söz geçirin. Görüşmelerinize 10 dakika sınırı koyun.
Dedikoduya son verin, her şeyinizi anlatmayın, derinlemesine dinleyin.
Yakınmaları ricaya, iltifatları takdire dönüştürün.
İnsanları değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin.
Size yakışanı giyin.
Canınızı sıkan bedensel kusurlarınızdan kurtulun.
Masaj yaptırın.
Kendinizi güzellikle ve lüksle kuşatın.
Kendinize yatırım yapın.
Ünlü yaşam koçunun daha iyi bir yaşam için önerdiği altın öğütlerden bazıları şöyle:
Sinmeyin, geçiştirmeyin. Canınızı sıkan bir şey olduğunda bunu anında ifade etme alışkanlığını edinin.
Standartlarınızı yükseltin.
Her gün yapmak için can atacağınız küçük de olsa projeler geliştirin.
Yeni bir şey istiyorsanız, öncelikle eskisini tasfiye edin. Örneğin, yeni giysiler istiyorsanız, giysi dolabınızı temizleyin.
Yaşamınızdan dağınıklığı çıkarın, dağınıklıktan kurtulmak olağanüstü sağaltıcıdır. Bir hafta boyunca her gün yarım saatinizi, en fazla bir saatinizi atılacak şeyleri toparlamaya ayırın.
Hayatınızı sadeleştirin. Zamanınızı ve enerjinizi nasıl kullanacağınız konusunda aşırı ölçüde seçici olmanız, güçlü bir teşviktir.
Bir temizlikçi tutun. Her şeyi kendiniz yapmaktan vazgeçin ve mümkün olduğunca başkalarını görevlendirin.
Adres defterinizi güncelleyin. Birlikte olmaktan zevk almadığınız kimselerle vakit geçirmeyin.
Evinizde ve işyerinizde Feng Shui uygulayın.
Para kaçaklarını giderin, para diyetine başlayın, borçlarınızı ödeyin.
Hak ettiğinizi kazanın. Ortamalanın üzerinde alıyor olsanız bile ücret artışı istemekten çekinmeyin.
Bir tasarruf hesabı açın ve gelirinizin yüzde 20’sini biriktirin.
Evinizi ve kendinizi sigortalattırın.
Enerjinizi tüketen televizyonunuzu kapatın.
Her defasında bir iş yapın. On şey birden yapmaya çalışarak ortalıkta koşuşturmak verimlilik getirmez.
Yapmanız gerekeni hemen yapın. İşinizi tam yapın.
Yapmaktan hoşlandığınız şeyi yapmak için kendinize bir gece ayırın.
Özür dileyin, yaptığınız hatayı düzeltin ve her şeyin ötesinde kendinizi bağışlayın.
Özel arkadaşlarınızdan oluşan güçlü bir ağ kurun.
Güzel armağanlar verin.
Sizin için bir şeyler yapan insanlara teşekkür edin.
Hayallerinizi ve değerlerinizi sıralayın.
Sezgilerinizin size yol göstermesine izin verin.
İşleri başkalarına devretme sanatında ustalaşın.
Telefona söz geçirin. Görüşmelerinize 10 dakika sınırı koyun.
Dedikoduya son verin, her şeyinizi anlatmayın, derinlemesine dinleyin.
Yakınmaları ricaya, iltifatları takdire dönüştürün.
İnsanları değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin.
Size yakışanı giyin.
Canınızı sıkan bedensel kusurlarınızdan kurtulun.
Masaj yaptırın.
Kendinizi güzellikle ve lüksle kuşatın.
Kendinize yatırım yapın.
18 Haziran 2011 Cumartesi
Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için;
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın basını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuğu.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında âşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi, şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi, kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI. Can YÜCEL
Kıtaların Aşkı: İSTANBUL
Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul'un tarihi alanları, 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmıştır.
2.500 yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, üç tarafını Marmara Denizi, Boğaziçi ve Halic'in sardığı bir yarımada üzerinde yer alır.
istanbul Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları olmak üzere 3 dünya İmparatorluğuna başkent olmuştur.1600 yılı aşan bir süre boyunca 120'den fazla İmparator ve sultan burada hüküm sürmüştür. İstanbul, dünyada bu özelliğe sahip olan tek şehirdir.
2.500 yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, üç tarafını Marmara Denizi, Boğaziçi ve Halic'in sardığı bir yarımada üzerinde yer alır.
istanbul Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları olmak üzere 3 dünya İmparatorluğuna başkent olmuştur.1600 yılı aşan bir süre boyunca 120'den fazla İmparator ve sultan burada hüküm sürmüştür. İstanbul, dünyada bu özelliğe sahip olan tek şehirdir.
Dünyada İki kıta üzerine kurulu tek şehir olan İstanbul'un tarihi alanları dört ana bölgeden oluşmaktadır: Arkeoloji Parkı (Sultanahmet ve çevresi), Süleymaniye Camisi, Zeyrek Camisi Ne çevredeki Koruma Altındaki Bölgeler ve İstanbul Kent Surları.
istanbul, cami, kilise ve sinagogların yan yana yaşayabildiği ve adeta kardeşliklerini Han ettikleri kutsal bir şehirdir, istanbul Osmanlı'dan günümüze kalmış farklı mimari üslupların benzersiz örneği sarayları, köşkleri ve anıtsal yapıları İle de tanınmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Tophane Cami, Cenevizlilerden kalma Galata Kulesi, Sultanahmet Camii, Ayasofya ve Ayasofya'nın benzersiz mozaikleri, Osmanlı İmparatorluğunun devlet yönetim merkezi Topkapı Sarayı, Haliç sırtlarında yükselen Mimar Sinan'ın başyapıtı Süleymaniye Camii, tarihi Kapalı Çarşısı, Yerebatan Sarnıcı, Surları, Ahşap Evleri, Aya irininin kubbelerinde süzülen melodileri İstanbul'u bir tarih ve kültür başkenti yapar.
İstanbul'un tarihi yerlerinden olan Ayasofya Müzesi'nin yapımı M.S. 537 yılında tamamlanmıştır. Bir katedral olarak yapılan bina, yaklaşık 1.000 yıl boyunca Hıristiyanlık dini için önemli bir merkez olmuştur. İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethi Ne kilise camiye dönüştürülmüştür. Günümüzde müze olarak kullanılan yapının İnşasında 10.000 İşçinin çalıştığı ve bir servet harcandığı bilinmektedir.
istanbul, cami, kilise ve sinagogların yan yana yaşayabildiği ve adeta kardeşliklerini Han ettikleri kutsal bir şehirdir, istanbul Osmanlı'dan günümüze kalmış farklı mimari üslupların benzersiz örneği sarayları, köşkleri ve anıtsal yapıları İle de tanınmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Tophane Cami, Cenevizlilerden kalma Galata Kulesi, Sultanahmet Camii, Ayasofya ve Ayasofya'nın benzersiz mozaikleri, Osmanlı İmparatorluğunun devlet yönetim merkezi Topkapı Sarayı, Haliç sırtlarında yükselen Mimar Sinan'ın başyapıtı Süleymaniye Camii, tarihi Kapalı Çarşısı, Yerebatan Sarnıcı, Surları, Ahşap Evleri, Aya irininin kubbelerinde süzülen melodileri İstanbul'u bir tarih ve kültür başkenti yapar.
İstanbul'un tarihi yerlerinden olan Ayasofya Müzesi'nin yapımı M.S. 537 yılında tamamlanmıştır. Bir katedral olarak yapılan bina, yaklaşık 1.000 yıl boyunca Hıristiyanlık dini için önemli bir merkez olmuştur. İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethi Ne kilise camiye dönüştürülmüştür. Günümüzde müze olarak kullanılan yapının İnşasında 10.000 İşçinin çalıştığı ve bir servet harcandığı bilinmektedir.
Ayasofya'nın tam karşısında bulunan Sultanahmet Cami'nin en önemli özelliği İse 6 minare ile inşa edilen tek cami olmasıdır. 260'dan fazla penceresi olan cami 20.000'inin üzerinde İznik çinileri ile süslüdür.
Dünyaca ünlü 86 kıratlık kaşıkçı elmasının da yer aldığı Topkapı Sarayı 380 yıl boyunca Osmanlılara yönetim merkezliği yapmıştır. Günümüzde müze haline getirilen sarayda birbirinden eşsiz eserler sergilenmekte ve imparatorluğun ihtişamlı dönemini günümüze taşımaktadır.
527-567 yılları arasında civardaki saraylara su sağlamak için I. Justinyen tarafından yapılan Yerebatan Sarnıcı, Arkeoloji parkı içerisinde yer almaktadır. Sarnıcın içerisinde Yunan mitolojisinde kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahip olduğu kabul edilen Medusa kafası ziyaretçilerden büyük ilgi görmektedir.
İstanbul Tarihi Alanlarının önemli bir parçası olan, Zeyrek ve Süleymaniye'de bulunan yüzlerce konak ve ahşap ev günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.
istanbul tarihi ve doğal güzellikleri ile pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. İstanbul'a dair sayısız şiir yazılmış ve şarkılar bestelenmiştir. Tarihi ve kültürel zenginliği ile büyüleyici bir güzelliğe sahip olan İstanbul, kıtaların büyük aşkına tanıklık etmek isteyenleri bekliyor.
Dünyaca ünlü 86 kıratlık kaşıkçı elmasının da yer aldığı Topkapı Sarayı 380 yıl boyunca Osmanlılara yönetim merkezliği yapmıştır. Günümüzde müze haline getirilen sarayda birbirinden eşsiz eserler sergilenmekte ve imparatorluğun ihtişamlı dönemini günümüze taşımaktadır.
527-567 yılları arasında civardaki saraylara su sağlamak için I. Justinyen tarafından yapılan Yerebatan Sarnıcı, Arkeoloji parkı içerisinde yer almaktadır. Sarnıcın içerisinde Yunan mitolojisinde kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahip olduğu kabul edilen Medusa kafası ziyaretçilerden büyük ilgi görmektedir.
İstanbul Tarihi Alanlarının önemli bir parçası olan, Zeyrek ve Süleymaniye'de bulunan yüzlerce konak ve ahşap ev günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.
istanbul tarihi ve doğal güzellikleri ile pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. İstanbul'a dair sayısız şiir yazılmış ve şarkılar bestelenmiştir. Tarihi ve kültürel zenginliği ile büyüleyici bir güzelliğe sahip olan İstanbul, kıtaların büyük aşkına tanıklık etmek isteyenleri bekliyor.
Gülmek; “SAF” denme riskini göze almaktır.Ağlamak ise; “DUYGUSAL” görünme riskini… Birine yakınlaşmak; “KENDİNİ KAPTIRMA” riskini, Duygularını açmak; “KENDİNİ ORTAYA KOYMA” riskini,Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;“ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA” riskini göze almaktır.Sevmek; “KARŞILIK GÖREMEME” riskini…Yaşamak ise; “ÖLME” riskini göze almaktır.Umutlanmak; “HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA” riskini Çabalamak ise; “BAŞARISIZ OLMA” riskini göze almaktır…Ama riskler yaşanmalıdır çünkü hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır. Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez. Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken, bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder. Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür. Leo F.Buscaglia
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





























