Blog Listem

25 Kasım 2011 Cuma

Digital Yerli nesil Arasinda Digital Gocmen Ogretmenlerin Algilamasi Gerekenler..


ilara ELDAŞ
ntvmsnbc
İSTANBUL - Bir ülke düşünün; çoğunluğu çocuk, hatta bebek. Birbirleri ile iletişimleri müthiş; hem yüz yüze hem de internetten bunu çok iyi halledebiliyorlar. Dizüstü bilgisayarlar mı? Onlar çok geride kaldı, tablet bilgisayarda dergi okuyorlar. Tuşlu telefon? Komik olmayın, siz o yaşta "bak postacı geliyor" şarkısını söylerken, onlar şimdi dokunmatik telefonlarından e-posta yolluyor. Küçük yaşta bu kadar yetenekliler çünkü onlar birer "dijital yerli". Siz niye sadece hayal edecek kadar bu ülkeye yabancısınız? Çünkü siz birer "dijital göçmen"siniz.

Bu iki kavram, eğitim alanında uluslararası bir üne sahip, futurist Marc Prensky'e ait. 2001 yılında çıkan "On the Horizon - Ufukta" adlı makalesinde Prensky, 1980 sonrası doğan çocukların, öncesinde doğanlara oranla teknolojiye, teknolojiyle öğrenmeye daha yatkın olduklarını; hatta bunu doğal olarak yaptıklarını söylüyor. Futurist yazara göre bu yeni dijital dünyaya dahil olmak isteyen bir göçmen "adapte" olmayı öğrenmeli. Bunu da ilk önce öğretmenler gerçekleştirebilmeli.

IBM'den A.B.D Savunma Bakanlığı'na kadar pekçok kuruma eğitim yöntemleri konusunda danışmanlık hizmeti veren Marc Prensky ile teknolojiyle eğitmek üzerine çalışmalarını konuştuk.

1980 sonrasında doğmuş biri olarak, dijital dünyada ben sizin gibi bir futuristten daha mı yerliyim?

Aslında evet, böyle bir genellemem var, ama cevap senin nasıl büyüdüğünle alakalı. Bebekliğinden beri evinde bir bilgisayar var mıydı ve sen onunla oynar mıydın? Oyun konsolu, telefon ile ilk ne zaman tanıştın? Gelişmiş ülkelere baktığımızda 1980 sonrası nesil çoğunlukla tanımı doğru karşılıyor. Bu insanlar "dijital yerliler" çünkü, teknoloji dediğimiz tüm yeniliklere kültürel bir sonuç olarak doğuştan tanışmışlar.Tabi ki doğuştan herşeyi bilmiyorlar, ama önlerine çıkan hiçbir teknolojik yenilikten de korkmuyorlar. Bakıyorlar, deniyorlar, kullanıyorlar ve ustası oluveriyorlar. En önemlisi bunu kendi kendilerine yapıyorlar. Çünkü onlar için bu yeniliklerin küçükken karşılaştıkları teknolojik oyuncaklardan farkı yok. Ben ve benden önceki jenerasyonlar ise teknolojik yeniliklere hep daha mesafeli. Cihazları bozmaktan korkuyoruz, istediğimizi becerememekten korkuyoruz. Hatta bizden sonraki nesilden yardım bile istemiyoruz. Bu yüzden, yeni nesile dijital yerliler derken, biz eski nesile de dijital göçmenler diyorum. Çünkü bu yeni dünyaya biz sonradan geldik ve tanıştık. Yeni bir ülkeye taşınmış gibi olduk,eğitimcilerimiz de dahil olmak üzere adaptasyon sorunumuz var. Elektronik postalar atmak, bilgisayarda yeni pencereler açmak, internette gezinebilmek gibi üstesinden gelmemiz gereken işler var.

Örneğin şu an dijital yerliler, dokunmatik telefonlarının bir sonraki daha akıllı ve konuşan versiyonunu, nasıl kullanacağını henüz bilmese bile, sabırsızlıkla ve heyacanla bekliyor. Ama aynı konuşan telefon bir göçmen için "öğrenmek zorunda kaldığı yeni bir şey daha!" olarak görülüyor.

"DEĞİŞMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ"

Sizin eğitimleriniz nasıl başladı, gelişen dijital dünyada nasıl işimize yarıyorlar?

Bu zamana kadar 3 kıtada birçok gelişmiş ülkeyi gezdim, birçok ülkede kurs ve seminerler verdim. Hangi ülkeden olurlarsa olsunlar, tüm öğrencilerde gözlemlediğim tek bir ortak sorun vardı: Önemsizlik hissi. Öğrenciler, kendilerine öğretmenleri tarafından önem verilmediklerini, saygı görmediklerini söylüyor. Öğretmenlerin ortak şikayeti ise, anlattıklarının öğrenciler tarafından önemsenmemesi. Oysa ki asıl sorun, çocukların dilinden anlayabilmek. Onların istekleri ve hevesleri aslında eğitim sisteminde odak noktamız olmalı. Eğitimci ya da ebeveyn, farketmez, yetişkinler "değişmek zorunda" demiyorum ama sürekli güncellenen koşullara kendini adapte etmek zorunda. Yoksa zaten kendinden daha fazla teknolojiyi bilen çocukların dikkatini çekmek o kadar da kolay değil.

WIKIPEDIA YERİNE YOUTUBE, E-POSTA YERİNE TWEET

Yani iki nesil olarak bir dönüşüm zamanındayız, ama bizden sonrakiler için zaten bir uyum problemi olmayacak.

Bundan sonra, her zamankinden daha hızlı olarak kendimizi güncellememiz gerekecek, ama yeniyi kabul etmemiz de zaten daha kolay olacak. Her zamanın kendine göre araçları var, eğitim - öğretimde amaçlarımız değil, araçlarımız değişecek. Yani, dosyalardan oluşan bir sunum yapmak için şu anda "Powerpoint" programını biliyor olmamız gerek, ama artık herkes bunu "flash"larla yapmayı tercih etmeye başladı. Gelecekte ise bunun yerini "HTML5"ler alacak. Ansiklopedik bilgileri Wikipedia yerine videolardan anlatmaya ve öğrenmeye başlayacağız.

İletişim kurarken geçmişin postasını bırakıp yeninin elektronik postasına geçmiş olabilirsiniz. Gelecekte mektuplar daha da kısalacak. Yerini kısa telefondan ya da twitter'dan gönderilen kısa mesajlar alacak.

Yazdığımız makaleler artık gazete yerine internetin blog sayfalarında, gelecekte ise bunları yazdığımız bilgisayar programları ile anlatacağız.

Madem araçlar bu kadar hızla değişiyor, neden aslında bize bunları öğretmesi gereken öğretmenlerimizi farklı adlandırmıyoruz? Eğitmenlere gelecekteki görevlerine daha uygun bir isim bulabiliriz; öğretmenlere bize ilham verenler, doçentlere kaşifler ve profesörlere de geleceği tasarlayan tasarımcılar diyebiliriz. Tıpkı öğrencilerin de artık çok iyi sıfatları hakettikleri gibi; kademe kademe, araştırmacılar, yaratıcılar ve girişimciler gibi. Eğer çocuklara girişimci olduklarını söylersen onlar da kendilerini yeni işler geliştirmeye yönelticeklerdir, gerçek bir girişimci gibi düşünmeye başlayacaklardır. Ama onlara sadece öğrenci derseniz, bir şey üretmek ve yaratmak yerine sadece oturup öğrenmeyi seçeceklerdir.

Böylelikle tepeden inme bir eğitim yerine, öğrencilerin bireysel alanlarına yönelen gelecek okullarında okuyabiliriz.

Şu anda tüm gelişmiş ülkelerde eğitim anlayışı aynı restoranda hergün çıkan yemekleri yemek gibi. Evet, belki hep aynı yemek değil ama dönüp dolaşıp aynı menünün içinde sınırlı kalıyoruz. Oysa ki dışarda binlerce farklı yemek var; ama biz bunları tadamıyoruz. Yani kendimizi geliştiremiyoruz, bir kısır döngünün içine hapsediyoruz.

Oysa çocuklara mesela video yapmayı da öğretmeliyiz, farklı sunum yöntemlerini bilmeliler. İnternet için yazılımın ne olduğunu öğretmeliyiz, gelecek burada.

Bunları bir çocuk öğrenebilir mi?

Elbette. Onlar zaten sanal ortamın ne demek olduğunu biliyor, bir adaptasyon problemleri yok. Bu dünyanın içinde onların neler yapabildiklerini görmek gerekir.

Bir program yazmayı öğrenmek hiç kolay değil, biz yetişkinler için bile.

Hayır, öğrenilebilir. Telefondaki şarkı listeni kendin yapabiliyor musun, ya da Powerpoint kullanmayı biliyor musun, öyle değil mi? Işte bunlar program yazmanın birer başlangıcı. Küçük bir çocuk da bilgisayarda bunları yapmayı zaten biliyor. Önemli olan seviye seviye ilerleyebilmek. Buna ilgisinin olup olmadığını görmek, yazabilecek yaşa geldiğinde ona bununla ilgili yetenekleri çoktan vermiş olmak.

Peki, ya "program öğreneyim" derken bir yandan matematiği sevmiyorsam..?

O zaman yapmazsın. Ama sana desem ki telefona gazetecilikle ilgili bir uygulama geliştireceğim, sen de o zaman program yazmanın en azından ne demek olduğunu öğrenirsin, sonunda bunu başka birine yazdırsan bile. Ve kendinin neyi yapıp neyi yapamayacağını görürsün. Önemli olan o programı gerçekleştirmekse, birini bul da sen de yap. Yaratmaya, üretmeye başla. Demek istediğim öğrenci, kendi kendilerine yaptığı işlerle öğrenebilmeli. Öğretmeni onun yanında sadece bir rehber olarak durmalı. Tabi ki bir sürü başka yöntem de olabilir. Ama benim anlattığım gerçekten iyi bir yöntem.

Eğitmek istediğiniz çocuklara ilk önce tutkularının ne olduğunu soruyorsunuz. Peki ya 30'una yaklaşmış bir yetişkinle konuşurken ilk sorduğunuz ne oluyor?

Aslına bakarsan aynı soruyu soruyorum. Çünkü biliyorum ki birçok insan tutkularının götürdüğü meslek yerine, ailesinin ya da çevresinin önerdiği mesleği seçmiş oluyor. Aslında günlük hayatta insanlarla ilk kez iletişim kurarken de buna benzer sorular sorarız, hayatta nelerle uğraştığını, ilgi alanlarını merak ederiz. Bu iletişimin bir yolu ve dediğim gibi öğretmek ve öğrenmek de ancak iletişim ile olur.

Ben sadece insanlara tavsiyelerde bulunuyorum, onun dışında bir okulum ya da eğitim derslerim yok. Sadece insanları dinleyip onlara fikirler veriyorum. Ve tüm yetişkinlere ortak tavsiye olarak çocukları dinlemelerini söylüyorum. Gerçekten ne dediklerini dikkatlice dinleyin, sizin de büyüdükçe onlardan öğreneceğiniz çok şey var.

Çevre değişiyor, insanlar değişiyor, işbirlikleri daha da önem kazanıyor. Ulaşılabilir olun. Bugünün gücü bilgiye sahip olmaktı, ama yarının gücü bilgiyi paylaşabilmek. Örneğin Mısır'da ne olduğunu bizzat yerinden takip edip öğreniyor olabilirsiniz, ama bunu dünya ile paylaşamıyorsanız hiçbir önemi yok.

Örneğin konuştuğunuz kişi bir bankacı ama aslında yapmak istediği işin gerçekten bu olmadığını farkediyorsunuz. Nasıl tavsiyelerde bulunursunuz ona?

Baktım ki içindeki idealini kurduğu şey bu değil de, örneğin at biniciliği. Onun için at biniciliği ile bankacılığı nasıl ilişkilendirebileceğimizin yollarını ararım. Önce her iki mesleğin ortak alanlarından konuşuruz. Örneğin "risk"ten. "Risk alabiliyor mu, almayı seviyor mu? Bankacıyken bunu ne kadar yapıyor, daha fazla mı risk istiyor?" gibi.

Peki bankacılığı bırakmasını önerir misiniz?

Hayır, tam olarak bunu söylemem. Evet, insanların tutkularının peşinden gitmelerini söylüyorum. Yaşları henüz küçükse tutkuları hayatlarına meslek olarak dönebilir. Ama yetişkin biri için, işinden ayrılmasını önermem.

Yetişkinlerin isteklerinin peşinden koşması, bir bedel ödemeleri anlamına gelmemeli. Tabi ki onları teşvik ederim ve yaşlarının önemli olmadığını söylerim. Ama bunu meslek olarak devam ettirip ettirmemek sonuçta onlara kalmış. Sadece tutkusunu hayatına entegre etmeyi ile işe başlamasını öneririm.

CERRAH DEĞİL DE BALE DANSÇISI

Aklınızda kalan bir örnek var mı son zamanlarda görüştüğünüz insanlardan?

Ünlü bir hastanenin başındaki bir cerrahın 40'lı yaşlarında aslında cerrah değil de bir bale dansçısı olmak istediğini keşfettiğini biliyorum. Başında doktor olmuş çünkü etrafındakiler de böyle olmasını istiyormuş. Sonunda hastaneyi bırakıp bale tutkusunun peşinden gitti ama işler umduğu gibi yürümedi. Birkaç yıl dans etti ama olmadı. Çünkü anatomisi ne kadar çalışırsa çalışsın dansa uygun hale gelemedi. Ama en azından denedi ve yapamadığını görünce, hastaneye geri döndü.

Mutlu sonla biten bir macera sorsam?

En çok mutlu sonla biten hikayelerden biri benimki. Bizim ailede çok fazla diş hekimi vardır, ve ailede kendilerinden sonra gelenler de aynı mesleği yapmak istediğinde buna seviniyorlar. Ama ben bunu seçmedim.

Ben de tutkularımın peşinden gittim ve bunlar zaman zaman değişti. Ilk başta bir matematik öğretmeniydim. Insanlar öğretmen olmak iyidir, güzel bir meslek, emekli olursun, düzenli gelirin olur diyorlardı. Ama bu bana yetmedi, aslında bir müzisyen olmak istiyordum ve ben de müzikle ilgilenmeye başladım. Geleneksel bir gitar çalıyordum. Bir kaç yılda oyunculuk yaptım.

Tüm bunlardan herhangi bir para kazanabildiniz mi?

Hayır fazla değil, idare ediyordum. Bunun üzerine zaten, peki o zaman iş dünyasına girmeyi denerim ben de, dedim. Ve okuluna gittim, ama beğenmedim. Sonra video oyunlarına merak saldım ve kafamdaki projeyle birleştirmeye karar verdim. Sonra da The Harvard Business School'dan master diplomamı aldım, bu benim için matematik öğretmeniyken sadece bir hayaldi.

Ben şu sözü hayatıma uyarladım: eğer yapmak istemediğiniz bir şey varsa, sakın üzerinde uzmanlaşmayın. Herkes yazar olmanızı sizden bekliyor diye sonunda bir yazar olabilirsiniz, bunu asla sevmeseniz de.

Ama hayallerinizin peşinden giderken, gerçeklerden de uzaklaşmayın elbette. Geç girdiğiniz bir yolun sonunda yıldız olmayabilirsiniz.

Bir başka hikaye de yeğenimle ilgili. Daha 6 yaşındaki oğlum ve yeğenimi New York Modern Art Müzesi'ne götürdüğümde, iyi bir tasarımla dizilmiş bir koleksiyonu görmüştük. "Kürator iyi bir iş çıkarmış" diye aramızda konuşurken, yeğenim, "Ne! birisi bunu yapmak için ona para mı ödüyor" demişti. İş ona o kadar eğlenceli gelmişti ki! Zaten bu kadar eğlenceli olan bir şey, ona yeni bir kapı daha açmıştı. Çocuklarımızişte böyle yeni alanlar ve işler, meslekler keşfetmeli. Şanslılarsa, iyi anne-babaya ya da bir öğretmene, kendilerini iyi yönlendirebilen birilerine sahiplerse daha çok keşfetmeye fırsat bulacaklardır.

Örneğin Amerika'da birçok öğrenci okulu bırakıyor, neden? Çünkü dersler sıkıcı. Neden, çünkü senle ve senin ne sevdiğinle değil, geçmişle ve onların yaptıkları ile ilgileniyor. Oysa çocuklar için gelecek önemli.

"TARİHLE İLGİLENMEYEN 5 MADDE BİLSİN, YETER"

Geçmişi bilmek önemli değil mi?

Sadece bazı şeyler için, her zaman ve herşey için değil. Sadece birkaç birşeyi bilsek bize yeter. Örneğin Amerikan tarihinde, bilmeniz gereken sadece 5 temel bilgi vardır. İnsanlarla dolu bir ülke vardı, Avrupalılar geldi ve ülkenin hepsini aldı, kendi değişik politik tecrübelerini buraya yerleştirmeye çalıştı, sonra kendilerini sivil savaşın içinde buldular. Ve 20. yüzyılda demokrasi anlayışlarını tüm dünyaya yaydılar. Bir de kölelik konusu var. Geri kalanlar sadece detay. Bu büyük olayları bilmeniz gerek. Eğer bu tarih üzerine uzmanlaşmak istiyorsanız, o ayrı.

Çocuklarımızı sürekli ilerde unutacakları ve çoğunu hiç hatırlamaya bile gerek duymayacakları detaylara boğuyoruz. Sadece ihtiyacımız kadar ayrıntıları bilmeliyiz.

Çok fazla ayrıntı bizim önümüzü görmemizi engelliyor. Çünkü gelecek üzerine de odaklanıp düşünmemiz lazım.

Bir matematik öğretmeni olduğumu söylemiştim. Bölme yapmak örneğin? Hayatında kaç defa bunu kullanıyorsun? Hiç düşündün mü? İki büyük rakamı bölmen gerekirse, elinin altında artık bunu yapabilecek bir telefonun varken, zaten kendin bölmeyeceksindir. Niye o zaman ben bunu öğretmek için zaman harcayayım?

Eskiden çocuklara zamanı okumayı öğretirlerdi, dışarı çık ve güneşe, gölgene bak, sonra saati söyle. Şimdi niye bundan vazgeçtik? Çünkü artık bunu bize söyleyen makineler var. Demek ki artık yeni yöntemlere açığız. Onlara illa "saati gölgeden oku" demiyoruz.

Dünya artık telefonumuzun içinde, tweet atıyoruz, Facebook'ta paylaşımlarda bulunuyoruz, blog yazıyoruz. Dünyanın bir ucundaki ile bile anında iletişim kurabiliyoruz. Bunlara odaklanmalıyız, daha çok iletişim, daha çok konuşma, daha çok paylaşım. Daha çok fikir alışverişi.

Bir oğlum var demiştiniz, onu nasıl bir eğitim hayatından geçirmeyi planlıyorsunuz?

Sky, 6 yaşında ve bir devlet okulunun ana sınıfına gidiyor.

Okula göndermemeyi düşündünüz mü?

Evet, kendim eğitmeyi düşündüm. Ancak eşim istemedi. Öte yandan çok fazla şehir dışında bulunmam gerekiyor, bu da onu eğitmemi zorlaştırırdı.. Gerçekten akıllı bir çocuk, tüm çocuklar gibi öğrenmeye aç. Onunla elbette konuşuyorum ama kendi eğitimlerimi uygulamıyorum. Ama şanslı ki çok iyi bir hocası var

Onun tutkuları ne?

Tam bir araba delisi. En büyük tutkusu Mercedes.

Sizden mi kaynaklanıyor bu? Arabaları sever misiniz?

Hayır, nereden bilmiyorum. İlerde bir kamyoncu olmak istiyor. Erkekler zaten ya araba tekerlekleri ya da toplar peşinde koşarlarmış. İstediğini yapsın, ben onu destekliyorum.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

24 Kasım 2011 Perşembe

Başarısızlık başarılı olmak için..
Kalp kırıklığı mutlu olmak için
Hastalık iyileşmek için
Nefret sevmek için
Suç bağışlanmak için

Hayat !



HAYAT Bir kitaptır ,o kitabı en güzel şekilde okuyun.
HAYAT Bir oyundur,o oyunu ustaca oynayın.
HAYAT Bir mücadeledir,güçlüklere sabırla göğüs gerin.
HAYAT Bir rüyadır o rüyaları azimle gerçekleştirin
HAYAT fedekarlıktır,onu herkezce cömertçe sunun
HAYAT Sevgidir.Sevip sevilerek tadını çıkarın

23 Kasım 2011 Çarşamba

PARADİGMA

PARADİGMA



Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.



Örneğin; trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.



Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.



Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?

Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.



Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.



Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:



Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.

Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?



ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”



Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı


22 Kasım 2011 Salı

Neyzen den İnciler


Bilgisayar Fiyatlari Artacak

ROUND ROCK - Amerikalı bilgisayar şirketi Dell, üçüncü çeyrekte karını geçen yıl aynı çeyreğe göre yüzde 9 artırdı ancak şirket Tayland'da meydana gelen selin bu ülkedeki sabit disk üretimini olumsuz etkilemesinin bu yıl gelirlerini etkileyeceğini kaydetti.

Şirketin finans direktörü Brian Gladden, Tayland'daki selin, şirketin ''yüksek gelirli müşterilere ve ürünlere'' öncelik vermesi gerektiği anlamına geldiğini açıkladı.

Gladden, sel yüzünden fabrikaların kapanması ve sabit disk fiyatlarının artması nedeniyle bilgisayar fiyatlarını artırabilecekleri uyarısında bulundu.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Türk İşi Ölümler !

TÜRKLERE NASİP ÖLÜMLER
Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza sheltox sıkmak suretiyle ölüm (İstanbul/Sultanbeyli)

Bir arabaya 11 kişi binip viyadüğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/İstanbul)

Balkona 50 kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm. (Dudullu'da bir Köy nişan töreninde).

Ormanda zehirli mantarları ailece yiyerek,"anaa ne guzel!" deyip akşama evde ölü bulunan aile (Datça'da).

Yatağındaki tahtakurusu veya bilimum haşeratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak vefat etmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü).

Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever bir laz tarafından kafasına kürek, kalas vb. vurularak ölmesi. (Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü'nde).

Yolda mutlu, mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu'da).

Para çekmek amacıyla girilen bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu ölüm. (Ziraat Bankası, Bozcaada Şubesi)

Trafik kazasından yaralı olarak kurtarılıp, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu ölüm. (Ülkemizin bir çok şehrinde)

Alkollü durumda TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm'de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve otoyolda göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3'ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü (Adapazarı/Hendek).

Bir işçinin 600 tonluk pres makinesinin arasında emeklemek suretiyle 2450 santiigratlık fırında sıgarasını yakmaya çalısması. (Karabük Demir Çelik Fabrikaları)

Denizcililk işletmesinde çalısan geminin 3. mühendisi kimseye haber vermeden buhar kazanına girer. oradan geçen işgüzarın tekide 'neden bu kapak boyle açık' der ve kapagı kapatır. Ardından gemi sefere cıkar. (Kocaeli/Dilovasi İskelesinde)

Arkadaşlarıyla iddiaya tutuşup kafasıyla mermer bloku kırmaya çalışan medyatik karatecinin mermer yerine kafasını kırarak beyin travması sonucu ölmesi (İstanbul-Esenler).

Nüfus sayımı nedeniyle kendisinden başka kimsenin bulunmadığı yolda (üstelik de otoban) sayım görevlisinin bariyerlere çarparak ölümü. (TEM Otoyolu-Gebze)

Bir marangozhanede çalışan işçiler iş çıkışı üzerlerindeki talaşları kompresör ile temizlemektedirler. Bu arada arkadaşına yardımcı olan isçi Ali, şaka olsun diye, Burhan’ın neticesine dogru hava tutar. Buna içerleyen Burhan, ‘Öyle şaka olmaz böyle olur’ diyerek hava tabancasini alır ve arkadaşı Ali’nin makatına sokar.Bağırsakları patlayan Ali hastane yolunda Hakk-ın rahmetine kavuşur. (İstanbul, Ayazağa Sanayi Sitesi)

Aynı iş yerinde biri gündüz bir gece vardiyasinda olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobylette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılasmaları ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmeleri. (Konya,Meram Mahallesi)

Eskiden anlatılan bir lunapark vakası: Parkın 2 kafadar gece bekçisi uçan sandelyeyi çalıştırıp bir güzel kurulmuşlar. Bekçilerin ikisi de bütün gece kusarak rahmetine kavuşmuşlar. (Göztepe Lunaparkı,1971, şimdilerde Göztepe Parkı’nın olduğu mevkii’)

Tıraş olurken berberin rahatlatır diye boynu aniden sağa sola çevirme hareketi sonucu küt diye boynu kırılan müşterinin koltukta rahmetlik oluşu (Erzurum)

19 Kasım 2011 Cumartesi

ZAAF-C.DÜNDAR

ZAAF
Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim: Normalde sokak
kedisi kendini saldirgan köpeklere karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek
sey neymis biliyor musunuz: Sevgi...
Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar
ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda
oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi
köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini
midesinde bulurmus.Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara
açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini
buldum.

Biz de Eros'un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem
zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin
anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz?
Sevginin bizi kollayacagina, sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden
koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip, yaralarimizi açik hale
getirmiyor muyuz?

Sonra ne oluyor ? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi
oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere
kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en
korunaksiz halimizle yakalaniyoruz askin hoyrat yüzüne... Sefkatimiz
katilimiz oluyor.

Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarasi kabuk
baglamadan,yeni yaralar için araliyoruz kalbimizin kapilarini...
zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin karsisinda...
Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sicak dokunusta
çocukça uysallasip, her hayalkirikliginda "köpek gibi" pisman olarak,
her terkediste aci çekip her dönüste biraz daha kanayarak,
kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla
"Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bereiçinde yasiyoruz.O yüzden "Melek"ler, içe
kivrik patilerle gömülüyor. Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de
en iyisi kuyrugu her daim dik tutmaktir...

Şefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almis
hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.
CAN DÜNDAR


18 Kasım 2011 Cuma

Minübüs Muhabbetleri -Dünyada her halde Türklerden başka kimse bu sözleri anlamaz :))))

> >Yolcu:
> >
> >- Abi heykel'e çıkıyo mu?
> >
> >Şoför:
> >
> >-Yok abi, yanından geçiyo.
> >-------------------------------------------------------------------------------------------

> >Şoför bey mübarek bir yerde inebilir miyim?

> >- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni...
----------------------------------------------------------------------------------
> >
> >İstanbul'dayız.. Dolmuşa bindik. Dolmuş doldu. Tam kalkacak, elemanın biri
> >
> >
> >açtı kapıyı, içerde tıkış tıkış oturmuşuz. Önde 3 kişi arkada 4
> >
> >...
> >
> >Eleman hala bir umut sordu:
> >
> >- "Kaptan, yer var mi?".
> >
> >Şöför de arkasını
> >
> >dönüp cevap verdi:
> >
> >- "Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım"

----------------------------------------------------------------------------------------------------

> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Neriman sen arkadan verme ben önden veririm ...
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Kadın:
> >
> >- Kızım dur! Ben vereyim benimki bozuk zaten...
> >
> >Kızı:
> >
> >- Aman ne olcak sanki nasıl olsa benimki de
> >
> >bozulacak, ben vereyim!
> >
> >
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Oğlum bu Eminönü'nden geçer mi?
> >
> >- Yok teyze biz taksime çıkıyoruz
> >
> >- Hah tamam oğlum siz gidin ben
> >
> >gelmeyeceğim.
> >
> >
> >

>> >
> >------------------------------------------------------------------------
> >
> >
> >Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya
> >
> >seslenir:
> >
> >-Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?
> >
> >- Ben kız değilim!!!
> >
> >-Amaaaan ne bileyim kızmısın dulmusun, uzat işte!!
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum.
> >
> >Sigaramın
> >
> >kalmadığı aklıma
> >
> >gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken
> >
> >minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp,
> >
> >- 'Bir Monte Carlo' dedim! Adam birkaç saniye
> >
> >yüzüme bakıp,
> >
> >'Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi!
> >
> >İşte o an benim ve şoförün bittiği andı
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >Mükemmel bir yerde inebilir miyim? Yolcunun kafası
> >
> >karışık sanırım, kendisi de
> >
> >dolmuştakilerle güler söylediine:)
> >
> >Şöför kadını indirirken:
> >
> >- Buyrun size layık değil
> >
> >ama!
> >
> >__________________
> >
> >
> >Kaç vericem?
> >
> >- 800.
> >
> >Şöför:
> >
> >- Arkadan vermeyen var
> >
> >mı?
> >
> >Yolcu:
> >
> >-Az önce eline verdik ya kardeşim..
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer;
> >
> >Musait bi yerde iner misiniz?
> >
> >-Şöför :
> >
> >- Niye sen mi kullanıcan
> >
> >__________________
> >
> >
> >Başıbüyük mü?
> >
> >- Evet, başıbüyük.
> >
> >- Ne zaman kalkar?
> >
> >-Sen oturursan kalkar bacım.
> >
> >
> >
> >
> >Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru
> >
> >gidiyoruz. Adamın biri Beşiktaş
> >
> >dolaylarında gayet aceleci bir tavırla Kaptan orta
> >
> >kapıyı rica edebilir
> >
> >miyim??
> >
> >Bizim şoför olaya hakim:
> >
> >- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi!
> >
> >
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >İstanbul' da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir
> >
> >kokona yelpazesiyle - "Şöfer beeey klimayı acar mısınız? Çok sıcak oldu!"
> >
> >
> >demişti.
> >
> >Pala bıyıklı şöfer amca teyzeyi bi süre süzdükten sonra, kapıyı açıp
> > açıp
> >
> >kapatmaya başladı :)
> >
> >__________________
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >
> >Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek
> >
> >üzereydi.
> >
> >Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli
> >
> >olan iki arkadaş minibüse bindi.
> >
> >
> >
> >Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı.
> >
> >Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı:
> >
> >- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?????
> >
> >


Paulo Chello


Let's Make Better Mistakes Tomorrow


Çocuklar...




17 Kasım 2011 Perşembe

Satışçılar için bir fıkra !

Bir firmanın insan kaynakları müdürü vefat eder ve göğe yükselir. Kapıda melek onu karşılar ve şöyle der: “Size bir şans vereceğiz. 24 saat boyunca cehenneme ve 24 saat boyunca da cennete gideceksiniz. Hangisini daha çok severseniz sonsuza kadar orada kalma şansınız olacak.”

İnsan kaynakları müdürü bu fikri gereksiz bulur ve şöyle der: “Aslında ben seçimimi çoktan yaptım. Bu yola başvurmamıza gerek yok. Ben cennete gitmek istiyorum.”

Melek bunun imkânsız olduğunu söyler: “Buranın da bazı kuralları var. Bu nedenle dediğimi yapmanız gerekir. Sonra seçim sizin.”

Müdür çaresiz kabul eder. Bir asansöre biner ve yerin yedi kat altına iner. Kapıdan içeri girdiginde bir bakar ki, yemyeşil bir golf sahasının üzerinde ve bütün sevdiği arkadaşları orada. Şeytan bile çok sevimli ve ona iyi davranıyor. Bütün gün golf oynarlar, beraber yemek yiyip, içki içerler. Müdür çok eğlenir ve zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. 24 saat dolunca asansörle yukarı çıkar ve cennetin kapısından içeri girer.

Cennet de güzel ama fazla sakin bir yerdir. Bütün gün bulutların üzerinde arp calıp şarkı söyler. 24 saat dolunca tekrar meleğin karşısına çıkar.

Melek sorar:

“Evet, kararınız nedir?”

Müdür cevap verir:

“Bunu söyleyeceğimi hiç sanmazdım ama cehennemde daha iyi vakit geçirdim, oraya gitmek istiyorum.”

Bunun üzerine asansörle yerin yedi kat altına iner. Bir de görür ki her yer çöp dolu, pis koku sarmış etrafı. Dün cok eğlendiği arkadaşları da çöpleri topluyor. Şeytana sorar: “Dün burası bir golf sahasıydı, yemek yedik, içki içtik. Bugün ne oldu, durum neden böyle?”

Şeytan cevap verir: “Dün seninle iş görüşmesi yapıyorduk. Bugün seni işe aldık!”

16 Kasım 2011 Çarşamba

Bedelli Askerlik Geliyor !


14 Kasım 2011 Pazartesi

GLOBAL GİRİŞİMCİLİK HAFTASI

12 Kasım 2011 Cumartesi

Hayat Dediğin !


10 Kasım 2011 Perşembe

Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet paidar kalacaktır..K.ATATÜRK 1881-....

Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet paidar kalacaktır..K.ATATÜRK 1881-....

4 Kasım 2011 Cuma

özgürce yaşa

Mutlu olmak mı? istiyorsun küçük kız
Kendine minicik bir dünya kur ve
Kapat gözlerini
Hadi kapat!
Yaşam ile arana bir perde çek
Aman dikkat et aralık kalmasın
Perdenin ardında olanları görme
Şu koskaca dünyadaki yitirilmiş hayatları
Sabun köpüğü sevgileri,aşkları
Nankörlüğün beslediği mutsuzlukları
Görme
Duyma sakın....
Hayata inat
Her daim gülümse
İçindeki sevgiyi, taşı,büyüt ve dağıt
Zincirlere vurulmadan özgürce yaşa....
UGUR BAL
_________________________________temmuz_2008

2 Kasım 2011 Çarşamba

Yaşlı Kızılderiliden Hayat Dersi:




Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat,
aşk ve evlilik uzerine konuşurken şunlari söylüyor:

İçimizde iki kurt var ve bunların arasinda da korkunç bir savaş...

Kurtlardan biri;
korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı açgozlülüğü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, ustünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor.

Diğeri ise;
zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, comertliği, dinginligi, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor...

Gençlerden biri:
"Hangi kurt Kazanacak?" diye soruyor...
Yaşlı adam kısaca cevap veriyor: "Beslediğiniz...

28 Ekim 2011 Cuma

Party Rock Anthem-Kia Soul Hamster Commercial [HD]: Party Rock Anthem-LM...



FacebookHomescreenImage.jpg

Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Eğitim Hakkında Güzel Bir Söz..

Tom Peters: “İşleriniz iyi gidiyorsa eğitim bütçenizi iki katına çıkarın, kötü gidiyorsa dört katına!

25 Ekim 2011 Salı

Felsefi Sözler...

"Boş bir çuval dik durmaz."
(Benjamin Franklin)

"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur."
(N. F. Kısakürek)

"Kararsızlık ve gecikme, başarısızlığın sebebidir."
(W. E. Channing)

"İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır."
(V. Hugo)

"Buluş, başkalarıyla aynı şeye bakıp, farklı düşünebilenler tarafından yapılır."
(A.S. Gyorgyi)

"Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır."
(F. Bacon)

"Güzel bir gülüş, karanlık bir eve giren güneş ışığına benzer."
(Tolstoy)

"İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler."
(Montaigne)

"Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi."
(Allen)

"Fısıldanan sözler, çok kere yüksek sesle söylenenden daha uzağa giderler."
(Çin Atasözü)

"Çok dinlememiz ve az konuşmamız için iki kulağımız bir dilimiz vardır."
(Diogenes)

"Memleketin nasıl yönetildiğini anlamak mı istiyorsunuz;onun müziğine kulak veriniz. Nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer."
(Konfüçyus)

"En büyük düşman, benliğinizin dışında değil içindedir."
(R. Rolland)

"Bütün günler ölüme gider, son gün varır."
(Montaigne)

"Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir."
(Pascal)

Alıntı

Ölümün sessizliği

Ölümün sessizliği

Ölüm geliyor aklıma ve duvarlar üzerime geliyor
Duvarlaşmış duygular betondan sevgiler
Uykuya dalıyorum yarı ölüyüm bu gece
Yollar açılıyor gökyüzüne
Yokluğumla mutlu edeceğim seni
Gözyaşlarım yağmurlarım
Çiçekler bahalara kavuşacak
Karanlıklar ışıklara kavuşacak
Ben ölüme kavuşacağım
Gökyüzünden sana yıldızları sayacağım
And içtim yüce yaradana
Bugün kendimi bırakacağım ölümün sessizliğine
Senin geleceğin yerde benim yanım sakın ardımdan ağlama
Taşıdığın vücutta gelecek benim yanıma
Cennetin kapılarından bakacağım sana
Yeminimiz cennetin anahtarı sakın dünyada bırakma

Salih Gümüş

24 Ekim 2011 Pazartesi

NEYZEN TEYFİK

Neyzen Tevfik
Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi.
Ve varlığın ile buluşamadı
Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir,
Çiçekler açacaktır,
Rüzgâr esecektir
Ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur.
Olması gereken kendiliğinden olur.

İzlemene devam et, şahitlik güzeldir
Hem olayın dışındasındır hem de içinde...
O bir dengedir,
O anlamlıdır,
Şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş.
Güzellik olanların içinden filizlenecektir;
Zorlamaya gerek yoktur.
Olması gereken kendiliğinden olur.

Hayat üç buçukla dört arasındadır
Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

[Neyzen Tevfik]

Deprem Çantanız Hazırmı ? (Deprem Çantasında Neler Olmalı??)

Birleşmiş milletlerin yaptığı tanıma göre, AFETLER herhangi bir tehlikenin can, mal, çevre, ekonomik ve kültürel varlıklar üzerinde yarattığı kötü etkilerle baş etmeye yerel imkanların yetmediği durumlardır. Ülkemiz, deprem kuşağında yer alması nedeniyle 10-20 yılda bir felakete neden olabilecek bir deprem beklenmektedir. Deprem gibi doğal afetlere neden olan bir tehlikeyi önlemek ve oluşturacağı zararları sıfırlamak maalesef mümkün değildir. Fakat depremin vereceği zararlar azaltılabilir. Depremde nasıl önlem alınacağını bilmek, bireysel riski azaltır. Bireysel riski azaltmak deprem hakkında bilinçlenmek ve depremden sonra ilk 72 saat ihtiyacımız olabilecek ürünleri bulundurmakla mümkündür..
UNUTMAYALIM!!!
Deprem anında büyük felaketler olabileceği ve yerel yönetimler herkese aynı anda müdahale edemeyeceği için HEPİMİZ YALNIZ OLACAĞIZ. Bu nedenle ilk 72 saat kendi başımızın çaresine bakmak durumundayız.

Neden deprem çantasına ihtiyaç duyarız?

Depremden sonra ilk 72 saat (ALTIN SAATLER) çok önemlidir. Bu süreçte yönetimlerden bizim gibi yardım bekleyen bir çok insan olabileceği için kurtarma ekipleri, yerel yönetimler bize hemen ulaşamayabilir.
Afet sırasında panik halde olacağımız için yanımızda nelerin bulunması gerektiğini hatırlayamayabiliriz. Deprem çantası, bu panik halinde zihnimizi yormadan ihtiyacımız olan ürünlerin yanımızda olmasını sağlar. Belki ihtiyacımız olabilecek ekipmanlar evimizde olmayabilir. Örneğin çok basit bir Düdük enkaz altında hayatımızı kurtarabilir. Deprem Çantamızın içerisindeki su ve gıda maddeleri yetkililer gelene kadar yaşamımızı sürdürmemizi sağlayabilir, Deprem çantasının içerisindeki, depremden sonra lazım olan sigorta belgeleri, tapu gibi önemli evrakların yanımızda olmasını sağlayabilir.

BİLİYORUZ Kİ DEPREM BİZİM KAÇINILMAZIMIZ, EN AZINDAN DEPEREM ÇANTASI EDİNEREK KENDİMİZE BU GERÇEĞİ HATIRLATMALI VE BİR ÖNLEM ALMALIYIZ.


Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler:

Su
Enerji veren yiyecekler
Yedek pilleriyle radyo
Yedek pilleriyle fener
İlk yardım çantası
Kişisel, reçeteli ilaçlar
(Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.)
Bir kat giysi
Bir miktar para
Çok amaçlı çakı
Düdük
Kalem, kağıt
İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir dosya
Çocuklar, yaşlılar, engelliler ve ev hayvanları için özel malzemeler


Okuldaki öğrenciler için hazırlanan bir acil durum çantasında bulunması gerekenler:

Öğrencilerin aileleriyle ilgili bilgiler
Aile fotoğrafı
Yaş grubuna uygun küçük bir oyuncak
Yiyecek
Bir şişe su
Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir.

22 Ekim 2011 Cumartesi

Mevlana Ne Güzel Söylemiş..

Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.

Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.

Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.

Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.

Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.


19 Ekim 2011 Çarşamba

ugur's Blog: Kadir'in Uçtugu Yer

ugur's Blog: Kadir'in Uçtugu Yer: Kadir'in Uçtugu Yer 1940'li yillardir.Uluborlu henüz “Sehir” dedigimiz yerlesim alanindadir.Içme suyu Kapidagi'ndan borularla getirilerek...

UTANIYORUM ŞEHİDİM,
UTANIYORUM,
YEMEKTEN,
İÇMEKTEN..
SENİN ANNEN AĞLARKEN
GÜLMEKTEN UTANIYORUM..
SANMA Kİ UNUTUYOR,
UNUTTURUYORUZ !
UNUTANLARI BARINDIRMAKTAN UTANIYORUM,
SEN VATAN İÇİN BİZİM İÇİN
ŞEHİT OLURKEN SENİ GÖRMEZDEN GELENLERDEN UTANIYORUM

17 Ekim 2011 Pazartesi

AŞK İLE BAKINCA

AŞK İLE BAKINCA
Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir.
Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fo...nksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür.
Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir...

İskender Pala Ah Mine'l-Aşk
A- AKIL VERMEYİN
B- BAŞKALARINA BENZEMESİNİ BEKLEMEYİN
C- CİDDİYE ALIN
Ç- ÇİM...LERE BASMASINI SAĞLAYIN
D- DENEMESİNE İZİN VERİN
E- EMPATİ KURUN
F- FİKRİNİ SORUN
G- GURUR DUYDUĞUNUZU SÖYLEYİN
H- HAYALLERİNİ SORUN
I- ISRARCI OLMAYIN
İ- İNATLAŞMAYIN
J- JEST YAPIN
K- KUCAKLAYIN
L- "LÜTFEN"Lİ KONUŞUN
M- MODEL OLUN
N- NE İSTEDİĞİNİ SORUN
O- OYUN OYNAYIN
Ö- ÖZÜR DİLEYİN
P- PAYLAŞIN
R- RİCA EDİN
S- SORUMLULUK VERİN
Ş- ŞANS VERİN
T- TUTARLI OLUN
U- UTANDIRMAYIN
Ü- ÜZÜNTÜLERİNİ PAYLAŞIN
V- VAKİT AYIRIN
Y- YÜREKLENDİRİN
Z- ZEVKLERİNİ ÖĞRENİN
Kendi besteni kendin yap,kendi sözünü kendin yaz ve söyle.''bu şarkı da nerden çıktı?''diye sorarlarsa''kendime yazdım''de,''kendim için söylüyorum''de...
ne yaparsan kendin için yap,kendini eğlendir önce. Sen mutlu ol ki,senin mutluluğun başkalarınıda mutlu etsin. Önce Sen mutlu ol ki mutluluk saçasın etrafına..Mutsuzken,kimseyi mutlu edemezsin unutma. Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma çünkü olmazlar.Sen mutluysan,bu herkese yeter...
Jobs’un geçmişte çok az benzeri görülen başarısı onbinlerce kişinin çalıştığı bir teknoloji firmasına güçlü ve güvenilir olan ama aynı zamanda varolanın hafifliğini taşıyan oldukça komplike ama aynı zamanda mükemmel bir ürün yaptırıp sattırmayı başarmasıdır.

Bir kişinin Matisse çizgileriyle, Copland’ın müzik ölçüleriyle, Chanel’in kesimiyle kendini ifade etmesi başka bir şeydir. Bir fikrin özünü, içindeki cevheri alıp geliştirmek, ince ayar yapmak, milyonlarca üretmeye yeterli ölçüde mükemmel kıvama gelene kadar değiştirmek ve kabul ettirmek başka bir şeydir.

Ve Steve Jobs Apple’i yarattı.”

(Michale Moritz)

Cumartesi günü Steve Jobs’un kitabını okumaya başladığımda “Kıyaslama” üzerine düşünüyordum. Kıyaslama sözlük anlamıyla en iyiyi aramak ve onu yapılan işe uygulamak demek. Oysa zihnimizdeki anlamı çok daha farklı. Hepimiz kıyaslama deyince bunu uyumluluk ve rekabet olarak anlıyoruz. Benzer şeylerden olan bir veri topluluğunun içinde kimin ya da neyin en iyi olduğunu görmeye çalışmak için uğraşıyoruz.

Doğduğumuz andan itibaren sürekli başkaları tarafından kıyaslanıyor ve kendimizi başkalarıyla kıyaslıyoruz. Bu kıyaslamanın sonucunda sahip olduklarımız bizi mutlu ederken sahip olamadıklarımız bizi mutsuz ediyor ve kendimizi eksik hissediyoruz. Hepimizin hayatında bize örnek gösterilen bir kardeş, sınıf arkadaşı veya akrabamız vardır. Aileler genellikle bu örnekleri bize yol göstersin, örnek olsun ve biraz hırs kazanalım düşüncesiyle anlatır ve hep olmadıklarımızı gösterirler. Bu örneklerden nasıl yaralanabileceğimiz konusunda bir yaklaşımda bulunmazlar. Bir süre sonra olamadıklarımız üzerine yoğunlaşmaya başlar ve kendimizde var olanları ve içimizdeki cevherleri karanlığa gömeriz. Hepimizin içinde bir olamadıklarımız listesi vardır.

Bu olamadıklarımız listesi ileride sahip olamadıklarımız olarak yenilenir. Evimizi bir malikane ile kıyaslamayız ama yan evle kıyaslamaya başlarız. Bu durum bir süre sonra uyum sağlama ve öne çıkma paradoksuna dönüşür. Bizde yan evde olandan daha fazlasının olmasını, yaşam standartımızın bir adım üstün olmasını başarı olarak görmeye başlarız. Bir süre sonra başkaları gibi ol ama onlardan daha iyi ol yaklaşımı hayat tarzımız olmaya başlar. Uyum göstermeye ve rekabet etmeye çok enerji harcarız ama fark yaratacak en iyiyi aramayız.

Klasik rekabet yaklaşımında hep bir adım önde olma ve rakiplere üstünlük sağlama anlatılır. Tohumu okul yıllarında atılan bu yaklaşım o yıllarda en yüksek notu almak olarak algılanır. Daha sonraki yıllarda ise kendini sahip olunan maaş paketleri, arabalar ve evler olarak gösterir. Değişen koşulları takip etmez ve algımızı sadece rekabete yoğunlaştırırsak bir süre sonra oyun dışı kaldığımızı fark edemeyiz bile.

Kıyaslama fark yaratacak en iyi aramak ve bulmaktır. Diğer bir tanımla görünüşte bağlantısız olan verileri bağlama gücüdür. İşte Steve Jobs bunu başarmıştır. Bir şeker fabrikasında mavi jelibonun rengini Apple mavisine dönüştürmüş, aldığı kaligrafi derslerininde sabretmeyi ve mükemmelliyetçiliği öğrenmiş, sanata olan ilgisini estetiğe dönüştürmüş ve bir sürü başarsızlıktan sonra Apple Store’ları yaratmıştır. Kovulmuş ve geri dönmeyi başarmıştır. Geri döndüğünde de kendisini intikam duygusundan arındırmak için çok çaba sarfetmiştir. Bence en önemlisi dünyadaki bir çok genç insana ilham kaynağı olmuş ve onların geliştirdiği uygulamalarla bir mikrokosmos oluşturmuştur.

Apple’ın Jobs olmadan nasıl yoluna devam edeceğini zaman gösterecek. Eğer gerçekten fark yaratmış ve yarattığı farkı kurumla özdeşleştirmişse Apple bundan sonrada yoluna büyüyerek devam edebilir.

Ben kendi adıma okuduğum kitaptan bir anlam kazanmaya çalıştım. En iyiyi aramak ve uygulamak için dikkatli olmaya, etrafa her zaman baktığımdan farklı bir gözle bakmaya çalışmaya, karşılaştığım herkesten ve her olaydan ilham almaya ve bunu hayatımda sürekli yapabilmek için çaba göstermeye karar verdim.

Herkese iyi haftalar ve yeni başlangıçlar dilerim.

Ayşegül Güngör

@AysegulGungor

10 Ekim 2011 Pazartesi

"Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz ?
Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.
Sadece kendiniz için yaşayın ve;
— Konuşmadan önce dinleyin,
— Yazmadan önce düşünün,
— Harcamadan önce kazanın,
— Dua etmeden önce bağışlayın,
— İncitmeden önce hissedin,
— Nefret etmeden önce sevin,
— Vazgeçmeden önce çabalayın,
— Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun."
William Shakespeare

7 Ekim 2011 Cuma

dikkat!

"Duygularınıza dikkat edin
davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin
alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin
değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin
karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin
kaderinize dönüşür... "
(Mahatma GHANDI)

29 Eylül 2011 Perşembe

‎''Sevmek yürek ister'' değil, "Her yürek sevmek ister". Sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister..!

Kimse bilsin istemiyorum kalbimin kırıldığını. İşte bu yüzden herkesden gizlerim; yüzüm gülerken içimin ağladığını.
Bunca kalp kırıklıklarına rağmen küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgarı arkama alıp bağırmak istiyorum hayata: Acımadı ki !
Aşk; bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. Bir defa yanarsın, İzi kalır. Sonra bir daha dokunmazsın sadece yanına yaklaşırsın.
Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? Ben ki; çayı bile iki şekerle içerim, birlikte erisinler diye.
Hep denir ya ''ben arkandayım, sırtın yere gelmez'' diye.. Ben almayayım, yüzüm yere geleceğine, sırtım yere gelsin.
Ne kadar gidişine ses etmesemde bir bαşkαsının senin içini ısıtαcαğını bilmek; Benim hep içimi üşütücek.
Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Taki ailen görene kadar. Bende aşka öyle sakladm kendimi, taki seni görene kadar.
Tüm gücünle sevme, sevgisinden emin olmadığn kişiyi. Ve unutma, Bugün seni terkeden; dün uğrunα ölecekti !
Tıpkı sevilmeyen bir öğretmen gibiydi kalbim... Parmak kaldıranlara inat, hep dersten anlamayanları seçti.
Bazen başını alıp gidebilecek kadar cesur; Ve bazen kalıp herşeye gözyumacak kadar yürekli olabilmeli insan.
Elden düşme sevdalar değil istediğim. Yüreğinin sahibi olmalıyım yada hiçbirşeyin. Yüreğinin sahibi değilsem önemi yok birşeyin.
Laf ebeliği yapma sevgili, Çünkü ebe de sensin sobe de.
Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile ...uzak kalamam gözlerine...
Biliyorum yarınlarım dünden farksız. Hayat mı bana küstü ben mi ona küstüm hatırlamıyorum ama, şu aralar fena dargınız.
Bazen dünyanın en zor mesleğidir... kendi duygularına tercüman olmak...!
Kimbilir belki yaralarımızı üflerken öğrendik, ıslık çalmasını.
Bir gün diyorum.. Bir gün gelecek ve uyαnıncα ilk αklımα gelen sen olmαyαcαksın.
Yoksul bir çocuk görsem, yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden...
Sevmek yürek ister değil, Her yürek sevmek ister. sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister.
‎Hayat işte. uykun gelsin diye hayaline giren koyunları, uykun kaçsın diye hayatına giren öküzleri sayarsın.
İki pencere αçık kαlıncα cereyαn, İki yürek αçık oluncα Aşk olur; ama sonuç değişmez: İkisininde sonunda üşütürsün.
Söylediğin her yalandan sonra "keşke hep çocuk kalsaydım" deme. Çünkü sölediğin her yalanda yeterince küçüldün zaten gözümde.
Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Sorun atlı karıncalar değil, arkamdan dönüp duran dönme dolaplar.
Üzülmüyorum. Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı. Hep hayırsız değil ya bu insanlar; bir gün beni de bulur hayırlısı.
Sevmek, hayal kurmak kadar kolay. Peki ya unutmak; Kurduğun hayallerin gerçekleşmesi kadar zor.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir, diyorlar. Sanki inanmak...tan daha muhteşem bir hata yapılabilirmiş gibi.
Özlemin tarifi yok, kim ne demişse sebebi çaresizlik. Yanımdayken bile sana doyamazken. nasıl anlatılır ki sensizlik!
Aşk sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, İnsanlarda onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.
Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen, Gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar, canını yakar.
İlk önce konuşmaktan korkarsın sevdiğinle, Sonra ona aşık olmaktan. Bunlar neyse de, en son kaybetmekten korkarsın işte.
Elinden geleni yaptıktan sonra, sıra ayağından geleni yapmakta: Gitmek gibi mesela.
Ne garip şey şu mutluluk! Gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz, kalsa bile yetmez.
İtiraf etmeliyim ki "Seninle herşey güzeldi"ama itiraf etmek gerek ki, Sensiz daha da güzel.
Belki aradığını bulamamış olabilirsin bende; ama unutma ki, bende bulduğunu bulamayacaksın hiçkimsede.
Yokluğunun iki yakasını bir araya getirip, Varlığını ilikler misin ömrüme?
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz; Ben seni, Sen kendini.
Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydin?
Bazen unutmak gerekiyormuş, unutulma pahasına. Çünkü zaman değilmiş gideni geri getiren, aslında zamanmış var olanı götüren.
Eğer aşk nasıl biteceği bilinmeyen yarım yamalak bir cümleyse hayatında; Uzatmaya gerek yok, noktayı koyup bitirmeli aslında.
Çocuk değilim artık, büyüdüm. Biraz yorgun, biraz kırgınım yine de. Yeter artık! Giden yolunu, kalan yerini bilsin sadece.
Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa zaten, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.
Sevgiyi hakedene değil de muhtaçmış gibi görünene verdiğimiz müddetçe üzülen hep biz olacağız.
Ortak yönümüz çoktu bizim, Birbirimiz için yaratılmıştık sanki. Aynıydı düşüncelerimiz: Ben seni düşünürdüm, Sen kendini.
Hani bir kelebek yakalarsın, bakmak istersin.. ama elini açsan kaçacak, sımsıkı tutsan ölecek. İşte böyle birşey seni sevmek.
Tamda unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, en içten kahkahalarımın arasında "aklıma gelmek zorunda mısın?
Artık Ne Sıradaki Parça Sen Ol, Nede Bana Gel; Bence Sen Biraz Dürüst Ol ve Önce Kendine Gel.
Senin küle çevirdiğin kalbe, bir başkası üfleyip yeniden hayat verir.
Ne zaman sıkıca tutsam aşkı yüreğimle, annem dürter usulca hadi uyan diye.
90 - 60 - 90 'ı herkes bilir, Elbette ki vücut ölçüleri. Ama birde 200 - 70 - 60 var, Unutmayın bu da tabut ölçüleri.
Dünya böylesine güzel olurmuydu yine,diplomasını çerçeveleyip para kazanma derdine düşseydi Dr.Che,yüreğini dağlara asmak yerine.
Herkes bir üçgenin iç açıları toplamını bilir de, kimse bir insanın iç acıları toplamını bilmez...
Dudaklarında gözüm yoktu oysa.. Kalbini istemiştim bi tek. Tek hayalimdi; iki kasin ortasina öpücük kondurup Helalimsin demek.
Aramıyorum.. Ne bebeklik , Ne çocukluk günlerimi , Neden arayayım ? O günlerde sen yoktun ki.
Gelir gibi yapıp köşeden 'U' dönüşü yapıyor mutluluk. Bir türlü mutlu olamadık bizde, ama hala umutluyuz.
Nasıl sevmezsin eşitliği yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken.
Dün bir şarkı çıktı radyoda, yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim.. Söylemek çok acıtıyor ama "ben seni çok özledim.
Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam, evet yeri gelir susarım; "Ama bir gün öyle bir giderim ki, kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!
Göğsünde şakırdayan madalyalarıyla peşinde koştuğu dünyanın en aptal kuşunu bile zor yakalar generalim.
Sağır ve dilsiz ki okşarken sevgilisinin tenini elleriyle hem sevişir hem konuşur.
Halt etmiş Türkçe öğretmenleri; En uzun fiil beklemek'tir çünkü.
Bir bavul dolusu cümle var defterimde...yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine 'yara' değil de 'yar' diyebilir misin?

Kadir'in Uçtugu Yer

Kadir'in Uçtugu Yer


1940'li yillardir.Uluborlu henüz “Sehir” dedigimiz yerlesim alanindadir.Içme suyu Kapidagi'ndan borularla getirilerek mahalle çesmelerine verilmekte,ahali bu çesmelerden tasidigi su ile ihtiyacini görmektedir.Suyun mahalle çesmelerine aksamaksizin iletilmesi Belediyenin,Belediye ‘de de Kadir Erdemir'in isidir .Kisin en siddetli oldugu günlerdir.Diz boyu kar yagmis

Kapidagi'ndan gelen isale hatti dondugu ve ya yerinden kaydigi için mahalle çesmesinin de suyu kesilir.Esasen kabayel esip de sulari eritmesini beklemekten baska çare yoktur.Ancak muhtemelen mahalle halkinin tazyikinden bunalan Belediye Kalfa'si Gafle Ömer,Kadir'in evine gelerek,aldigi maasi hakketmesi için bu susuzluga bir çare bulmasi gerektigi yönünde konusur.Bu sözler Kadir'in agirina gider

ailesinin bütün engelleme çabalarina ragmen küregini alip Kapidagi'nin yolunu tutar.Dagin Kuzeybati yamacindaki patika yoldan ilerleyerek isale hattindaki arizayi bulmaya çalisir.Bir yani uçurum bir yani yamaç olan bu çigir,normal sartlarda Kadir'in gözü kapali geçecegi bir yoldur ,ne var ki siddetli soguk ve beline kadar gelen kar onun için bile fazladir.Ayagini basacagi yeri ancak kürekle yoklayarak bulabilmektedir.Gene ayagini basacagi saglam zemini bulabilmek için küregi kara daldirir,ancak kürek bosa çikar.Kadir dengesini kaybeder ve uçuruma yuvarlanir.Cenazesinin Senirkent yolundaki Akçay mevkiinde bulundugu söylenir.Bu gün de Kapidagi'na tirmanmak için kestirme olan o patika “Kadir'in Uçtugu Yer” diye anilir.

Geride ,çocuk yasta üç yetim birakan Kadir'in trajik ölümü üzerine agit yakilir.Bu uzun agittan tesbit edebildigimiz kadari asagidadir:


Evden çiktim selamet

Dagda koptu kiyamet

Üç yetim koydum gittim

Allah sana emanet


Atlara binistiler

Daglara yörüstüler

Kadir öldü deyince

Üç yetim çigristilar


Giden çoban beri bak

Anneme haber birak

Sen ettin Gafle çolak

Kalkmaz döseklere yat

Bu ağıt dedem Postu Kadir ERDEMİR için yazılmıştır.Dedemi saygıyla anıyoruz.Uğur ERDEMİR

28 Eylül 2011 Çarşamba

SEVMEK HAKKINDA !

''Sevmek yürek ister'' değil, "Her yürek sevmek ister". Sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek, cesaret ister..!

5 Eylül 2011 Pazartesi

Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..?
Özdemir Asaf

6 Ağustos 2011 Cumartesi

MEVLANA 'DAN

Mevlana’nın Sözleri A:

Mademki kendinde bir dert veya pişmanlık hissediyorsun; bu, Allah’ın sana olan yardımının ve sevgisinin bir delilidir.

Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Bazı insanlar vardır ki selam verirler ve selamlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selam verirler ve onların selamından misk kokusu gelir.

Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.

Sen bizim suretimize [yüzümüze] değil, siretimize [ahlakımıza] bak.



Mevlana’nın Sözleri B:



Ümit, güvenlik yolunun başıdır. Yolda yürümesen de daima yolun başını gözet. “Doğru olmayan şeyler yaptım.” deme, doğruluğu tut. / O zaman hiçbir eğrilik kalmaz. / Doğruluk Musa’nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazın sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca onların hepsini yutar.
Gönlü ışık yakmayı, aydınlanmayı öğrenen kişiyi, güneş bile yakamaz. Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen benliğini yakıver.
Yüz binlerce birbirine benzeyenleri seyret de aralarında ki yetmiş yıllık farka dikkat et. İki şey birbirine benzeyebilir: Acı su da berraktır, tatlı su da…
Ömründen nasibin, kendini Sevgiliden mesut bulduğun andan ibarettir.
Şunu iyi bil ki safları yaran, her şeyi yenen aslanla savaşmak kolaydır; gerçek kahraman odur ki önce kendi nefsini yener.


Mevlana’nın Sözleri C:

Yeşilliklerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıldan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.
Nice bilginler vardır ki gerçek bilgiden, hakiki irfandan nasipsizdirler. Bu ilim sahipleri, bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil.
Nice kişiler vardır ki dizimin dibindedirler, ama benim için sanki Yemen’dedirler. Yemen’de olan niceleri de vardır ki sanki dizimin dibindedirler.
Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, hiç aramamak demektir.
Tuzağa saçtığın taneler cömertlik sayılmaz.


Mevlana’nın Sözleri D:

Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
Allah ile olduktan sonra, ölüm de ömür de hoştur.
Bal yiyen, arısından gocunmaz.
Bir mum diğerini tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez.
Ne mutlu o kimseye ki kendi ayıbını görür.


Mevlana’nın Sözleri E:

İyiliği ve ihsanı tamamlamak, başlamaktan daha iyidir.
Bu dünya bir tuzaktır, tanesi de arzular.
Balığa, denizden başkası azaptır.
Soru da bilgiden doğar, cevap da.
Adalet nedir? – Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? – Dikene su vermek.