Blog Listem

2 Ocak 2012 Pazartesi

INTERNET BANKACILIGI DIKKAT EDILMESI GEREKENLER-2

Genel

- İşletim sisteminizi düzenli olarak güncelleyin. Böylece güvenlik açıklarının oluşmasını önlersiniz.
- Her zaman tarayıcınızın en güncel sürümünü kullanın.
- Mutlaka bir antivirüs yazılımı kullanın ve bu yazılımı düzenli olarak güncelleyin (otomatik güncelleme seçeneğini tavsiye ediyoruz).
- Sisteminize bir güvenlik duvarı kurun ve etkinleştirin.
- İnternet şubesine giriş yaparken kullandığınız kullanıcı adı, şifre veya parola gibi bilgileri bilgisayarınızda kayıtlı tutmayın, ezberleyin.
- Sadece güvenilir kaynaklardan temin ettiğiniz yazılımları kullanın.
- İnternet bankacılığı işlemleri sırasında bilgisayarınızdaki diğer bütün programları kapatın. Bu süre zarfında chat ve sörf yapmayın, dosya indirmeyin.
- Güvenli bir parola seçin. Parolanız en az altı haneli olmalı ve bir kelime oluşturmayacak harf, sayı ve işaretlerden oluşmalı.
- Bankanızın acil durum telefonunu not edin. Böylece mesai saatleri dışında oluşacak bir tehlikede de bankanızla iletişim kurabilirsiniz.
- Düzenli olarak (en az ayda bir) hesap hareketlerinizi ve bakiyenizi gözden geçirin. Şüpheli işlemleri derhal bankanıza bildirin.

Oturum açarken

- Önce açık olan tüm tarayıcı pencerelerini kapatın. Daha sonra yeni bir pencere açarak inernet şubesine bağlanabilirsiniz.
- Bankanın adresini adres satırına elinizle yazın, herhangi bir bağlantıya (linke) tıklamayın.
- Site adresinin "https" ile başladığından emin olun.
- Tarayıcı penceresinin alt kısmında kilit işareti gözükmeli ve mutlaka kapalı olmalı.
- İnternet sitesinin güvenlik sertifikası olup olmadığını kontrol edin.

Oturum açtıktan sonra

- Bankacılık işlemleri sırasında başka bir tarayıcı penceresi açmayın.
- Karşınıza herhangi bir hata mesajı çıkarsa, derhal sistemden çıkın. Daha sonra tekrar bağlanın.

Oturumu kapattıktan sonra

- İnternet bankacılığı sisteminden "Çıkış" veya "Logout" bağlantısına tıklayarak çıkın.
- Tarayıcınızın belleğini ve geçiçi klasörü boşaltın.
- Tarayıcı penceresini tamamen kapatın.

Kesinlikle yapmamanız gerekenler

Saldırganların başarılı olabilmeleri, bilgisayarınıza herhangi bir şekilde sızabilmelerine bağlı. Siz internette sörf yaparken, e-postalardan veya harici kaynaklardan (USB bellek) bilgisayarınıza veri indirirken sisteminize sızabilirler.

Saldırganların hedefi haline gelmemek için aşağıda listelenen risklerden kesinlikle uzak durmalısınız:

- Asla, telefon veya e-posta üzerinden banka hesaplarınıza ve kredi kartlarınıza ait bilgileri paylaşamayın. Hiçbir ciddi banka sizden böyle bir talepte bulunmaz.

- İnternetteki göz boyayıcı program paketi tekliflerinden sakının. Bunların çoğu vaat ettikleri fonksiyonlara sahip olmadıkları gibi virüs, solucan ve truva atı gibi zararlıları içlerinde gizliyorlar.

- Bankanızdan bir e-posta aldığınızda normalden daha fazla şüpheci olmalısınız. Tabii bu, gelen her e-postanın dolandırma amaçlı olduğu anlamına gelmiyor. Son zamanlarda bankalar çok fazla reklam içerikli e-posta da gönderebiliyorlar.

- İnternet bankacılığı işlemlerinizi asla bilmediğiniz yabancı bir bilgisayarda ya da internet kafelerde yapmayın.

- Gelen e-postalarda, "internet bankacılığı güvenlik güncellemesi" yapmanız isteniyorsa, kesinlikle inanmayın. Bankalar güvenlik güncellemelerini e-posta üzerinden talep etmezler. Eğer bir güncelleme varsa bu bankanın anasayfasından duyurulacaktır. Düzenli olarak internet bankacılığı anasayfasını kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

- Tarayıcı penceresinin alt kısmında "kapalı kilit" simgesi yoksa, bankacılık işlemlerini yapmayın ve sistemden hemen çıkın. Çünkü kilit işareti, bağlantının şifrelenmiş olduğunu belirtir ve internet bankacılığında her zaman şifrelenmiş bağlantı kullanılır.

Olanlardan siz de sorumlu musunuz?

Olta saldırıları internet ortamında uzun zamandır gündemde olsa da, bu tür vakalarda mahkemeler tarafından suçun nasıl dağıtıldığı henüz kesinlik kazanmadı. Kredi kartı kullanım sözleşmelerine bakıldığında, kart sahibinin ihmali sonucunda kart şifresinin üçüncü sahıslara verilmesi durumlarında kart sahibi sorumluluk taşıyor.

Olta saldırılarında gerçek anlamda bir ihmal olup olmadığı tartışılır. Çünkü kullanıcı farkında bile olmadan dolandırıcılar tarafından bilgisayarına yüklenen zararlı bir programdan etkileniyor, bu program üzerinden sahte sitelerin IP adreslerine yönlendiriliyor ve bu sayede bilgiler çalınabiliyor. Böyle bir durumda tamamen kullanıcı hatasından söz etmek imkansız.

Kaynak: ntvmsnbc.com

İNTERNET BANKACILIĞINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR !

İNTERNET BANKACILIĞINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR !

İnternet üzerinden hesap bakiyesini sorgulamak veya havale yapmak gibi parasal işlemler sanıldığı kadar güvenli mi? İnternet bankacılığındaki güvenlik sorunlarını ve nelere dikkat etmeniz gerektiğini araştırdık.

Bankacılık işlemlerini internet üzerinden gerçekleştirmek çoğu insan için artık çok doğal. Bunu desteklemek için finans kurumları ve bankalar kullanıcılarına birçok kolaylık sağlıyor. İnsanlar internet bankacılığı hizmetinden yararlandıklarında bankaya kadar yorulmak, park yeri aramak gibi dertleden kurtuluyorlar. Sadece çok özel durumlarda şubeye bizzat gitmek gerekebiliyor ki bu çok nadir rastlanan bir durum. Türkiye'de internet bankacılığı şu an için Avrupa'daki kadar yaygın değil ama sürekli bir gelişim içinde. Avrupa ülkelerinde nüfusun dörtte üçü bankacılık işlemlerini internet üzerinden yürütürken, Türkiye'de bu oran çok daha az.

Tabii internet bankacılığı ve internet üzerinden alışveriş gibi kavramlar her geçen gün daha da yaygınlaşınca, güvenlik konusu önem kazanmaya başladı. Bunun nedeni, gazete ve televizyonlarda sıklıkla gördüğümüz internet üzerinden yapılan soygun haberleri. Bilgisayar korsanlarının kurbanların banka hesaplarına sızıp onları soyup soğana çevirdikleri soygun vakalarında ön plana çıkan fikir internet bankacılığının güvensizliği. Akla, "Kullanıcılar hiç mi risk oluşturmuyor?" sorusu gelebilir.

Sorunun cevabı: Kullanıcılar zaten çok az olan güvenlik kurallarına uymadıkça, risk faktörü inanılmaz boyutlara ulaşabiliyor.

Güvenlik için neler yapabilirsiniz?

Son yıllarda çoğu banka, internet bankacılık sistemlerini daha güvenli hale getirebilmek için çalışıyorlar ve bunları reklamlarında da belitiyorlar. Şifrematik uygulamaları, güvenlik resimleri ve sadece sanal klavye ile girilebilen parolalar gibi yöntemlerle davetsiz misafirlerin banka hesaplarına sızmasının önüne geçilmeye çalışılıyor; en azından teoride amaçlanan bu. Pratikteyse durum biraz farklı: Banka ve kredi kartlarında olduğu gibi, internet bankacılığında da kullanıcılar dikkatsiz davrandıkları sürece çok güvenli olduğu düşünülen bankacılık sistemi bile işe yaramayacaktır.

Almanya'da yapılan bir araştırma çok ilginç sonuçları ortaya çıkartmış: Bankacılık işlemlerini internet üzerinden gerçekleştiren kullanıcıların çoğunun bilgisayarı donanımsal olarak en güncel durumdayken, güvenlik konusuna yeterince önem verilmiyor. Saldırılara maruz kalmamak için, antivirüs yazılımları kesinlikle düzenli olarak güncellenmeli. Bankanızın web adresi, kesinlikle "Sık kullanılanlar" klasöründe yer almamalı, adresi her seferinde adres satırına yazmalısınız. Ayrıca her bankacılık işlemi öncesinde adres satırına bakarak adresin "https" ile başladığından emin olmalısınız.

İnternet bankacılığına ilk girişi yaptığınız şifreyi, güvenlik açısından mutlaka değiştirmeniz gerekiyor. Yeni şifreyi kolay tahmin edilebilecek kelimelerden, örneğin çocuğunuzun adı veya doğum tarihinizden oluşturmamaya özen göstermelisiniz. Bunların dışında, internet bankacılığı sistemine girmeden önce bilgisayarınızdaki tüm programları ve tarayıcı pencerelerini kapatmanız güvenliği artıracaktır.

Güvenlik açısından en büyük riski, halka açık yerlerden, örneğin internet cafe veya kütüphanlerden yapılan bankacılık işlemleri taşır. Çünkü bankanın sitesinde yaptığınız her işlemde arkanızda dijital izler bırakırsınız ve bu izler saldırganların işine yarayabilecek çok değerli bilgileri içerir. İnternet şubesinde yaptığınız işlemler bittiğinde, mutlaka oturumu kapatmalısınız. Çünkü oturum sırasında oluşan geçici verileri azaltmanın tek yolu budur.

Hiçbir şeye güvenmeyin!

Modern dolandırıcılar sadece internetle sınırlı kalmıyor. Dolandırıcılar sanki bankacılık işlemlerini yürüttüğünüz bankanın bir çalışanıymış gibi sizi telefonla arayıp kişisel bilgilerinizi ele geçirmeye çalışabiliyor.

Olta (Phishing) saldırıları (Phishing kelimesi "Password" ve "fishing" kelimelerinin türetilmesinden doğmuş) genellikle size gönderilen e-postalardan güya bankanın bilgi işlem departmanına olan bir sahte bağlantı üzerinden yapılır. Beklenen bu bağlantıya tıklamanız ve bütün kişisel bilgilerinizi ortaya dökmenizdir. "Lütfen internet bankacılığı hesap bilgilerinizi güncelleyiniz" gibi isteklerle kurbanlar hileli sayfalara çekiliyor. Olta e-postalar alıcıda ciddi bir etki yaratabilmesi için çok ustaca hazırlanıyor.

Sizi oltaya getirmeye çalışan dolandırıcılar her geçen gün kendilerini daha da geliştiriyorlar. Kişisel banka bilgilerinizi çalabilmek için, bankaların web adreslerine benzer adresleri kullanıyorlar ve yolladıkları e-postalarda sanki bankada çalışan biriymiş gibi sahte isimleri tercih ediyorlar. Olta e-postalarındaki bağlantılar, genellikle yurtdışında bir sunucuya ulaşıyor. Çünkü özellikle gelişmemiş ülkelerdeki sunucular üzerinden bir suçun takibini yapmak neredeyse olanaksız.

Olta mafyasının becerileri sadece bunlarla da sınırlı değil. Dolandırıcılar yeni buldukları bir yolla amaçlarına daha kolay ulaşıyorlar. "Pencere ile oltacılık" adı verilen yeni yöntemde, dolandırıcılar yeni sayfada açılan web sitelerinin içerikleri ile oynuyorlar. Eğer bir olta e-postasında yer alan ve tıklamanız için özenle hazırlanmış bağlantıya tıklarsanız, bu web sitesi gizli bir şekilde arka planda yükleniyor, siz ise farkına bile varamıyorsunuz. Daha sonra siz internet şubesine girmek için bankanın sayfasındaki bağlantıya tıklayınca, aslında daha önceden açılmış ve arka planda çalışan sahte site ekrana geliyor. Siz de farkında bile olmadan tüm bilgilerinizi buraya giriyorsunuz.

İpucu: İnternet üzerinden herhangi bir bankacılık işlemi yapmadan önce web tarayıcınızı kapatıp tekrar açın. Böyle yaparsanız internet dolandırıcılarının yeni yöntemini boşa çıkarmış olacaksınız. Çünkü arka planda açılmış olan bir web sitesi olsa bile, siz tarayıcıyı kapatınca otomatik olarak kapanacaktır.

Güvenli Internet bankacılığının püf noktaları

Siz ne kadar bilgili ve donanımlı olursanız, internette o kadar güvenlidir. Aşağıdaki kurallara uyarak internet bankacılığının güvenli tarafında yerinizi almanız mümkün

28 Aralık 2011 Çarşamba

Şuanda cebinizdeki delikten bile düşebilen Hard Diskiniz 1956'da nasılmış?

Şuanda cebinizdeki delikten bile düşebilen Hard Diskiniz 1956'da nasılmış?

Türkiye’nin ilk özgün yarış otomobili: VOLKICAR

Türkiye’nin ilk özgün yarış otomobili: VOLKICAR Projesi, geliştirme çalışmaları ve üretimi, Türkiye’nin ralli efsanesi Volkan Işık tarafından gerçekleştirilen safkan yarış otomobili Volkicar gün ışığına çıktı. Volkicar, küçük yapısına karşın güçlü motoruyla yüksek performansı garantilerken, Türk motorsporları tarihinde dönüm noktası olma iddiasını taşıyor. Türk motorsporları tarihinin uluslararası alanda en başarılı ralli pilotu unvanını taşıyan Volkan Işık, Türkiye’nin ilk özgün yarış otomobiline imza attı. VOLKICAR adını taşıyan yarış otomobili, tamamen Türk mühendisliğiyle tasarlanırken, geliştirme çalışmaları Volkan Işık ve ekibi tarafından gerçekleştirildi. İlk taslaklarından üretim aşamasına kadar yaklaşık 2 yıllık bir çalışmayla ortaya çıkarılan VOLKICAR’ın ilk versiyonu V1 logosunu taşıyor. Volkan Işık’ın başardığı ilklerden biri de, Türkiye’de lastik geliştirme alanında yer alan ilk pilot olması... Dünyada, otomobil sporu bir reklam mecrasından çok bir bilgi kaynağı olarak görülüyor ve araştırma-geliştirme amacıyla kullanılıyor. Türkiye’de bu sporun bugüne kadar var olmayan bu yönünü vurgulamak Volkan Işık için kişisel bir hedef oldu. Bu amaçla Lassa’nın projesinde yer aldı. Lassa’yla ilk önce asfalt lastiğiyle başlayan çalışmalar, 2002 yılında Türkiye’nin FIA onaylı ilk asfalt lastiğinin üretimine yol açtı. Daha sonra 2003’te toprak lastiği üretildi. 2004’te proje daha da genişletilerek diğer lastik çeşitlerinin de üretimine başlandı. Yarışlarda elde edilen bilgi, ekonomik bir değer olarak bir Türk şirketi tarafından uygulanabilir hale geldi. Tıpkı dünyadaki örmekleri gibi... Şu anda 14" ile 17" arasında değişik ebatlarda lastik üretiliyor ve sürekli geliştiriliyor. Volkan Işık, Lassa’yla birlikte dünyaya satılacak yeni bir ürün yaratırken aynı zamanda Lassa’nın lastik mühendisleriyle çalışarak, sürekli denemeler yaparak ve Lassa Rally Team’in yarış tecrübesinden faydalanarak daha yüksek performanslı lastikler üretilmesine katkıda bulunmaya devam ediyor. VOLKICAR

AKILLI TELEFONLAR

İngiltere'deki yayıncılık ve telekomünikasyon düzenleme kurumu Ofcom tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, akıllı telefon kullanan gençlerin yarısından çoğu telefonlarına bağımlı olduklarını ifade ediyor.

Financial Times gazetesinin haberleştirdiği araştırmanın öne çıkan bazı sonuçları şöyle: "Gençlerin yüzde 47'sinin akıllı telefonu var. Bu grubun yaklaşık yüzde 60'ı kendilerini 'bağımlı' olarak tanımlıyor ve yüzde 71'i telefonlarını sürekli açık tutuyor."

Araştırmaya göre, gençler cep telefonlarını hala en çok arama yapmak ve kısa mesaj atmak için kullanıyor. Ancak müzik dinlemek, fotoğraf çekmek, oyun oynamak ve sosyal paylaşım sitelerini ziyaret etmek de akıllı telefonların sıkça kullanılan uygulamaları arasında yer alıyor.

Rapora göre İngiltere'de yetişkinlerin üçte biri de akıllı telefon kullanıyor. Raporda yetişkinler arasında en yaygın markanın hala Apple'ın ürettiği iPhone olduğu ama gençler arasında Blackberry'nin tercih edildiği belirtiliyor.

2010 yılı Aralık ayı verilerine göre akıllı telefonlardan en fazla ziyaret edilen internet sitesi ise 43 milyon saatle sosyal paylaşım sitesi Facebook.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

24 Aralık 2011 Cumartesi

:)

Hayata Dair !

Yediklerimiz değil hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar. Kazandiklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar. Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar. Başkalarına verdigimiz ögütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar..."

23 Aralık 2011 Cuma

İSTANBUL

j.Lennon

16 Aralık 2011 Cuma

Hayal Dünyası!

Salvador DALİ

Sergide 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından Salvador Dali'nin, 'İlahi Komedya', 'Sürrealizm İzleri', 'Gala ile Akşam Yemeği' adlı 3 ayrı başlıktaki eserleri yer alacak. Tophane-i Amire'de gerçekleştirilecek bu etkinlik 23 Aralık 2011'de başlayacak ve 26 Şubat 2012 tarihinde sona erecektir.

13 Aralık 2011 Salı

Ne geçmişe saplanıp kalacaksın, Ne geleceğin düşlerini kuracaksın.. Ömür dediğin şu andır, Onu da hakettiğin gibi yaşayacaksın! .. Can Yücel

12 Aralık 2011 Pazartesi

SEVEREK ANLAYACAKSIN...

Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın... Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın... Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın... Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz... Okuyarak öğreneceksin ama SEVEREK ANLAYACAKSIN... Ş.TEBRİZİ

ATATÜRK

Atatürk öldüğünde 26 yaşındaydım,o gün Atatürk öldüğünde insanlar nasıl ağlıyorduysa bugünde insanlar öyle sevmeli.Özellikle Türk kadınları Atatürk'ü unutmamalı.Çünkü ben tramvaylarda kadınların perde arkasında başka bir yerde oturdukları zamanlarıda gördüm.Kadınlar bugün sahip olduklarının kıymetini bilmeli.(Bunu 100 yaşında ki 2 dünya savaşı bir çok lider görmüş Profilo nun sahibi Bay Grünberg söylüyor)

10 Aralık 2011 Cumartesi

FURUIT

Allah der ki; Kimi benden çok seversen onu senden alırım... Ve ekler : "Onsuz yaşayamam" deme, seni onsuz da yaşatırım. Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar. Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur... "Düşmem" dersin düşersin, "Şaşmam" dersin şaşarsın. En garibi de budur ya, "Öldüm" der durur, yine de yaşarsın..
Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol, Şefkat ve merhamette günes gibi ol, Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol... Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, Hoşgörülükte deniz gibi ol, ya oldugun gibi görün, ya göründügün gibi ol....

8 Aralık 2011 Perşembe

Izlendiginizi Biliyormusunuz

Şu anda ABD, cep telefonu kullanıcılarını telaşlandıran bu skandalla çalkalanıyor. Android işletim sistemi için uygulama geliştiren yazılımcı Trevor Eckhart, Carrier IQ yazılımının telefondaki her hareketi her bilgiyi kayıt ettiğini fark etti. Eckhart'ın bulduğu bu açık, gündeme bomba gibi düştü ve pek çok soruşturma başladı.

TELEFONUN YÖENTİMİ ONUN ELİNDE
Eckhart yayınladığı görüntülerde Carrier IQ'nun, cep telefonunda basılan tuşların nasıl kaydettiğini gösterdi. Eckhart, teste başlamadan önce telefonu fabrika ayarlarına döndürdü. Görüntülerde bir packet sniffer (korsan paket) yoluyla, cihaz uçak modundayken (hatsız tercih), basılan sayısal tuşların ve gelen metin mesajlarının nasıl kaydedildiği görülüyor.

Bunun ardından telefonu Wi-Fi ağına bağlayan Eckhart, Google web sitesini açıyor. Eckhart fiziksel konumunu paylaşmamayı tercih etse de Carrier IQ'nun yazılımının bunu kaydetmesini engelleyemiyor. Eckhart, "Carrier IQ'nun bu dizileri kablosuz ağımda 3G olmadan, HTTPS üzerinden okuyabildiğini görüyoruz" d
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

6 Aralık 2011 Salı

Cümleler Doğrudur Sen Doğru İsen, Doğruluk Bulunmaz Sen Eğri İsen.. YUNUS EMRE

5 Aralık 2011 Pazartesi

We still think different

3 Aralık 2011 Cumartesi

Uluslararası Evlilik Sembolleri !

systematizer34 sent you a video: "VID-20111202-00010"

YouTube help center | e-mail options | report spam

systematizer34 has shared a video with you on YouTube:

metrocity yilbasi etkinlikleri
© 2011 YouTube, LLC
901 Cherry Ave, San Bruno, CA 94066

1 Aralık 2011 Perşembe

MUTLULUĞU ERTELEMEYİN !

Microsoft 365 i Ücretsiz Kullanın

Office 365 Türk kullanıcılara önümüzdeki 5 aylık süreçte ücretsiz sunulacak. Microsoft’un yeni Office projesi Office 365 dün itibarıyla satışa çıktı. Bulut tabanlı bir kullanım sunan Office 365’in deneme sürümü de İngilizce olarak yayınlandı. Türkiye’deki kurumların 30 Kasım’dan itibaren İngilizce olarak deneyebileceği Office 365, Microsoft’un bilinen Exchange Online, SharePoint Online ve Lync Online gibi e-posta, iletişim ve birlikte çalışma yazılımlarının bulut sürümlerini Office Professional Plus masaüstü paketi ile bir araya getiriyor. Programın Türkçe sürümünün yayınlaması ne kadar zaman alır bilinmez, ancak Office 365 Türk kullanıcılara önümüzdeki 5 aylık süreçte ücretsiz olarak sunulacağını da belirtelim. Her ölçekteki şirket için farklı hizmet paketleri sunan Office 365, KOBİ’lere yönelik de çözümler getiriyor. Bu kapsamda Office 365 ayrıca KOBİ’ler için SharePoint ile temel web sitesi yayınlama hizmeti de içeriyor. Bulut üzerinden 25 GB e-posta kutusu, e-postalara, takvime ve kişilere mobil cihazlardan erişim gibi fırsatlar sunan Office 365 ile birlikte gelen Lync çözümü de kurumlara anlık mesajlaşma, ses ve video konferansı ile çevrimiçi toplantılar gerçekleştirme imkanı sunuyor. Çalışanların şirkete çeşitli yollardan bağlanmalarına yardımcı olan Office 365, bulut tabanlı hizmetleri çalışanların her gün kullandıkları araçlarla birleştiriyor. Office 365, sıkı güvenlik desteği ve yüzde 99,9 çalışır durumda kalma süresi ile Hizmet Düzeyi Sözleşmesi garantisi de sunuyor.

on the road

Beat Kuşağı akımının kurucusu ve “Yolda (On The Road)” adlı kült romanın yazarı Kerouac, 20 yaşındayken yazdığı, “The Sea is My Brother” adlı ilk eserinde denizci olarak geçirdiği yıllarını anlatmıştı. Kitabın editörlüğünü üstlenen Dawn Ward, eserin Kerouac'ın yazma sürecini nasıl geliştirdiğini gösterdiği için özel bir öneme sahip olduğunu açıkladı. Kerouac'ın birkaç mektubunda sözünü ettiği romanın kayıp olduğu düşünülüyordu.

Yazarın, arkadaşı Sebastian Sampas'a yazdığı mektuplardan oluşan eser, kayınbiraderi tarafından Kerouac'ın arşivinde bulunmuştu. 1922 yılında doğan Kerouac, genç yaşta yazmaya başlamış, meslek olarak yazarlığı seçmeden önce spor muhabirliği, inşaat işçiliği ve denizcilik yapmıştı. “The Town and the City” adlı ilk kitabını 1950'de yayımlayan Kerouac'ın en etkili ve ünlü kitabı “On the Road” adlı eseriydi.

Kerouac, ABD'yi baştan başa dolaşmak için çıktığı yolculukta başından geçenleri ve arkadaş çevresini anlattığı romanını sadece üç haftada tamamlamıştı. Kerouac, şair Allen Ginsberg ve William Burroughs'un da aralarında bulunduğu bir grup yazar tarafından kurulan Beat Kuşağı akımının sesi olarak ün kazanmıştı. 1969 yılında 47 yaşındayken hayata veda eden Kerouac'ın yayımlanmış diğer eserleri arasında “Visions of Cody”, “Visions of Gerard”, “Big Sur” ve “The Subterraneans” bulunuyor. (AA)

28 Kasım 2011 Pazartesi

Hacker Yılı

IBM'in internet güvenliği araştırma grubu X-Force'un 2011 yılının ilk yarısına ilişkin Global Tehdit ve Risk Trendleri raporuna göre akıllı telefon dünyasındaki kullanım yaygınlığı hacker'ların dikkatini bu alana çekti
Mobil sistemlerdeki atak sayılarının bu yıl, 2010'a göre 2 katına çıkacağını öngören raporda, "Atak sayısı azalmasına rağmen kritik açık sayısında 3 kata varan artışlara rastlanıyor. Atakların en önemli hedefi de mali kazanım elde etmek. Bu nedenlerle 2011 yılını 'Güvenlik İhlalleri Yılı' olarak ilan ettik" denildi.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Dün için pişman olma, yarın için kaygılanma, bugünü yaşa. Bugünü sanki en son gününmüş gibi yaşa! Unutma ki, yarın bugüne “dün” diyeceksin. Tıpkı dün, bugün için “yarın” dediğin gibi...

Dünyayı Düzeltmek !


Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında, bütün haftanın yorgunluğunu çıkartmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün evde oturup tembellik yapacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu.
Baba oğluna söz vermişti; Bu hafta sonu onu parka götürecekti. Ama hiç dışarı çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim dedi.

‘Oh be kurtuldum en iyi coğrafyacı bile bu haritayı akşama kadar düzeltemez’

Aradan 20 dk geçmeden oğlu babasının yanına koşarak geldi ve dedi ki ;
‘Baba haritayı düzelttim artık parka gidebiliriz. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde hayretler içinde kaldı ve bunu nasıl yaptığını sordu? Çocuk şöyle cevap verdi;

Bana verdiğin resmin arkasında bir insan resmi vardı.

İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN, BÜTÜN DÜNYA DÜZELDİ.


Bu kısa hikayeden çıkaracağımız ders dünyayı düzeltmemiz için ilk önce kendimizi düzeltmemiz gerekir

2012 Maya Tableti

Son bulunan tablet de diğerleri gibi dünyanın sonu olarak aynı tarihi işaret ediyor
Meksika'nın Tabasco Eyaleti'ndeki Maya antik kenti Comalcalco'da yapılan kazılarda, 21 Aralık 2012'de dünyanın sonunun geleceğini yazan bir tablet daha ortaya çıktı.

Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü, 1300 yıl öncesine ait olduğu sanılan tabletin birkaç yıl önce bulunduğunu ve derinlemesine incelendiğini açıkladı.

ABD'deki Teksas Üniversitesi'nde çalışan Maya uzmanı David Stuart ise tablette geçmiş zamanı belirten bir sembol olmadığını belirterek, "Bu tarihin geçmişe değil, geleceğe ait olduğuna inanıyorum" dedi.

Daha önce de Tortuguero kazı alanında dünyanın sonu olarak aynı tarihe işaret eden benzer bir tablet bulunmuştu.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

25 Kasım 2011 Cuma

ANKA UÇUŞTA..


TÜRKİYE'de tasarlanan İnsansız Hava Aracı ANKA, yapılan testlerde 6 saat havada kaldı. İlk defa otomatik pilot sistemiyle iniş-kalkış gerçekleştiren ANKA, önümüzdeki yıl Türk Silahlı Kuvvetleri'ne teslim edilmeye başlanacak.

ANKA'nın testi TAI mühendisleri tarafından Eskişehir'in Sivrihisar İlçesi'ndeki Askeri Meydanı'nda önceki gün saat 09.35'e yapıldı. İnsansız hava aracı otopilot sistemi ile pistten havalandı. Toplam 6 saat süren uçuşta pilotsuz uçak 18 bin feet yani 6 bin metreye tırmandı. Uçuş sırasında 240 farklı test başarıyla yapıldı.

Test çalışmalarının ardından ANKA saat 15.35'te yine otopilot sistemi kullanılarak Sivrihisar'a sorunsuz indi. Yapılan testler sırasında ANKA, kızılötesi çekim yapabilen ve ASELSAN tarafından imal edilen yerli FLIR kameranın aynı boyut ve ağırlığına sahip sistemi burnunda taşıdı. Önümüzdeki günlerde devam edecek testlerde ANKA havada 24 saat kalışı ve gerçek FLIR kamera sistemi denenecek. Testlerin son aşamasının Güneydoğu'da yapılması planlanıyor.

TAI tarafından tasarlanan ANKA insansız hava aracının teslimatlarının Nisan 2012'de başlaması planlanıyor. İsrail'den alınan Heron'ların yerine kullanılacak ANKA, 10 bin metreye yükselebilecek. Saatte 203 kilometre hıza sahip pilotsuz uçak, 200 kilogram 'faydalı' yük taşıyabiliyor. Burnundaki özel kamera sistemi ile çektiği görüntüleri 200 kilometre menzilde ana merkeze aktarabiliyor.

ANKA'nın önümüzdeki yıllarda geliştirilecek farklı modelleri ile SATCOM uydu haberleşmesi ve SIGINT olarak adlandırılan sinyal istihbaratı yani cep telefonu, telsiz dinleme gibi görevlerde kullanılması da planlanıyor.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile 2004'te imzalanan anlaşmaya göre TAI üç ANKA hava aracı ve tüm yer sistemleri geliştirerek Türk Silahlı Kuvvetleri'ne teslim edecek.

Suriye İle İlişkiler Kafa Karıştırıyor !


Digital Yerli nesil Arasinda Digital Gocmen Ogretmenlerin Algilamasi Gerekenler..


ilara ELDAŞ
ntvmsnbc
İSTANBUL - Bir ülke düşünün; çoğunluğu çocuk, hatta bebek. Birbirleri ile iletişimleri müthiş; hem yüz yüze hem de internetten bunu çok iyi halledebiliyorlar. Dizüstü bilgisayarlar mı? Onlar çok geride kaldı, tablet bilgisayarda dergi okuyorlar. Tuşlu telefon? Komik olmayın, siz o yaşta "bak postacı geliyor" şarkısını söylerken, onlar şimdi dokunmatik telefonlarından e-posta yolluyor. Küçük yaşta bu kadar yetenekliler çünkü onlar birer "dijital yerli". Siz niye sadece hayal edecek kadar bu ülkeye yabancısınız? Çünkü siz birer "dijital göçmen"siniz.

Bu iki kavram, eğitim alanında uluslararası bir üne sahip, futurist Marc Prensky'e ait. 2001 yılında çıkan "On the Horizon - Ufukta" adlı makalesinde Prensky, 1980 sonrası doğan çocukların, öncesinde doğanlara oranla teknolojiye, teknolojiyle öğrenmeye daha yatkın olduklarını; hatta bunu doğal olarak yaptıklarını söylüyor. Futurist yazara göre bu yeni dijital dünyaya dahil olmak isteyen bir göçmen "adapte" olmayı öğrenmeli. Bunu da ilk önce öğretmenler gerçekleştirebilmeli.

IBM'den A.B.D Savunma Bakanlığı'na kadar pekçok kuruma eğitim yöntemleri konusunda danışmanlık hizmeti veren Marc Prensky ile teknolojiyle eğitmek üzerine çalışmalarını konuştuk.

1980 sonrasında doğmuş biri olarak, dijital dünyada ben sizin gibi bir futuristten daha mı yerliyim?

Aslında evet, böyle bir genellemem var, ama cevap senin nasıl büyüdüğünle alakalı. Bebekliğinden beri evinde bir bilgisayar var mıydı ve sen onunla oynar mıydın? Oyun konsolu, telefon ile ilk ne zaman tanıştın? Gelişmiş ülkelere baktığımızda 1980 sonrası nesil çoğunlukla tanımı doğru karşılıyor. Bu insanlar "dijital yerliler" çünkü, teknoloji dediğimiz tüm yeniliklere kültürel bir sonuç olarak doğuştan tanışmışlar.Tabi ki doğuştan herşeyi bilmiyorlar, ama önlerine çıkan hiçbir teknolojik yenilikten de korkmuyorlar. Bakıyorlar, deniyorlar, kullanıyorlar ve ustası oluveriyorlar. En önemlisi bunu kendi kendilerine yapıyorlar. Çünkü onlar için bu yeniliklerin küçükken karşılaştıkları teknolojik oyuncaklardan farkı yok. Ben ve benden önceki jenerasyonlar ise teknolojik yeniliklere hep daha mesafeli. Cihazları bozmaktan korkuyoruz, istediğimizi becerememekten korkuyoruz. Hatta bizden sonraki nesilden yardım bile istemiyoruz. Bu yüzden, yeni nesile dijital yerliler derken, biz eski nesile de dijital göçmenler diyorum. Çünkü bu yeni dünyaya biz sonradan geldik ve tanıştık. Yeni bir ülkeye taşınmış gibi olduk,eğitimcilerimiz de dahil olmak üzere adaptasyon sorunumuz var. Elektronik postalar atmak, bilgisayarda yeni pencereler açmak, internette gezinebilmek gibi üstesinden gelmemiz gereken işler var.

Örneğin şu an dijital yerliler, dokunmatik telefonlarının bir sonraki daha akıllı ve konuşan versiyonunu, nasıl kullanacağını henüz bilmese bile, sabırsızlıkla ve heyacanla bekliyor. Ama aynı konuşan telefon bir göçmen için "öğrenmek zorunda kaldığı yeni bir şey daha!" olarak görülüyor.

"DEĞİŞMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ"

Sizin eğitimleriniz nasıl başladı, gelişen dijital dünyada nasıl işimize yarıyorlar?

Bu zamana kadar 3 kıtada birçok gelişmiş ülkeyi gezdim, birçok ülkede kurs ve seminerler verdim. Hangi ülkeden olurlarsa olsunlar, tüm öğrencilerde gözlemlediğim tek bir ortak sorun vardı: Önemsizlik hissi. Öğrenciler, kendilerine öğretmenleri tarafından önem verilmediklerini, saygı görmediklerini söylüyor. Öğretmenlerin ortak şikayeti ise, anlattıklarının öğrenciler tarafından önemsenmemesi. Oysa ki asıl sorun, çocukların dilinden anlayabilmek. Onların istekleri ve hevesleri aslında eğitim sisteminde odak noktamız olmalı. Eğitimci ya da ebeveyn, farketmez, yetişkinler "değişmek zorunda" demiyorum ama sürekli güncellenen koşullara kendini adapte etmek zorunda. Yoksa zaten kendinden daha fazla teknolojiyi bilen çocukların dikkatini çekmek o kadar da kolay değil.

WIKIPEDIA YERİNE YOUTUBE, E-POSTA YERİNE TWEET

Yani iki nesil olarak bir dönüşüm zamanındayız, ama bizden sonrakiler için zaten bir uyum problemi olmayacak.

Bundan sonra, her zamankinden daha hızlı olarak kendimizi güncellememiz gerekecek, ama yeniyi kabul etmemiz de zaten daha kolay olacak. Her zamanın kendine göre araçları var, eğitim - öğretimde amaçlarımız değil, araçlarımız değişecek. Yani, dosyalardan oluşan bir sunum yapmak için şu anda "Powerpoint" programını biliyor olmamız gerek, ama artık herkes bunu "flash"larla yapmayı tercih etmeye başladı. Gelecekte ise bunun yerini "HTML5"ler alacak. Ansiklopedik bilgileri Wikipedia yerine videolardan anlatmaya ve öğrenmeye başlayacağız.

İletişim kurarken geçmişin postasını bırakıp yeninin elektronik postasına geçmiş olabilirsiniz. Gelecekte mektuplar daha da kısalacak. Yerini kısa telefondan ya da twitter'dan gönderilen kısa mesajlar alacak.

Yazdığımız makaleler artık gazete yerine internetin blog sayfalarında, gelecekte ise bunları yazdığımız bilgisayar programları ile anlatacağız.

Madem araçlar bu kadar hızla değişiyor, neden aslında bize bunları öğretmesi gereken öğretmenlerimizi farklı adlandırmıyoruz? Eğitmenlere gelecekteki görevlerine daha uygun bir isim bulabiliriz; öğretmenlere bize ilham verenler, doçentlere kaşifler ve profesörlere de geleceği tasarlayan tasarımcılar diyebiliriz. Tıpkı öğrencilerin de artık çok iyi sıfatları hakettikleri gibi; kademe kademe, araştırmacılar, yaratıcılar ve girişimciler gibi. Eğer çocuklara girişimci olduklarını söylersen onlar da kendilerini yeni işler geliştirmeye yönelticeklerdir, gerçek bir girişimci gibi düşünmeye başlayacaklardır. Ama onlara sadece öğrenci derseniz, bir şey üretmek ve yaratmak yerine sadece oturup öğrenmeyi seçeceklerdir.

Böylelikle tepeden inme bir eğitim yerine, öğrencilerin bireysel alanlarına yönelen gelecek okullarında okuyabiliriz.

Şu anda tüm gelişmiş ülkelerde eğitim anlayışı aynı restoranda hergün çıkan yemekleri yemek gibi. Evet, belki hep aynı yemek değil ama dönüp dolaşıp aynı menünün içinde sınırlı kalıyoruz. Oysa ki dışarda binlerce farklı yemek var; ama biz bunları tadamıyoruz. Yani kendimizi geliştiremiyoruz, bir kısır döngünün içine hapsediyoruz.

Oysa çocuklara mesela video yapmayı da öğretmeliyiz, farklı sunum yöntemlerini bilmeliler. İnternet için yazılımın ne olduğunu öğretmeliyiz, gelecek burada.

Bunları bir çocuk öğrenebilir mi?

Elbette. Onlar zaten sanal ortamın ne demek olduğunu biliyor, bir adaptasyon problemleri yok. Bu dünyanın içinde onların neler yapabildiklerini görmek gerekir.

Bir program yazmayı öğrenmek hiç kolay değil, biz yetişkinler için bile.

Hayır, öğrenilebilir. Telefondaki şarkı listeni kendin yapabiliyor musun, ya da Powerpoint kullanmayı biliyor musun, öyle değil mi? Işte bunlar program yazmanın birer başlangıcı. Küçük bir çocuk da bilgisayarda bunları yapmayı zaten biliyor. Önemli olan seviye seviye ilerleyebilmek. Buna ilgisinin olup olmadığını görmek, yazabilecek yaşa geldiğinde ona bununla ilgili yetenekleri çoktan vermiş olmak.

Peki, ya "program öğreneyim" derken bir yandan matematiği sevmiyorsam..?

O zaman yapmazsın. Ama sana desem ki telefona gazetecilikle ilgili bir uygulama geliştireceğim, sen de o zaman program yazmanın en azından ne demek olduğunu öğrenirsin, sonunda bunu başka birine yazdırsan bile. Ve kendinin neyi yapıp neyi yapamayacağını görürsün. Önemli olan o programı gerçekleştirmekse, birini bul da sen de yap. Yaratmaya, üretmeye başla. Demek istediğim öğrenci, kendi kendilerine yaptığı işlerle öğrenebilmeli. Öğretmeni onun yanında sadece bir rehber olarak durmalı. Tabi ki bir sürü başka yöntem de olabilir. Ama benim anlattığım gerçekten iyi bir yöntem.

Eğitmek istediğiniz çocuklara ilk önce tutkularının ne olduğunu soruyorsunuz. Peki ya 30'una yaklaşmış bir yetişkinle konuşurken ilk sorduğunuz ne oluyor?

Aslına bakarsan aynı soruyu soruyorum. Çünkü biliyorum ki birçok insan tutkularının götürdüğü meslek yerine, ailesinin ya da çevresinin önerdiği mesleği seçmiş oluyor. Aslında günlük hayatta insanlarla ilk kez iletişim kurarken de buna benzer sorular sorarız, hayatta nelerle uğraştığını, ilgi alanlarını merak ederiz. Bu iletişimin bir yolu ve dediğim gibi öğretmek ve öğrenmek de ancak iletişim ile olur.

Ben sadece insanlara tavsiyelerde bulunuyorum, onun dışında bir okulum ya da eğitim derslerim yok. Sadece insanları dinleyip onlara fikirler veriyorum. Ve tüm yetişkinlere ortak tavsiye olarak çocukları dinlemelerini söylüyorum. Gerçekten ne dediklerini dikkatlice dinleyin, sizin de büyüdükçe onlardan öğreneceğiniz çok şey var.

Çevre değişiyor, insanlar değişiyor, işbirlikleri daha da önem kazanıyor. Ulaşılabilir olun. Bugünün gücü bilgiye sahip olmaktı, ama yarının gücü bilgiyi paylaşabilmek. Örneğin Mısır'da ne olduğunu bizzat yerinden takip edip öğreniyor olabilirsiniz, ama bunu dünya ile paylaşamıyorsanız hiçbir önemi yok.

Örneğin konuştuğunuz kişi bir bankacı ama aslında yapmak istediği işin gerçekten bu olmadığını farkediyorsunuz. Nasıl tavsiyelerde bulunursunuz ona?

Baktım ki içindeki idealini kurduğu şey bu değil de, örneğin at biniciliği. Onun için at biniciliği ile bankacılığı nasıl ilişkilendirebileceğimizin yollarını ararım. Önce her iki mesleğin ortak alanlarından konuşuruz. Örneğin "risk"ten. "Risk alabiliyor mu, almayı seviyor mu? Bankacıyken bunu ne kadar yapıyor, daha fazla mı risk istiyor?" gibi.

Peki bankacılığı bırakmasını önerir misiniz?

Hayır, tam olarak bunu söylemem. Evet, insanların tutkularının peşinden gitmelerini söylüyorum. Yaşları henüz küçükse tutkuları hayatlarına meslek olarak dönebilir. Ama yetişkin biri için, işinden ayrılmasını önermem.

Yetişkinlerin isteklerinin peşinden koşması, bir bedel ödemeleri anlamına gelmemeli. Tabi ki onları teşvik ederim ve yaşlarının önemli olmadığını söylerim. Ama bunu meslek olarak devam ettirip ettirmemek sonuçta onlara kalmış. Sadece tutkusunu hayatına entegre etmeyi ile işe başlamasını öneririm.

CERRAH DEĞİL DE BALE DANSÇISI

Aklınızda kalan bir örnek var mı son zamanlarda görüştüğünüz insanlardan?

Ünlü bir hastanenin başındaki bir cerrahın 40'lı yaşlarında aslında cerrah değil de bir bale dansçısı olmak istediğini keşfettiğini biliyorum. Başında doktor olmuş çünkü etrafındakiler de böyle olmasını istiyormuş. Sonunda hastaneyi bırakıp bale tutkusunun peşinden gitti ama işler umduğu gibi yürümedi. Birkaç yıl dans etti ama olmadı. Çünkü anatomisi ne kadar çalışırsa çalışsın dansa uygun hale gelemedi. Ama en azından denedi ve yapamadığını görünce, hastaneye geri döndü.

Mutlu sonla biten bir macera sorsam?

En çok mutlu sonla biten hikayelerden biri benimki. Bizim ailede çok fazla diş hekimi vardır, ve ailede kendilerinden sonra gelenler de aynı mesleği yapmak istediğinde buna seviniyorlar. Ama ben bunu seçmedim.

Ben de tutkularımın peşinden gittim ve bunlar zaman zaman değişti. Ilk başta bir matematik öğretmeniydim. Insanlar öğretmen olmak iyidir, güzel bir meslek, emekli olursun, düzenli gelirin olur diyorlardı. Ama bu bana yetmedi, aslında bir müzisyen olmak istiyordum ve ben de müzikle ilgilenmeye başladım. Geleneksel bir gitar çalıyordum. Bir kaç yılda oyunculuk yaptım.

Tüm bunlardan herhangi bir para kazanabildiniz mi?

Hayır fazla değil, idare ediyordum. Bunun üzerine zaten, peki o zaman iş dünyasına girmeyi denerim ben de, dedim. Ve okuluna gittim, ama beğenmedim. Sonra video oyunlarına merak saldım ve kafamdaki projeyle birleştirmeye karar verdim. Sonra da The Harvard Business School'dan master diplomamı aldım, bu benim için matematik öğretmeniyken sadece bir hayaldi.

Ben şu sözü hayatıma uyarladım: eğer yapmak istemediğiniz bir şey varsa, sakın üzerinde uzmanlaşmayın. Herkes yazar olmanızı sizden bekliyor diye sonunda bir yazar olabilirsiniz, bunu asla sevmeseniz de.

Ama hayallerinizin peşinden giderken, gerçeklerden de uzaklaşmayın elbette. Geç girdiğiniz bir yolun sonunda yıldız olmayabilirsiniz.

Bir başka hikaye de yeğenimle ilgili. Daha 6 yaşındaki oğlum ve yeğenimi New York Modern Art Müzesi'ne götürdüğümde, iyi bir tasarımla dizilmiş bir koleksiyonu görmüştük. "Kürator iyi bir iş çıkarmış" diye aramızda konuşurken, yeğenim, "Ne! birisi bunu yapmak için ona para mı ödüyor" demişti. İş ona o kadar eğlenceli gelmişti ki! Zaten bu kadar eğlenceli olan bir şey, ona yeni bir kapı daha açmıştı. Çocuklarımızişte böyle yeni alanlar ve işler, meslekler keşfetmeli. Şanslılarsa, iyi anne-babaya ya da bir öğretmene, kendilerini iyi yönlendirebilen birilerine sahiplerse daha çok keşfetmeye fırsat bulacaklardır.

Örneğin Amerika'da birçok öğrenci okulu bırakıyor, neden? Çünkü dersler sıkıcı. Neden, çünkü senle ve senin ne sevdiğinle değil, geçmişle ve onların yaptıkları ile ilgileniyor. Oysa çocuklar için gelecek önemli.

"TARİHLE İLGİLENMEYEN 5 MADDE BİLSİN, YETER"

Geçmişi bilmek önemli değil mi?

Sadece bazı şeyler için, her zaman ve herşey için değil. Sadece birkaç birşeyi bilsek bize yeter. Örneğin Amerikan tarihinde, bilmeniz gereken sadece 5 temel bilgi vardır. İnsanlarla dolu bir ülke vardı, Avrupalılar geldi ve ülkenin hepsini aldı, kendi değişik politik tecrübelerini buraya yerleştirmeye çalıştı, sonra kendilerini sivil savaşın içinde buldular. Ve 20. yüzyılda demokrasi anlayışlarını tüm dünyaya yaydılar. Bir de kölelik konusu var. Geri kalanlar sadece detay. Bu büyük olayları bilmeniz gerek. Eğer bu tarih üzerine uzmanlaşmak istiyorsanız, o ayrı.

Çocuklarımızı sürekli ilerde unutacakları ve çoğunu hiç hatırlamaya bile gerek duymayacakları detaylara boğuyoruz. Sadece ihtiyacımız kadar ayrıntıları bilmeliyiz.

Çok fazla ayrıntı bizim önümüzü görmemizi engelliyor. Çünkü gelecek üzerine de odaklanıp düşünmemiz lazım.

Bir matematik öğretmeni olduğumu söylemiştim. Bölme yapmak örneğin? Hayatında kaç defa bunu kullanıyorsun? Hiç düşündün mü? İki büyük rakamı bölmen gerekirse, elinin altında artık bunu yapabilecek bir telefonun varken, zaten kendin bölmeyeceksindir. Niye o zaman ben bunu öğretmek için zaman harcayayım?

Eskiden çocuklara zamanı okumayı öğretirlerdi, dışarı çık ve güneşe, gölgene bak, sonra saati söyle. Şimdi niye bundan vazgeçtik? Çünkü artık bunu bize söyleyen makineler var. Demek ki artık yeni yöntemlere açığız. Onlara illa "saati gölgeden oku" demiyoruz.

Dünya artık telefonumuzun içinde, tweet atıyoruz, Facebook'ta paylaşımlarda bulunuyoruz, blog yazıyoruz. Dünyanın bir ucundaki ile bile anında iletişim kurabiliyoruz. Bunlara odaklanmalıyız, daha çok iletişim, daha çok konuşma, daha çok paylaşım. Daha çok fikir alışverişi.

Bir oğlum var demiştiniz, onu nasıl bir eğitim hayatından geçirmeyi planlıyorsunuz?

Sky, 6 yaşında ve bir devlet okulunun ana sınıfına gidiyor.

Okula göndermemeyi düşündünüz mü?

Evet, kendim eğitmeyi düşündüm. Ancak eşim istemedi. Öte yandan çok fazla şehir dışında bulunmam gerekiyor, bu da onu eğitmemi zorlaştırırdı.. Gerçekten akıllı bir çocuk, tüm çocuklar gibi öğrenmeye aç. Onunla elbette konuşuyorum ama kendi eğitimlerimi uygulamıyorum. Ama şanslı ki çok iyi bir hocası var

Onun tutkuları ne?

Tam bir araba delisi. En büyük tutkusu Mercedes.

Sizden mi kaynaklanıyor bu? Arabaları sever misiniz?

Hayır, nereden bilmiyorum. İlerde bir kamyoncu olmak istiyor. Erkekler zaten ya araba tekerlekleri ya da toplar peşinde koşarlarmış. İstediğini yapsın, ben onu destekliyorum.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

24 Kasım 2011 Perşembe

Başarısızlık başarılı olmak için..
Kalp kırıklığı mutlu olmak için
Hastalık iyileşmek için
Nefret sevmek için
Suç bağışlanmak için

Hayat !



HAYAT Bir kitaptır ,o kitabı en güzel şekilde okuyun.
HAYAT Bir oyundur,o oyunu ustaca oynayın.
HAYAT Bir mücadeledir,güçlüklere sabırla göğüs gerin.
HAYAT Bir rüyadır o rüyaları azimle gerçekleştirin
HAYAT fedekarlıktır,onu herkezce cömertçe sunun
HAYAT Sevgidir.Sevip sevilerek tadını çıkarın

23 Kasım 2011 Çarşamba

PARADİGMA

PARADİGMA



Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.



Örneğin; trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.



Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.



Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?

Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.



Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.



Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:



Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.

Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?



ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”



Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı


22 Kasım 2011 Salı

Neyzen den İnciler


Bilgisayar Fiyatlari Artacak

ROUND ROCK - Amerikalı bilgisayar şirketi Dell, üçüncü çeyrekte karını geçen yıl aynı çeyreğe göre yüzde 9 artırdı ancak şirket Tayland'da meydana gelen selin bu ülkedeki sabit disk üretimini olumsuz etkilemesinin bu yıl gelirlerini etkileyeceğini kaydetti.

Şirketin finans direktörü Brian Gladden, Tayland'daki selin, şirketin ''yüksek gelirli müşterilere ve ürünlere'' öncelik vermesi gerektiği anlamına geldiğini açıkladı.

Gladden, sel yüzünden fabrikaların kapanması ve sabit disk fiyatlarının artması nedeniyle bilgisayar fiyatlarını artırabilecekleri uyarısında bulundu.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.