Blog Listem

23 Şubat 2012 Perşembe

Türkiye’de girişimcilere destek veren kurumları biliyor musunuz?

Türkiye’de girişimcilere destek veren kurumları biliyor musunuz? Girişimcilik konusu Türkiye’de günden güne daha fazla önem kazanıyor. Girişimcilik için fikir dışında en az onun kadar önemli bir diğer nokta da hiç şüphesiz, çalışma olanakları veya finansman formatında verilen destekler. Kurumların girişimcilere sağlayabileceği destekleri kısaca aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz: Kuluçka (Incubation): Kar amacı gütmeyen kuruluşların veya uzun vadede kar amacı güden özel firmaların henüz fikir aşamasındaki projelerin hayata geçirilebilmesi için gerekli fiziksel koşulları sağladığı ve ‘abilik’ olarak nitelendirilebilecek düzeyde danışmanlık verdiği destek türü. Tohum Sermayesi (Seed Funding): Bir fikrin hayata geçirilebilmesi için gerekli ilk sermayenin yakın akraba ve arkadaşlardan temin edildiği destek türü. Melek Yatırımcı (Angel Investor): Projenin işlevsellik kazandığı fakat henüz kendisini finansal olarak çevirmeye yetmediği dönemde, bir kişi veya kurumun projeye sermaye koyarak ortak olmasını ifade eden destek türü. Yatırım Sermayesi (Venture Capital): Gelir oluşturma safhasını geçmiş projeleri daha da geliştirebilmek için gerekli nakit akışını sağlayabilmek amacıyla yatırımcı havuzu kaynaklı bir ortaklık ile projenin sermayesinin büyütülmesini içeren destek türü. Son dönemde girişimciler / girişimcilik için en gözde alan, gerek doğal giriş bariyerlerinin düşük olması gerekse henüz yazılımın profesyonel bir iş alanı haline gelememesi sebebiyle İnternet sektörü. Türkiye’deki girişimcilere destek veren kurumları ve hangi aşamada destek verdiklerini de aşağıdaki gibi listelemeye çalıştım. Hatalı açıklaması olan veya listeye eklenmemiş kurumların bilgisini gönderebilirseniz, listeyi daha sağlıklı hale getirebiliriz. GİRİŞİMLERE VERGİSEL AVANTAJ SAĞLAYAN KURUMLAR Kosgeb Girişimcilik Destek Programı – Kuluçka, Vergi Avantajı Tobb Genç Girişimciler Kurulu – Kuluçka, Vergi Avantajı Teknopark & Teknokent – Kuluçka, Vergi Avantajı – (Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, …) GİRİŞİMCİLERE UYGUN FİZİKSEL KOŞULLARI VE DONANIMI SAĞLAYAN KURUMLAR Etohum – Kuluçka, Tohum Sermayesi, Eğitim Girişim Fabrikası – Kuluçka, Tohum Sermayesi Kuluçka Merkezi, AveaLabs – Kuluçka GİRİŞİMLERE FİNANSMAN SAĞLAYAN KURUMLAR 212 VC – Yatırım Sermayesi (Erken Dönem) Aksoy Internet Ventures – Yatırım Sermayesi (Erken Dönem) Endeavor – Melek Yatırımcı Ağı Galata Business Angels – Melek Yatırımcı Ağı Golden Horn Ventures – Yatırım Sermayesi (Erken Dönem) Ilab – Yatırım Sermayesi Inovent – Kuluçka, Tohum Sermayesi Inventram – Kuluçka, Tohum Sermayesi Inventures – Tohum Sermayesi, Melek Yatırımcı Labx – Melek Yatırımcı Ağı Tımar Ventures – Yatırım Sermayesi Turkven – Yatırım Sermayesi Verusa – Yatırım Sermayesi Young Turk Ventures – Melek Yatırımcı

22 Şubat 2012 Çarşamba

Yapan Kazanır !

16 Şubat 2012 Perşembe

SİSTEM

15 Şubat 2012 Çarşamba

metro hatları

Dedikodu Üzerine !

Epeydir uzak kaldığım bir duyguyu hatırladım geçen gün ya da hatırlatıldı desem daha doğru olacak. Nasıl bir duygu diyeceksiniz? Daha çok mide bulantısının eşlik ettiği bir iç sıkıntısı. Eminim kalabalık iş yerlerinde çalışan hemen herkes dedikodudan ve bunun ileri aşaması olan iftiradan nasibini almıştır. Önceleri, yani böyle şeylere ilk maruz kaldığınızda ya da yaşınız gençken duyduklarınız sizin için çok sarsıcı olur. Nasıl böyle bir şey söyleyebilirler hakkımda diyerek kendinizi boş yere paralarsınız. Ben onlara bana bu iftirayı atmaları için ne yaptım diye kendi kendinizi hırpalar ama yine de olanlara bir anlam veremezsiniz. Ancak biraz gün gördükçe, insanları tanımaya başladıkça, insan ilişkileri konusunda uzmanlaştıkça o kişilerin sizin hakkınızda dedikodu yapmaları için sizden kaynaklanan hiçbir sebebin olmasa da olabileceğini çözmeye başlarsınız. Sadece varlığınız bile yeterlidir. Karşıdakilerin sizi anlattıkları şekilde görmek istediklerini anlarsınız zamanla. Kafalarında bir senaryo canlandırırlar, bilinçaltı gerçekle hayali ayırt edemediği için bir süre sonra kendi söyledikleri yalana kendileri de yürekten inanmaya başlarlar. Bunu onların yüzüne çarpmanızın ise hiç mi hiç faydası olmaz. Çünkü bu sefer de inkar etme mekanizması devreye geçer. Bütün bunların altında, içten içe sizi mutsuz görme arzusu yatmaktadır. Dedikodu ve iftiranın altından ise hep kıskançlık çıkar. Her insan biraz kıskançtır evet, ama kıskançlığını kontrol altına almayı başarmak zorundadır. Yani içindeki kıskançlık duygusunu yönetebilir; bazıları ise kıskançlık duygusu tarafından yönetilirler. Bu duygu tarafından ele geçirilen insanlar, bulundukları makam, mevki ve itibarlarını unutarak bu konudaki zaaflarını herkesin içinde alenen sergilerler. Bu zaafı göremeyen ve duydukları şeyleri hiç yargılamadan, eleştirel düşünmeden kabul eden insanlar ise bunların bulundukları konumdan etkilenip “Koskaca bilmemne” yalan mı söyleyecek diyerek insanlar hakkındaki iftiralara inanmaya başlarlar. Bu tarz kişilere de “Her duyduğunuza inanmayın!” demenin genelde bir faydası olmaz; çünkü her duyduğuna inanmamak için de insanın ciddi bir tekamül geçirmesi gerekir. Eskiden olsa yanlış anlaşılmaları gidermek için çaba sarf ederdim; şimdiyse bu tip kişileri yalnızca Allah’a havale ediyor ve aklıma geldikçe enerjimi çalan bu insanlardan özgürleşmeyi seçiyorum. Adamın biri hayvanat bahçesine gitmiş, orada bir kaplan görmüş ve kaplana aşık olmuş. Sen ne güzel bir kaplansın diyerek kaplanın kafesine kolunu uzatmış ve kaplan adamın kolunu yaralamış. Adamı hastaneye kaldırmışlar, kolunu sarmışlar ve sana bunu yapan kaplanı affetmen lazım, demişler. Adam hastaneden çıkınca tekrar hayvanat bahçesine gitmiş, kaplanın kafesinin önüne gelince kaplana şöyle demiş. “Sen çok güzel bir kaplansın ve ben seni affediyorum.” Adam tekrar kolunu uzatmış ve kaplan yine adamın kolunu kapmış. Üçüncü sefer adam, hayvanat bahçesine gittiğinde kaplanın kafesinin önüne gelmiş ve ona şöyle demiş: “Sen çok güzel bir kaplansın, seni affediyorum; ama bir daha sana kolumu uzatmayacağım.” Görüldüğü gibi insanları affetmenin size verdikleri negatif enerjileri uzaklaştırmak açısından yine size faydası var. Yoksa ben bu yazıyı yazdım diye birilerinin bundan ders çıkarıp düzeleceğini hiç mi hiç sanmıyorum. Kaplan kaplanlığını yapacaktır sonuçta. Önemli olan sizin elinizi bir daha uzatıp uzatmayacağınız. Bunu postala: Facebook 999999999 Bunu postala: Twitter 222222222 Baskı ile PrintFriendly

HAYATI KULLANMA KLAVUZU

HAYATI KULLANMA KLAVUZU DÜNYAYA GELDİĞİNİZDE, YANINIZDA BİR KULLANMA KILAVUZU YOKTU; AMA BU KURALLAR YAŞAMINIZIN DAHA İYİ OLMASINI SAĞLAYABİLİR . 1. Bir bedende yaşayacaksınız. Bedeninizi sevebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ama emin olun, bedeniniz yaşamınızın sonuna kadar sahip olacağınız tek şeydir. 2. Dersler alacaksınız. Dünya Gezegeninde Yaşam adında tam zamanlı bir okula devam edeceksiniz.... Buradaki herkes ve her olay Evrensel Öğretmen dir. 3. Hatalar yoktur, sadece dersler vardır. Büyümek, deneysel bir süreçtir. Başarısızlık lar da, Başarı lar kadar bu sürecin bir parçasıdır. 4. Her ders, öğrenilinceye kadar yinelenir. Onu öğreninceye kadar karşınıza değişik biçimlerde çıkar - sonra başka bir derse geçersiniz. 5. Eğer kolay dersleri öğrenmezseniz, zorlaşırlar. Dışarıdaki sorunlar, içsel durumunuzun eksiksiz bir yansımasıdır. İçinizdeki engelleri ortadan kaldırdığınız zaman, dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme yöntemidir. 6. Bir dersi öğrendiğinizi, davranışlarınız değiştiği zaman anlarsınız. Bilgelik uygulamadadır. Bir şeyin birazı, çok sayıda hiçbir şeyden iyidir. 7. Orası , burasından daha iyi değildir. Orası , burası olduğunda, burası ndan daha iyi görünen, başka bir orası ortaya çıkar. 8. Diğerleri sizin yansımanızdır. İçinizde bulunan sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir şeyi yansıtmadığı sürece, herhangi bir şeyi sevemez ya da ondan nefret edemezsiniz. 9. Yaşamınız sizin elinizdedir. Yaşam size tuali sağlar, resmi siz yaparsınız.Yaşamınızın kontrolünü elinize alın, yoksa bunu başkası yapar. 10. Daima istediklerinize sahip olursunuz. Bilinçaltınız hangi enerjileri, hangi deneyimleri ve hangi insanları yaşamınıza çekeceğinizi en uygun biçimde belirler; bu nedenle, ne istediğinizi bilmenin en kesin yolu, sahip olduklarınıza bakmaktır. Yaşamda kurbanlar yoktur, sadece öğrenciler vardır. 11. Doğru ya da yanlış yoktur, sonuçlar vardır. Ahkam kesmek bir işe yaramaz. Yargılamak kalıpları yerinde tutar. Sadece yapabileceğinizin en iyisini yapın. 12. Yanıtlarınız kendi içinizde yatar. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; olgunlaştıkça, Ruhun Yasaları nın yazılı olduğu yüreğinize güvenirsiniz. Duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ve anlatılanlardan daha fazlasını bilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir. 13. Bütün bunları unutacaksınız. 14. Dilediğiniz zaman anımsayabilirsiniz..

4 Şubat 2012 Cumartesi

GELECEĞİN MESLEKLERİ

Trend belirleyici ''Trends Journal'' dergisi, en hızlı yaygınlaşan ve büyüyen işkollarını belirleyip, geleceğin en popüler 10 mesleğini seçti. Deneyim Tasarımcısı Perakende sektöründe çalışan bu yetenekli kişiler özellikle mağazalara gelen müşterilerin etkilenmesi üzerine odaklanıyor. Bunun içine çekici duvar boyalarının kullanılması, pencerelerin doğru yerlere açılması giriyor. Mağazada belli bir atmosfer yaratılarak, satılmak istenen eşyanın müşteri gözünde çekici olması sağlanmaya çalışılıyor. Tıbbi Araştırmalar Tıp, senelerden beri en popüler meslekler listesinde ilk sıralarda... İnsan ömrü uzarken, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklarla savaşmak için gerekli araştırmaları yapanlar ise, tıbbın en popüler isimleri. Web Tasarımcısı İnternet üzerinde kendine ait bir sitesi olmayan şirketler artık müşteriler tarafından yeterince ciddiye alınmıyor. O yüzden her şirketin, her organizasyonun kendine ait bir sitesi olması gerekiyor. Bu da web tasarımcılarının gittikçe daha büyük bir öneme sahip olmasını sağlıyor İnternet Güvenliği İnternet üzerinde kişisel bilgilerin çok rahat kullanılması yüzünden güvenlik programları, gelecekte bu işle uğraşanlara inanılmaz paralar kazandıracak. Şehir Planlayıcısı Nüfusun artması, şehirlerde hayatı zorlaştırıyor. Her türlü etkinliğin ve yerleşim bölgelerinin detaylı planlanmasını sağlamak zorlaşıyor. Bu yüzden dünya çapında birçok şehir yeniden planlanmaya ihtiyaç duyuyor. Medya Promosyoncusu Bu mesleği normal halkla ilişkilerle karıştırmamak lazım. Sadece dedikodu, kulaktan dolma bilgilerin yayılmasını sağlamaktan ibaret. Özellikle internet yeni çalışma alanları. Böylece bir ürün piyasaya çıkmadan bile genel tüketici tarafından tanınmış oluyor. Yetenek Avcıları Eğlence dünyasının ihtiyacı olan yeni yüzleri ortaya çıkarmak... Bu iş basit görünmesine rağmen birçok neslin eğlence kültürünün ve tüketim eğiliminin şekillenmesini de sağlıyor. Satın Alma Ajanları Özellikle büyük mağazaların nelere ihtiyacı olduğunu, hangi ürünlere raflarında yer vermesi gerektiğini, hangi ürünlerin yeterince müşteri bulamayacağını belirleyen kişiler... Sanat Yönetmenleri Işık, boya, kamera... Tüm bunları yönetebilen. Hem sanatçı bir kişilik hem de popüler kültüre eğilim gerektiriyor. Haber Analistleri İnternet muhabirler için yeni bir çalışma alanını da ortaya çıkardı. İnternet üzerinde yeni tartışma alanları, haber merkezleri kuruldu.

Kriz ve Fırsat Ortamında Kafaları resetlemek lazım

Başlama vuruşu Lehman Brothers´la 2008’de tüm dünyanın krize girdiği, kriz lafının ağzımıza pelesenk olduğu, ruhumuzda depresyon katsayısının arttığı dönemin resmi başlama vuruşu; Lehman Brothers’ın iflası ve 25 bin kişinin bir gecede işsiz kalması oldu. Onu diğer büyük finans kuruluşlarının ve sonra da başka sektör devlerinin binlerce kişiyi işten çıkarması izledi. Orta ve küçük ölçekteki, özellikle sanayi sektöründe faaliyet gösterenler ise zaten peş peşe gitti… Global finansal kriz 2008’de Amerika’da patladı ve hızla tüm dünyaya yayıldı 2009’da işsizlik dünyanın en önemli ‘’ortak’’ sorunu haline geldi. Krizin günah keçisi olarak ‘’finans sektörünün türev piyasalarda yaptığı oyunlar ve bu sektörün parlak liderleri’’ ilan edildi. Kriz tescillendi, kabul edildi. 2009’da teğet geçiyor, U yapıyor W gibi görünüyor, L’ye benziyor, I gibi çakılıyor derken, onunla ve ona rağmen yaşamaya neredeyse alışıldı. Yaklaşık iki yıl süren kurtarma operasyonları, çare arayışları pek işe yaramadı. Ne ABD’de ne de diğer ülkelerde, ekonomiye can suyu olmanın ötesinde ivme kazandırılamadı, istihdam yaratılamadı. Yeni işe alımlara dair sürdürülebilir modeller üretilemedi. Evlerdeki ocaklar söndü, yüreklerdeki ateş iyice harlandı, güçlendi. Hemen her ailede en az bir kişi işini kaybetti ya da potansiyel işsizlik korkusu ile kıvranmaya başladı. Her dört kişiden biri iş arar hale geldi. Kriz sonrası... ‘’Tamam, bu seferki öncekilere hiç benzemeyen çapta, şekilde ve derinlikte bir kriz, ama ohhooo!!! dünya ne krizler gördü, hepsinden de çıktı, bundan da çıkacak, sabırlı olmak lazım’’ ya da ‘’ Her kriz fırsattır, şimdi bak ne fırsatlar çıkacak, onları kollayalım, yakalayalım’’ diyerek, büyük vole vurmaya ya da ağabeylerin istihdam yaratacak çareler bulacağına inançla, çaresiz ve huzursuz bir bekleme durumunda. Çoğunluk, krizden ne zaman çıkılır tahminlerini kaçırmamaya çalışarak yaşamaya devam etmeyi benimsedi... Topun ağzındakiler; Beyaz yakalılar! İşini kaybedenler arasında maddi, manevi en büyük hasarı alanlar; üst ve orta gelir grubu, kurumsal şirketlerde çalışan profesyoneller oldu. Bundan sonraki süreçte de ve üstelik artarak onlar olacak. Çünkü bu kesim oldukça borçlu, ayrıca statü ve maaşa bağımlı bir yaşam kurgusuna sahip. Ekonominin ve hayatın yükünü aslında onlar taşıyor. Daha düşük seviyelerdeki çalışanların ise Borçluluk, yatırım miktarları çok daha az, beklentileri mütevazı, işsizlik sigortası imkanlarına yakınlar ve ufak rakamlara dudak bükmüyorlar, yerel belediyelerin, STK ların geçim destek imkanlarından (kömür vs.) yüksünmüyorlar. Bu yüzden, onlar zaten eskiden de pek parlak durumda olmadıklarından kayıpların etkisi bu kesimlerde daha uzun döneme yayılarak hissedilecek görünüyor. Bu nedenle tam anlamı ile topun ağzında olan beyaz yakalıların ekonomiye katma değer sağlayan işler edinmeleri, gelecekteki her türlü gelişme ve huzurumuz için en kritik faktör. Şunu demek istiyorum; örneğin, tekstil sektöründe 200,000 kişi işini kaybettiğinde hafif bir dalgalanma olurken, aynı rakamın bankacılık veya beyaz yakalı sektörlerde olması halinde satın alma gücündeki müthiş azalma, ortalığı darmadağın eder. Peki o zaman; Neler oluyor, olacak? Neler yapılmalı ? ‘’Yanlış soruya, doğru cevap bulamayacağımız’’ gerçeğinden hareketle; ‘’istihdam nasıl artar?’’ demeden önce, ‘’istihdam neden sorun oldu, bu sorun nasıl çözülür?’’ dememiz lazım. Neler değişti, değişecek? Yaka renkleri ne anlama gelecek? Bir kere bu olan bitenin kriz değil, bir evrim ve uzun sürecek dönüşüm çağının trübülansı olduğunu algılamak gerekiyor. Çalkantıyı, ‘’finansal kriz nedeniyle dar boğaza girildi, onun için şimdilik iş olanakları daraldı, ama kriz geçince yine her şey düzelecek’’ zannetmek ya da böyle düşünmenin kolaycılığına kaçmak büyük hata, yanılgı olur. Yaşananlar ve daha da yaşanacaklar çok büyük bir çağ değişiminin doğal gerçekleridir. Dijital-Bilgi çağının, Siberbasyon-Akıl-Zeka çağı ile yer değiştirmesinden oluşan gerginliğin sonuçlarıdır. Hatırlayalım; tarımdan sanayiye geçerken, mavi gömlekli sanayi çağı işçileri, tarım çalışanlarının yerini almıştı ve çiftçilerin çoğu yeni yetkinliklerle fabrika emekçilerine, tüccarlara, şehir insanlarına dönüşmüştü. Sanayiden, sanayi sonrası bilgi toplumuna dönüşürken de beyaz yakalı ofis, kurumsal alan çalışanları, üretim, montaj makineleri ve teknoloji; mavi yakalıların yerini almış, onları fabrikaların dışına taşımıştı. Tüm bu yer değiştirmelerde yeni düzeneklere adapte olamayanlar, yetkinliklerini geliştiremeyenler istihdam piyasasının dışında kalmıştı. Şimdi de aynısı oluyor, üstelik bu durum daha da hızlanıp, etkisi daha da büyüyerek gelişecek. Çünkü bu seferki yer değiştirme sadece insanlar ve yaka renkleri arasında değil; tarım işçileri, mavi gömlekli emekçiler, beyaz yakalı çalışanlar ve robotlar, akıllı sistemler arasında olacak. Nano teknoloji ve genetik gelişmeler; bugün insan çalışmasını gerektiren, kol-bilek gücü, alın-akıl teri gerektiren tüm işleri robotik, akıllı sistemler ve yazılımlarla yapılır hale getirecek, getiriyor.
Artık tek bir yerden ücret alarak, maaşlı çalışmak out! Halen olanlar doyurmuyor, olsa da sürekliliği garanti değil, olmayanlar ise zaten yok! Bundan sonra; ‘’iş çeşitliliğini arttırmak’’, ‘’yeni alan, konu, kendi işini yaratmak’’ para kazandıracak. Bir konuda uzman olan, fark ve benzersiz değer üreten; bunu, tek bir yere ücretle vermeyecek de pek çok yere esnek zamanlı, kontratlı, proje bazlı, saatlik, günlük, aylık, yıllık, dönemsel vbg modellerle satacak. Ev ofis, ortak ofis, geçici ofis, sanal ofis, her-yer ofis, Sturbucks, kısacası elveda ofis denecek ve yeni çalışma mekanları, beynimizin içi, yüreğimizin derinlikleri, buluşçuluk kapasitemiz olacak. Kısacası şimdi artık, küçük, bireysel girişimcilik, ekmeğini taştan değil ama internetten ve hizmet sektöründen çıkarmak zamanı. Bunları yaparken de gelişmiş teknoloji algısı, bilgisi, kullanım düzeyi, İngilizce, yaratıcılık, projecilik, gözlemcilik, sürdürülebilir, rasyonel iş bitiricilik şart! Bu şartlar aslında ister kendi işinizi yaratın, isterseniz de hala kurumsal alanlarda kalabilen, kalmak isteyenlerden olun, gelecekte başarının tartışma kabul etmeyen zorunlulukları. Meşhur İş Bankası reklamını ve şubesiz bankacılığı teşvik eden tüm mesajşaroiyi analiz edin... Bir ATM şubesi; ´´insanlı şubelerle nasıl aşık attığını, en az onlar kadar hatta onlardan daha verimli çalıştığını anlatıyor´´. Arçeliğin Çeliği, Vestel’in Robotu evimizin sevimli, becerikli çocukları gibi algılanır oldu. Ya cep telefonlarının hallettikleri? Bunlar birer reklam olmanın ötesinde, bangır bangır ve hızla gelen yenidünyanın, geleceğin iş, para kazanma düzeneklerinin en somut ve tartışılmaz işaretleri... Tüm bu işaretlerdeki robotlar, akıllı sistemler; ´´yanınızda yer açın veya siz çıkın gidin biz geliyoruz´´ diyor... Nereye gideceksiniz? Ne yapacaksınız? Kendinizi hali hazırdaki işinizde veya dışarda hala talep edilen, bir değer ifade eden hale nasıl dönüştürecek, gelişeceksiniz? İster bir kurumda çalışın, ister iş arayın bir an önce bu gerçeklere göre kendinize yeni vizyonlar oluşturup, gelecek planlarınızı yapın. Kendi kişisel senaryolarınız üzerinde çalışın ve tıpkı iş projesi yapar gibi kendi yaşam projenizi oluşturmalısınız. Vakit kaybetmeden... Daha vakit var, elle gelen düğün bayram demeden... İşte gelecekte her kapıyı açacak temel mottonuz; Paralel kariyer, yeni kariyer, ömür boyu kariyer geliştirerek, ticatlarımla, ticanet yaparak, glocalization prensipleriyle, webolution geçirerek, sürekli öğrenerek, mültidisipliner düşünerek, sosyal ağ üyesi bir türetici olarak faaliyetlerime devam edecek, parlayacağım… Yukarıdaki cümlenin Türkçe meali; Klasik iş tariflerine bel bağlamayıp; kendimi, hayat amaçlarımı, yetkinliklerimi, gelecek trendlerini iyi analiz ederek, ne işe yarayıp, ne değer üretebileceğimi belirleyecek ve bu alan için hali hazırda bir işim olsa bile sistemli ve disiplinli bir şekilde geleceğimi hazırlayacak, değişip, dönüşerek, gelecekte geçer akçe olacak faaliyetler, buluşlar geliştireceğim. Bu çabalarımıı ve buluşlarımı yerel-küresel ihtiyaçları göz önüne alarak, internet üzerinden, web tabanlı iş modelleri ile geliştirecek, her alanı göz önüne alarak, kendim gibi olanlara ve daha büyük yapılara satacak, değer ve para kazanıp, kazandıklarımı paylaşacağım. Tüm bu gelişmelerle Gelecekle Gelecekler; - Her alanda servis, hizmet sektörü gelişecek. Servis hizmetleri kişiselleşecek. Kişisel koçluk ve asistanlık artacak. - Her alanda, free lance, saate, sayfaya, projeye, döneme vs. dayalı parçalı, esnek zamanlı, hizmetler, danışmanlıklar çoğalacak. - Birden fazla konuda, birden fazla şirkete, kişiye hizmetini, becerisini istediği kadar, istediği zaman, istediği yerden kiralamak, satmak normal ve bağımsız danışmanlık daha çok tercih edilen olacak. - Kişisel marka olmak, belirli alanlarda uzman, en iyi bilen olarak isim yapmak daha da önem kazanacak. - Elli yaş üstü danışman, yarı zamanlı, kontratlı olarak artan oranda iş hayatına katılacak - Emeklilik kavramı ortadan kalkacak. Herkes, her yaşta becerisiyle uyumlu her alanda iş yapabilecek. İnsanlar isterlerse ömür boyu çalışıp, eğitim alabilecekler - Şirketlerin merkezi satış departmanları küçülecek. Saha satışları bağımsız bireysel doğrudan pazarlamacılarla network marketing modelleri ile yapılacak. Her türlü ürün ve servis bu yolla satılacak. - Vasıfsız ya da düşük vasıftaki işçiler (gömleksiz kalanlar) işsizlik sigortaları, filantropi kuruluşlarının fonları ile yaşarken, onların yaptıkları işlere dahi sıradan üniversite mezunu işçiler geçecek. - Bilinen, klasik sanayi işletmeleri dünya devleri tarafından alınacak, orta ölçekte, yerel sanayici olarak devam etmek mümkün olmayacak. - Küçük Yerel Kişisel işler, hizmetler, değerler önem kazanacak, örgütlenecek. Bunlar devasa dünya şirketlerine kontratlı, fason işler yapacaklar - Kadınlar iş piyasalarındaki etkinliklerini arttıracaklar. Kadınların bilime, teknolojiye ilgisi, bu alanlara katkıları, başarıları artacak. - Teknoloji ve İngilizce öğreten işler, alanlar gelişecek - Her yerden iş yapılabileceği için bedensel engellilerin iş hayatına katılımında da bir artış gerçekleşecek. - Üniversitede çift dal kaçınılmaz olacak. Psikoloji ve ya Hukuk her meslek için olmazsa olmaz alanlar haline gelecek. - Kişisel girişimcilik artacak, herkesin fatura kesebileceği bir vergi numarası olacak. - Sanal Bulunma ( Presence) diye bir kavram gelişecek. Aynı anda 3 boyutlu olarak bir kaç yerde birden bulunmak mümkün olacak. - Eğitim modelleri değişecek. “Yeni Eğitim Uzmanları” oluşacak. Internet üzerinden özel ders verme yaygınlaşacak. Geleceğin en gözde meslekleri; Internet Pazarlama Uzmanları, Horizon Scanner’lar, Fütürist Danışmanlar, Yönetici Menejerliği, Koçluk, Anti Terör Uzmanları, Güvenlik tasarımcıları, Mahremiyet koruyucuları, İş Terapistleri, Network Uzmanları, Web Uzmanları, Sürdürülebilir İş Modeli Uzmanları, Sağlık Karantinacıları, Biyoloji ve Gen Uzmanları, Her Alanda Kişisel, Özgün Hizmet Sağlayıcılığı, İçerik Yaratıcılar, Matematikçiler – Simülasyoncular – Senaryo Tasarımcıları, Holografikerler, Rüya Gerçekleştiriciler, Tasarım Guruları, Enerji ve Kaynak Müfettişleri, Ekomanüpülatif Çiftçiler ve Balıkçılar, Akreditasyon Uzmanları, Bu Yeni Alanlara Adapte Olmuş Hukukçular, Neuro Science Uzmanları, Meditasyon Üstadları, Taşeron- Fason Yöneticiliği, Yeni çağın en önemli sorunu; Çoklu Nesil Çatışması Son olarak çalışma ortamlarıyla ilgili de birkaç şey söylemek gerekirse, bu açıdan vurgu yapmak istediğim konu; ‘’Çoklu, Farklı Nesil Yönetimi, kuşak çatışması’’ olacak. Hali hazırda ve yakın gelecekte çalışma ortamlarının en önemli konusu ve sorununu kuşak çatışması olarak görüyorum. İş yerlerindeki mutsuzluk ve verimsizliğe neden olan en temel problemlerden biri; ‘‘Nesiller arası farkın yönetilememesi ve farklı yaş guruplarının birbirine acımasız davranması’’. ‘’Ast-üst çatışması var, ilişkiler sorunlu’’ diye algılanan pek çok sıkıntının altında, üç neslin bir arada (BB, X, Y), ortak amaç için, ekip olarak iş çıkarmaya çalışması yatıyor. Özellikle bugünün ‘’kurumsal’’ denen iş ortamlarında nesiller arası yetişme tarzları, ortamları nedeniyle, algı, yöntem, uygulama, iletişim farklılıklarından kaynaklanan problemler çok yoğun yaşanıyor. Devrimlere uyum yıllarını, demokrat partinin kuruluşunu, Natoya girişi, 61 ithilalini, aya ayak basmayı yaşamış, işine ve eşine sadık olmayı öğrenmiş Baby Boomer kuşağı, Cinsel özgürlük, televizyonun girişi, magazin, mizah ve kadın dergilerinin gelişmesi, batıya yönelme, anarşik olaylar gibi belirleyici gelişmelerle büyümüş, optimist X nesli ile 80 ihtilalini, İithalatta patlamayı, yeni teknolojilerle, bilgisayara geçişi, internetle tanışmayı, TV nin her şeye hakim olduğu yılları, hızlı üretim, tüketim ve keskin rekabeti, kürselleşmeyi yaşayan Y neslinin birbirini anlaması çok da kolay olmuyor. Ve bence herkes Y Nesline fazla yükleniyor ve çok fazla beklenti altında eziyor. Y’leri iş hayatından, yaşamdan iyice soğutmadan bir hal çaresi bulmak BB ve X’lerin en önemli sorumluluğudur diye düşünüyorum.

Yaşamak

3 Şubat 2012 Cuma

Kandiliniz Kutlu Olsun ..

Butun Islam aleminin Mevlid kandili kutlar hayirlara vesile olmasini dilerim . Allah hakkimizda herseyin hayirlisini nasip etsin  



2 Şubat 2012 Perşembe

hayat

İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil. İçinden geliyorsa dua et. Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol. Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan; bağır, çağır, kır, dök ve unut! Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme. Yaşa her şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme. Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev! Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine “ben elimden geleni yaptım” diyebilesin. Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.

Fenerbahce

Fenerbahçe mağdur edilirken Erkiner neredeydi?
2/2/2012

Fatih Altaylı yazdı...
Galatasaraylı CAS üyesi Kısmet Erkiner konuştu. Fenerbahçe'nin savaş açtığı Fenerbahçeli Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar istifa etti.

Aydınlar, Erkiner'in söz ettiği gerçekleri bilmediğini söyledi ve istifa gerekçesini buna dayandırdı.
Erkiner'i herhalde 30 yıldır tanırım. Ticaretle uğraşırdı.

Sonra Galatasaray'ın hukuk ekibinin başına geçti. Sonrasında CAS'a kadar yükseldi. Galatasaray ile iş ilişkisinin sona erdiği dönem, benim 2. Başkanlık dönemimdir. Bu ayrı mevzu.

Asıl yazmak istediğim bu değil.

Ben, Mehmet Ali Aydınlar'ın istifa gerekçesini "inandırıcı" bulmuyorum. Daha doğrusu Aydınlar'ın "Yeni öğrendim" demesini.

Çünkü Kısmet Erkiner'in açıkladığı konu, UEFA'nın CAS'a yolladığı savunma.

Aylardır tartıştığımız ve Fenerbahçe'nin kıyamet koparmasına neden olan Pierre Cornu raporu bu savunma içinde yer alan bir unsur. Daha doğrusu savunmanın eki.

Mehmet Ali Aydınlar ise bu rapordan, daha doğrusu UEFA'nın savunmasından haberdar olmadığı için istifa ettiğini söylüyor. Ve ekliyor: "Dün akşam bir haber kanalında, CAS hâkimi Sayın Kısmet Erkiner'in açıklamalarını hayretler içerisinde izledim. Derhal bu açıklamaların doğruluğunu araştırdım ve ilgili raporun maalesef federasyonumuza 6 Eylül ve 3 Kasım tarihlerinde ulaştığını bugün öğrendim. Böylece Sayın Erkiner'in ifadelerinin doğruluğunu tespit etmiş oldum. Kendisine uyarıları nedeniyle teşekkür ederim." Bana göre bu doğru değil.

Çünkü Mehmet Ali Aydınlar, bu rapordan 18 Kasım itibarıyla haberdar olduğunu, Telegol programında kendi ağzıyla Fenerbahçe avukatı Emin Özkurt'a açıklıyor.

Ortada oldukça garip ve anlaşılmaz bir durum var.

Bana öyle geliyor ki, Kısmet Erkiner bir ip uzattı ve bu ipe tutunan Mehmet Ali Aydınlar, tehlikeli bölgeden uzaklaştı. Benim merak ettiğim, Kısmet Erkiner'in bunları söylemek için neden aylardır beklediği.

Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nden atılırken niye sesini çıkarmadığı ve bunları söylemediği. Ve tabii neden şimdi birdenbire bunları söylediği, daha doğru bir tabirle "döküldüğü".

Neden?
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

1 Şubat 2012 Çarşamba

7 den 77 ye seni özlüyoruz..

YAŞAM

30 Ocak 2012 Pazartesi

Atsushi Miyazaki

’ye teşekkürlerimizle… Van’da hayatını kaybeden Japon doktor iş başvurusunda insani yardım yolu ile dünya barışına katkıda bulunmak istediğini belirtmiş. Tek yapabileceğimiz anısı önünde şükran ile eğilip, acılı ailesine duygularımızı anlatan bir e-posta göndermek olabilir diye düşündük arkadaşlarımla. Aşağıdaki mektubu kaleme aldım. Şu adrese gönderebilirsiniz: aarj@aarjapan.gr.jp Yukie OSA Chairperson of AAR JAPAN Ms. OSA, We regret deeply the loss of AAR JAPAN’s staff, Atsushi MIYAZAKI. His kindness, willingness to help people in need and his resolve to help peace on earth through his endeavors will always be remembered with gratitude on our part. His memory will stand as an example of how we, as human beings, should always unite as one not only in times of peril and hardship but also in times of peace and prosperity. With your kind assistance, we would like to extend his family our deepest condolences and heartfelt prayers. May his soul rest in peace. İsminiz…. Teşekkürler.

Google'ın 'yeni sözleşme' tuzağı

Google'ın 'yeni sözleşme' tuzağı
1 Mart'tan itibaren gizlilik politikasını değiştirecek olan Google, kişisel bilgilerin kullanım hakkının kendine devrini mecburi tutacak.

ntvmsnbc
İSTANBUL - İnternet devi Google, 1 Mart tarihinden itibaren 'gizilik politikası'nda yeni bir döneme geçiyor. Bununla ilgili süreci başlatan şirket Google'ın ücretsiz servislerinden yararlanan kullanıcıların yenilenen sözleşmeyi onaylayarak bu hizmetleri kullanması şartını getiriyor.

Burada kullanıcıya herhangi bir seçenek sunmayan şirket, açık bir dille sözleşmeyi kabul etmeyenlerin servisi kullanamayacağını ifade ediyor. Bununla ilgili bildirimlere başlayan Google, hedefini 'gizlilik politikalarını sadeleştirmek' olarak açıklıyor. Şirket bu yolla onlarca farklı servisini tek bir sözleşme altında topluyor. Daha önce her bir servis için farklı sözleşme imzalanma karmaşasının ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.

PEK ÇOK SORU İŞARETİ VAR
Milliyet'in haberine göre, tüm bunlara karşılık bu servisleri kullanmak isteyenlerin online platformda altına imza atarak kabul ettiği şartların detaylarına bakıldığında 'mahremiyet' ve 'bilgi transferi' ayağındaki maddeler dikkat çekiyor. Toplanan bilgilerin geniş bir alana yayılıyor olması, bu verilerin ne zaman ve nerelerde kullanılacağının açıkça belirtilmemesi pek çok soru işaretini de beraberinde getiriyor.

Bu değişikliğin ardından gelen yorumlar başta Amerika ve Avrupa bölgesinde olmak üzere Google'ın kanun koyucu kurumlar ile başının belaya gireceğine işaret ediyor. İçinde Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülkenin yerel tarafta bu sözleşmeye karşı alacağı tavır merak konusu.

60 FARKLI SÖZLEŞME TEK METİNDE BİRLEŞTİ
Google'ın 'arama' dahil servislerinden herhangi birini kullanıyor olanları bu yeni sözleşme bağlıyor. Şirket gizlilik politikası tarafında 60'a yakın sözleşmeyi birleştirerek tek bir metin altında birleştiriyor, İşte bu servislerden bazıları...

* e-posta için Gmail

* Online dökümanlar için GDocs

* Video için YouTube

* Harita için Google Maps

* Arkadaşlık için Google Plus

* Online günlük için Blogger

* Anlık sohbet için GTalk

* Tarayıcı tarafında Chrome

CEP'TEN KİMİ ARADIĞIMIZI NE YAPACAK?
Google yeni dönemde kullanıcının pek çok bilgisini bilgisayara, cep telefonuna, tablet PC'ye otomatik olarak yerleştirdiği programlar yoluyla toplayacak, bunları sunucularında depolayacak ve çeşitli amaçlar için kullanıyor olacak.

Örneğin Google, cep telefonundan kendi servisine erişim sağlayan bir kullanıcının bırakın internette yaptığı arama sorgularını, cep telefonu numarası, çağrı yapan tarafın numarası, yönlendirilen numaralar, çağrıların tarihi ve saati, çağrıların süresi ile SMS bilgileri de kayıt altına alınıp, depolayacak.

'ÇEREZ' ATIP BİLGİ ÇEKİYOR
Google bilgi toplamak ve depolamak için çeşitli teknolojilerden yararlanıyor. Bu durum şu anlama geliyor: Bilgisayarınıza, telefonunuza minik bir program (çerez, tanımlayıcı) yükleyeceğim ve onun üzerinden sizinle ilgili bilgileri merkeze çekeceğim. Toplanan tüm bu bilgileri kullanma hakkına da sahip olacağım.

Google ayrıca, belirli bir servisteki kişisel bilgileri, diğer Google hizmetlerindeki bilgilerle (kişisel bilgileriniz de dahil) birleştirebileceğini de kullanıcıya kabul ettiriyor.

'TOPLUYORUZ ÇÜNKÜ...'
Google bu yapıya geçişle birlikte kullanıcıların karşısına onu çok daha yakından tanıyan bir şirket olarak çıkmayı vaat ediyor. Şirket bu yöntemle birlikte arama sonuçlarında, ekrana gelen reklamlarda kullanıcının ilgi alanına göre hızlı sonuç çıkaracağını belirtiyor.

NEREDEYİM BİLECEK!
Google konum (bulunulan yer) bilgileri etkin olan bir Google servisi kullanıldığında, mobil cihazın gönderdiği GPS sinyalleri üzerinden bilgi toplayıp, bunları işleyebilecek. Şirket bunun yanı sıra cihazdaki kablosuz erişim noktaları ve baz istasyonları üzerinden de konum bilgisi çekebileceğini belirtiyor.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Nasreddin Hoca Fıkraları

Bir gün Nasreddin Hocanın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi : -Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki? Bir başkası: -Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor? diye konuşmuş. Bir diğeri de : -Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış: -Yahu demiş, iyi güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?

27 Ocak 2012 Cuma

Gorunmezlik gercek oluyor

Görünmezlik artık hayal değil
Bilim insanları ilk kez görünmezlik pelerini kullanarak üç boyutlu bir nesneyi görünmez hale getirdi. Yapılan deney "New Journal of Physics" adlı bilim dergisinde yayımlandı.

2000 yapımı 'Hollow Man' filminde görünmez olmayı başaran bir bilim adamının hikayesi anlatılıyordu.
DW Türkçe
İSTANBUL - Teksas Üniversitesi'nden bilim insanları 18 santimetre büyüklüğündeki silindir biçimindeki bir boruyu plazmonik meta madde kullanarak görünmez hale getirdiler. Ancak deneyin görünür ışık değil, mikro dalga alanında sonuç verdiği de belirtildi.

Dünya çapında sayısız bilim insanı, nesneleri görünmez hale getirebilmek için farklı görünmezlik pelerinleri üzerinde çalışıyor. Bu deneylerin büyük çoğunluğunda negatif kırılma indisine sahip yapay maddeler kullanılıyor. Bu meta maddeler yoluyla nesnenin etrafındaki ışık kırılıyor. Bu yolla araştırmacılar iki boyutlu nesneleri görünmez hale getirmeyi başarmıştı. Aynı şeyin üç boyutlu nesnelerde de yapılabileceği şimdiye kadar sadece teorik olarak kanıtlanmıştı.

YENİ BİR TEKNİK
Teksas Üniversitesi'nden bilim insanları ise farklı bir yöntem geliştirdiler. Işığın dağılımında kendine özgü niteliklere sahip olan plazmonik meta maddeler kullandılar. Bu maddeler günlük yaşamdaki maddelerin tam tersi şekilde ışığın yolunu değiştiriyor. "New Journal of Physics" adlı dergiyi yayımlayan İngiliz Fizik Enstitüsü'nden (IoP) Prof. Andrea Alu "Görünmezlik peleriniyle cismin dağıtım alanları örtüştüğünde birbirlerini karşılıklı olarak söndürüyorlar" şeklinde konuştu.

Bu yöntemle fizikçiler silindiri 3,1 megahertz büyüklüğündeki frekansa sahip mikrodalgalar için görünmez hale getirebildi. Araştırmacılar nesneye hangi açıdan bakılırsa bakılsın deneyin tam bir başarı ile sonuçlandığını vurguluyor. Prof. Alu "Prensipte bu teknik, görülebilir ışık için de kullanılabilir. Ancak görünmez kılınabilecek nesnenin büyüklüğü ışığın dalga boyuna bağlı" diye konuştu.


Görünür ışık, mikrodalgalara göre çok daha kısa bir dalga boyuna sahip olduğu için bu yolla sadece metrenin milyonda biri büyüklüğündeki (mikrometre) nesneler görünmez hale getirilebiliyor.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

26 Ocak 2012 Perşembe

Sosyal medyada ticari başarının anahtarı

25 Ocak 2012 Çarşamba

İncir Hakkında

M.Ö. 484 yılında Herodotos tarafından yazılan kaynak, Anadolu'da incir kültürünün insanlık kültürü kadar eski olduğunu, kültür meyveleri içinde, en eski gelişme tarihine sahip meyvenin incir meyvesi olduğunu bildirmektedir. İncir, eski Yunan ve Mısır Uygarlıklarında verimlilik sembolü olarak kabul edilmektedir. Eski Yunanlılarda incir yapraklarının "onur verici bir hediye" olarak kabul edilmesi, olimpiyatlarda kazanan atletlere yemeleri için incir meyvesi verilmesi ve başlarına incir yaprağından örülmüş taç giydirilmesi, incir ağacının aşırı doğurganlık anlamına gelmesi, incir kültürünün daha temiz bir ahlakın yol göstericisi olarak belirlenmesi, bunun bir örneğidir. Herodotos'a göre; kuru incir Lydia 'da yaşamın on temel nimetlerinden sayılmaktadır. O kadar ki, "Perslerin yiyecek incirleri olmadığı" söylenerek kralın Perslerle savaştan vazgeçmesinde araç olarak kullanılmıştır. Yunan mitolojisinde; incir meyvesine "daha soylu ve daha medeni bir hayatın başlangıcı" gözüyle bakıldığından söz edilmektedir. Efsaneye göre tanrıça Demeter, kendisini konuk severlikle ağırlayan Phytalos'a hemen oracıkta yarattığı bir incir ağacını armağan etmiştir ve gezgin Pausanias, kahramanın mezar taşında şunları okumuştur. Burası, bir zamanlar kahraman Phytalos'un yüce Demeter'i, konukseverlikle ağırladığı yerdir ve Tanrıça ilkin burada, İnsanoğlunun kutsal incir dediği meyveyi yaratmıştır. O gün bu gündür, Phytalos soyunun asla tükenmeyen onurunu süsler. Mitolojideki bir başka efsaneye göre, Atinalıların topraklarının verdiği bu ürünle gurur duydukları, Kralın "incirlerin yetiştiği ülkeyi henüz fethetmediğini ve inciri yerli halktan vergi olarak almak yerine, hala dışarıdan satın aldığını hatırlaması için, her öğle yemeğinde öğüne Attika incirlerinden koydurtması" ile açıkladığı belirtilmektedir. İncir ağacı hakkında sadece Yunan mitolojisi değil, Roma mitolojisi de örnekler sunmaktadır. Romanın efsanevi kurucuları Remus ve Romulus'un, "meyveleri yerlere kadar sarkan incir ağacı altında dişi kurt tarafından emzirildiği" söylenmektedir. İncir ağacı, büyük kültür ve dinlerin tümünde bir sembol olarak kullanılmıştır. İncirden sıkça söz eden eski Ahit, incirden esinlenmiş imge ve benzetmelerle doludur. İncir ağacının gölgesinde oturmak, ya da bunların meyvelerinden tatmak, dingin, huzur dolu bir varoluşu tatmakla eş anlamlı gibidir. Siddharta Guatama'nın Budizm 'in temelini oluşturan ilhamı, incir ağacının altında otururken aldığı bilinmektedir. Musevilerin "Fısıh Bayramı" kutlamalarında geleneksel yiyecek olan incir, İncil'de de cennetin bahçelerinde bir ağaç olarak zikredilmekte ve kutsal meyve olması nedeniyle Noel kutlamalarının vazgeçilmez besini olarak tanımlanmaktadır. Kuran 'da Hz. Muhammed 'in "eğer seçme hakkı olsa cennete götüreceği ağacın incir ağacı olacağı" belirtilmekte, Et-Tin: 1-4 Sure 'sinde; "Andolsun, incire, zeytine, Sina Dağına ve şu emin şehre ki, biz hakikaten, İnsanı en güzel bir biçimde yarattık" denmektedir. Allah'ın insanlara lütfu olan bu kutsal ağacın meyveleri, insan sağlığına yararları açısından da mucizevidir. "İncirin, hurmanın ve zeytinin bittiği yerde bit" sözü ile "sen de bu topraklarda ol, bu topraklarda büyük avantajlar vardır" mesajı verilmekte, kuru incirin ülkemizde yetişmesi avantajından beslenme ve sağlık açısından yararlanması tavsiye edilmektedir. İncirin anavatanı Türkiye olup, buradan Suriye, Filistin ve daha sonra da Ortadoğu üzerinden Çin ve Hindistan'a yayılmıştır. İncirin özel döllenme ve kendine özgü kurutma şartlarına haiz bir meyve olması yetiştiği bölgeleri sınırlı kılmaktadır. Bununla ilgili olarak Cevat Sami Hüsnü, Nevsal-i İktisadiye (1323) adlı eserinde, "Amerikalıların Kaliforniya'da, Ege inciri yetiştirme çabasına girdiklerini, ancak önce kuşlarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını, daha sonra kurutma sistemi konusunda sorun yaşadıklarını, incir yetiştiriciliği ile ilgili ilk denemenin başarısızlıkla sonuçlandığını" anlatmaktadır. Ancak 4 Temmuz 1901 tarihli Ahenk gazetesinde yazılanlara göre, Amerikalılar Türkiye 'ye ikinci kez ziraat uzmanı göndermişler, bu girişimlerinde başarıya ulaşarak Kaliforniya'da incirciliğin gelişmesini sağlamışlardır. İNSAN SAĞLIĞI VE BESLENMEDEKİ ÖNEMİ Sağlıklı beslenmedeki yeri nedeniyle, doğal gıdaların her geçen gün önem kazandığı günümüzde, besin değeri çok yüksek olan kuru incirimizden ilk önce Türk halkının yararlanmasının sağlanması, bu bilincin yerleştirilmesi, beslenme değerinin yeterince tanınması ile mümkün olabilecektir. 100 gr. Kuru İncirin Besin Değeri İçerikleri Enerji (kcal) 217 Protein (gr) 4 Şeker (gr) 55.3 Yağ (gr) 1.2 Diyet Lifi (gr) 6.7 Kalsiyum (mg) 138 Fosfor (mg) 163 Demir (mg) 4.2 Magnezyum (mg) 91.5 Vitamin B1 (mg) 0.073 Vitamin B2 (mg) 0.072 Sağlıklı beslenmedeki yeri ve doğal gıdaların her geçen gün önem kazandığı günümüzde, inciri tüketme bilincin yerleştirilmesi, beslenme değerinin yeterince tanınması ile mümkün olabilecektir. Besin değeri yüksek bir ürün olan kuru incir, kolay sindirilebilen fruktoz ve glikoz içerir. Protein miktarı birçok kuru meyvenin iki katından daha fazladır. Diğer meyvelerle karşılaştırıldığı zaman kalsiyum, bakır, magnezyum, potasyum ve kükürt bakımından birinci, enerji, pantotenik asit, riboflavin, tiamin ve piridoksin bakımından ikinci sırayı aldığı görülür. Süte oranla daha çok kalsiyum içermektedir. Pektik maddelerin kaynağı olmasından dolayı, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalarında kan şekerinin hızlı yükselmesinin önlenmesi gibi yararlar sağlar. Mineral madde, özellikle demir içeriğinin fazla olması nedeni ile beslenmede önemli bir yere sahip olan kuru incir, özellikle hamileler ve küçük çocuklarda ortaya çıkan mineral madde ve vitamin eksikliğinin neden olduğu hastalıklar ve kansızlığa iyi gelir. 100 gramında 0.24 mg. bakır bulunması, demirin vücut tarafından emilimini kolaylaştırmaktadır. İçeriğindeki ham lif oranının yüksek olması, kuru incirin boğaz ve bağırsak hastalıklarında yumuşatıcı olarak kullanılmasına, sütte bulunan kalsiyuma oranla daha fazla kalsiyum içermesi de, kemik hastalarında gelişim bozukluklarına tavsiye edilmesine neden olmaktadır. İncirin anti-kanserojenik etkisi üzerinde de çalışmalar bulunmaktadır. Japonya'da yapılan bir araştırmada deri altında tümör geliştirilmiş farelere enjekte edilen incir distilatının, tümörleri 11 günde %39 oranında küçülttüğü tespit edilmiştir. İncir küçük bir meyve olmasına karşın içerdiği yüzlerce çekirdeğin herbiri birer genetik şifredir. Özellikle çocuklar günde bir adet kuru incir yerse, protein sentezi için gerekli tüm kökleri alabilir. Protein, vitamin ve mineral deposudur. 100 gr kuru incir günlük; Ca gereksiniminin % 17’sini Fe ve Mg gereksiniminin % 30’unu P gereksiniminin % 20’sini B1 vitamini gereksiniminin % 5’ini B2 vitamini gereksiniminin % 4’ünü karşılar.

18 Ocak 2012 Çarşamba

GÜZEL SÖZ !


Kötü Duygular Ömür Yıpratır, 
Güzel Duygular Sevgi Yaratır, 
Kötü İnsanlar Kapı Kapatır, 
İyi İnsanlar Her Zaman Kendini Aratır...!


YENİ SGK KANUNU-Bu Haber 74 milyonu ilgilendiriyor...

İşsizler, sigortasız çalışanlar; kız çocuklar; 18 yaşını geçen, okumayan erkek çocuklar; 25 yaşını dolduran üniversite öğrencileri Genel Sağlık Sigortası sizi nasıl etkileyecek? Gelir testi yaptırmak için kimler başvurmak zorunda kalacak? 25 yaşında işsiz bir genç adamın genel sağlık sigortası primini hesaplarken emekli babasının, yaşlı annesinin geliri dikkate alınacak mı? Stajyer avukatlar, sizin priminizi kim ödeyecek? Banka sandığı mensupları sizin durumunuz ne olacak? Peki ya eğitim için yurtdışında bulunanlar? Master, doktora yapanlar. Burs kazananlar kazanmayanlar; yurtdışında çalışanlar ama ikametgahı Türkiye’de olanlar; yeni sistem sizi nasıl etkileyecek? Türkiye’de ikamet eden, özel sigortası olan ya da olmayan yabancılar sizin durumunuzda ne değişecek? SGK il müdürlüklerinden, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonlarından, büyükelçiliklerden, konsolosluklarda yanıtını bulamadığınız tüm soruları, Hürriyet.com.tr işin uzmanı Sosyal Güvenlik Kurumu bürokratlarına yöneltti. İşte sorularınız ve yanıtları….. 1- 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren ne değişti? Bu tarihten itibaren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, tüm maddeleriyle birlikte yürürlüğe girmiş oldu. Buna göre Türkiye’de yaşayanlardan tutuklu ve hükümlü, er , erbaş ve yedek subay okulu öğrencileri, sözleşmeli ülke adına sağlık yardımları karşılananlar, geçici 20. madde kapsamındaki banka ve sigorta şirketlerinin sandıkları kapsamında bulunanlar, milletvekilleri ile Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri ile bunların emeklileri ile dul ve yetimleri hariç tüm insanlar zorunlu olarak ‘genel sağlık sigortası’ kapsamına alındı. 2- İşçi, memur, esnafın durumunda ne değişti? Eski sistemde SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’lu olarak çalışanlar veya buradan emekli olanlar için değişen bir şey yok. Yani bugün işçi, memur veya esnaf olarak çalışan zorunlu sigortalılar ve emekliler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler için herhangi bir şey değişmedi. Eskiden olduğu gibi istedikleri hastaneye giderek sağlık hizmeti almaya devam edecekler. KIZ ÇOCUKLARININ DURUMU 3- Peki bunların bakmakla yükümlü olduğu eş ve çocukları ile anne ve babalarının durumları ne olacak? Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde sigortası olan bu kişilerin eşleri, 18 yaşın altındaki çocukları ile üzerlerine kayıtlı anne ve babaları da hiçbir prim ödemeksizin sağlık sigortasından yararlanmaya devam edecekler. Herhangi bir yere başvuruda bulunmaları da gerekmeyecek. 1.10.2008 öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanan kız çocukları sağlık yardımlarından eskisi gibi yaş şartı aranmaksızın faydalandırılacak. 01.10.2008 TARİHİNE DİKKAT! 4- 18 yaşın üzerindeki çocukların durumu ne olacak? 18 yaşın üzerindeki erkek çocuklar, lise eğitimini sürmeleri halinde 20 yaşına kadar; üniversite öğrencisi olmaları durumunda 25 yaşına kadar anne veya babasının sağlık güvencesinden yararlanmaya devam edecek. Herhangi bir prim ödemesi gerekmeyecek. Üniversite öğrencilerinin her yıl öğrenci belgelerini Sosyal Güvenlik Merkezine veya Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’ne göndermesi yeterli olacak. 18 yaşın üzerindeki kız çocuklar, 01.10.2008 öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanmıyorsa; erkek çocukları gibi yaş ve eğitim durumlarına göre anne veya babasının sağlık sigortasından yararlandırılacak. Yani 2008 öncesinde bu kapsamda olmayan kız çocuklar, okumuyorlarsa erkek çocuklar gibi 18 yaşından sonra gelir testi için başvurmak zorunda. Üniversite öğrencisi ise 25 yaşına kadar ailesinin sigortasından yararlanabilecek. Bu yaştan sonra yararlanamayacak. BOŞANDIYSA, İŞTEN AYRILDIYSA 5-Kız çocuk boşanmış veya çalıştığı işten çıkmış ise ne olacak? Burada da 1.10.2008 tarihi önem taşıyor. Bu tarih öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanan kız çocukları, sağlık yardımlarından eskisi gibi yaş şartı aranmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurarak yeniden anne veya babasının sigortasından yararlanma hakkını elde edecek. Ama bu tarihten önce kapsamda değil ise; anne veya babasının sigortasından yararlanamayacak. GENÇ ERKEKLER BU SORU SİZİ İLGİLENDİRİYOR 6- 18 yaşın üzerinde çalışmayan, okumayan veya 25 yaşın üzerinde okuyan/ okumayan/ çalışmayan erkeklerin durumu ne olacak? Adrese Dayalı Nüfus Kaydında yer alan adreslerine en yakın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na başvurarak, gelir testi yaptırmaları gerekiyor. GENÇ ADAMIN GELİRİ Mİ BABASININ GELİRİ Mİ? 7- Gelir testi yapılırken, örneğin anne ve babasıyla yaşayan 26 veya 30 yaşında bir adam için, onların gelirleri mi dikkate alınacak? Yoksa kişisel gelirine mi bakılacak? Resmi ikamet adresi anne ve babasıyla aynı olanların gelir testinde; ana babasının geliri dikkate alınacak. 8- Bu borç kimin borcu olacak? Ailesinin mi 30 yaşındaki bu adamın mı? Genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilenin borcu olacak, yani 30 yaşındaki adamın. 9- 25 yaş altı partime çalışan öğrencilerin GSS'den yararlanmaları için eksik olan günlerin primlerini ödemeleri gerekecek mi? Evet, bu kişiler isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödemezse 60/g den tescil edilecek gelir testi sonucuna göre, gelir testi istemezse asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödeyerek sağlık yardımlarından faydalandırılacaktır. HİÇ GÜVENCESİ OLMAYAN ÇOCUKLAR 10- Anne veya babasının sosyal güvencesi olmayan çocuklar ne yapacak? Ülkemizde yaşayan her kişi, zorunlu olarak, genel sağlık sigortalısı olarak tescil edileceğinden, bunların 18 yaş altı çocukları da ‘bakmakla yükümlü oldukları çocuk’ olarak sağlık yardımlarından faydalandırılacak. 30 gün ve prim borcu aranmaksızın 18 yaşın altındaki tüm çocuklara sağlık hizmeti verilmeye devam edecek. TESTE BAŞVURMAYAN NE OLACAK? 11- Gelir Testine başvurmak ne sağlayacak? Bu sayede genel sağlık sigortası ‘tescil’ işlemi yapılan kişiler gelir durumlarına göre prim ödeyecek ya da ödemeyecek. Başvurmaz ise gelir durumunun üstünde, asgari ücretin iki katı üzerinden yani 213 TL prim ödemek zorunda kalacak. GELİRE DE GİDERE DE BAKILACAK 12- Kimler ne kadar prim ödeyecek? Gelir testi yapılırken, evli çocuklar hariç ADNKS’de (Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi) aynı hanede yaşayan ailenin aylık geliri ve giderleri tespit edilerek, hanede yaşayan aile bireyi sayısına bölünecek. Kişi başına gelir, brüt asgari ücretin üçte birinden az (295 TL) ise sağlık primini Sosyal Güvenlik Kurumu üstlenecek. 13- Kişi başı gelir 295 TL’nin üzerinde ise ne olacak? - Kişi başı gelir, brüt asgari ücretin üçte biri (295 TL) ile asgari ücret (886,5 TL) arasında ise aylık 35,4 TL sağlık primi ödeyecek. - Kişi başına düşen gelir asgari ücret ile asgari ücretin iki katı (1.773 TL) arasında ise aylık 106,4 TL ödeyecek. - Kişi başı geliri asgari ücretin iki katından daha fazla ise aylık 213 TL zorunlu sağlık primi ödeyecek. 14- Hiç sosyal güvencesi olmayanlar, başvurmazlar ise ne olacak? Hiç sosyal güvencesi olmayanlar başvurmaz ise re’sen sisteme tescil edilecek. Dolayısıyla asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödeyecek. Bu durumda aylık kişisel gelirlerinin bin 773 TL olduğu varsayılarak, her ay 213 TL prim borcu olarak hanelerine yazılacak. BORCU OLANIN ÇOCUĞU NE OLACAK? 15- Bu kişiler çocuklarını hastaneye götürdüklerinde bir sorunla karşılaşacaklar mı? Prim borcu olanlar sağlıktan yararlanamazlar, yaptırımı çocuklarını kapsayacak mı? Hayır, 30 gün prim ve borçsuz olma şartı aranmaksızın 18 yaşın altındaki tüm çocuklara sağlık hizmeti verilmeye devam edecek. ÖZEL SİGORTASI OLANLAR NE YAPACAK? 16- Vatandaş, “Genel sağlık hizmeti istemiyorum. Ben gerektiğinde hastaneye gider, kendi masraflarımı karşılarım” ya da “Ben kendime özel sağlık sigortası yaptırdım. Sisteme girmeyeceğim” deme hakkına sahip mi? Hayır. Genel Sağlık Sigortası, ‘gönüllü’ değil ‘zorunlu’ bir sistem. Türkiye’de ikamet eden her T.C vatandaşının sistemde olması zorunlu. GELİR TESTİ İSTEMEYENLER… 17- Ben çalışmak istemiyorum, param da var. Gelir testiyle de uğraşmak istemiyorum. Başka bir yol yok mu? Evet var. İsteğe bağlı prim ödemek suretiyle, hem emeklilik hem de sağlık hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Ya da gelir testi istemediğini yazılı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na beyan edersiniz; aylık asgari ücretin iki katı üzerinden de prim öderseniz, gelir testiyle uğraşmazsınız. 18- İsteğe bağlı sigorta için yaş sınırı var mı? Aylık ne kadar prim ödemek gerekir? Kaç yıl süreyle? Brüt asgari ücretin yüzde 32’si oranında prim ödeyerek hem emeklilik hem de sağlık hizmeti almanız mümkün. Prim ödeme süresi işe giriş tarihine ve yaşına göre değişiklik gösteriyor. STAJYER AVUKATLAR 19- Avukatlık stajı yapanların durumu ne olacak? Stajyer avukatların GSS primlerini staj süresince Türkiye Barolar Birliği karşılıyor. BANKA SANDIĞI MENSUPLARI 20- Banka sandığı vakıflarından emekli olanların durumu ne olacak? Bunların bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocukları ne yapacak? Herhangi bir şey yapmayacaklar. Kanunun geçici 20. maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birliklerin personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri, bu sandıklardan aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların bakmakla yükümlülerinin sağlık hizmetleri, Kurumca devralınıncaya kadar ilgili kuruluşlarca karşılanacağından bu kişiler, devir işlemlerinden sonra genel sağlık sigortası kapsamına alınacaktır. YURTDIŞINDA YAŞAYAN TÜRKLER 21- Bu kanun yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarını kapsıyor mu? Hayır. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları kapsam dışıdır. Çünkü Kanun Türkiye’de ikamet edenlerin GSS’li sayılacağını düzenlemiştir. 22- İkamet adresi Türkiye’de olan ancak yurtdışında sigortasız olarak çalışan Türk vatandaşlarının ne yapması gerekiyor? Onlar da gelir testi için başvuracaklar mı? Onlar adına bir yakınları başvuruda bulunabilir mi? Bu kişilerin kendileri ya da Türkiye‘deki yakınları Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminden (ADNSK) Türkiye’deki adresini, yurtdışındaki adresi olarak güncelleyecek. Bu kişilerin Türkiye’de yaşayan eş, çocukları var ise onlar sisteme tescil edilecek. Yani gelir testi için vakıflara başvuracak. 23- Türkiye’de çalışırken; işyerinden ücretsiz izin alarak yurtdışına eğitime gidenlerin durumu ne olacak? 4/a kapsamındaki kişiler turistik ya da geçici olarak eğitim ya da iş nedeniyle yurt dışında ise ücretsiz izinli oldukları sürelerde; işverenin bildirmesi halinde (4857 sayılı Kanun’a göre 1 ay içinde bildirilmesi gerekir) bu süre içinde faydalandırılacaktır. 1 yıl ücretsiz izinli olduğu sürelerde GSS’li sayıldığından faydalandırılacak. 24- Örneğin burs kazanan eşiyle birlikte ABD’ye giden, ancak kendisi ev hanımı olarak ABD’de yaşayan Türk vatandaşları da genel sağlık sigortası kapsamında prim ödemek zorundalar mı? Böyle ise ABD’deki Türk büyükelçiliği ya da konsolosluklara başvurabilirler mi? Bu kişilerin kendileri ya da Türkiye’deki yakınları ADNKS’nden yurtdışındaki adresini güncellemeleri halinde prim ödemeyeceklerdir. 25- Çifte vatandaş olup, Türkiye’de sigortası bulunmayan ancak vatandaşı olduğu yabancı ülkede çalışan ve sigortası olan Türkler ne yapacak? Sözleşmeli ülkede çalışıyor ise Türkiye’ye gelirken sözleşmeye göre sağlık yardımlarından faydalandığına ait “formüler” denilen belgeyi getirecek. Yakınları adına ise ilgili ülkeden yine bunlar için istenilen “formüleri” gönderecek. Sözleşmesiz ülke vatandaşı ve bu ülkede çalışıyor ise İkametleri yurt dışında bulunması nedeniyle GSS kapsamına alınmayacaktır. Ancak istekleri halinde özel sağlık sigortası kapsamında faydalanabilir. YURTDIŞINA EĞİTİME GİDENLER 26- T.C vatandaşı olup yurtdışına lisans, master, doktora eğitimi için giden, çalışmayan ve sigortası olmayanlar ne yapacak? Onlar adına aile yakını başvurabilecek mi? Onlar da diğerleri gibi kendileri ya da Türkiye‘deki yakınları ADNKS’nden yurtdışındaki adresini güncelleyecek. 27- Peki yine eğitim için yurtdışına giden ancak sağlık sigortaları oradaki devlet veya okullar tarafından üstlenilen vatandaşlar ne yapacak? Kendileri ya da Türkiye ‘deki yakınları, ADNKS’nden yurtdışındaki adresini güncelleyecek. 28- Devlet tarafından resmi burslu olarak eğitime gönderilmiş, 25 yaş üstü olup, Türkiye’de sigortası bulunmayanlar ne yapacak? Kendileri ya da Türkiye ‘deki yakınları ADNKS’nden yurtdışındaki adresini güncelleyecek. 29- Yabancı bayraklı gemilerde ve uluslararası sularda 1 takvim yılında 6 aydan fazla süre ile çalışan gemi adamlarının durumu ne olacak? Türkiye'ye döndüğü zaman mı sigorta kapsamına girecek? Gemi adamları 4/a kapsamında sigortalı olduğundan her hangi bir şey yapmayacaklardır. TÜRKİYE’DE YAŞAYAN YABANCILAR 30- Bir Türk ile evlenmiş ancak 3 yılını doldurmadığı için T.C vatandaşı olamamış bir kadın, Türk eşinin sosyal güvencesinden yararlanabilir mi? Evet, ikamet iznine bağlı olarak Türkiye’de ikamet ediyorsa faydalanabilir. CEZA DA VAR! 31- Türkiye’de oturma izni almış, sigortası olmayıp özel sağlık sigortası bulunan yabancıların durumu ne olacak? Kesintisiz bir yıllık ikamet süresini dolduranlar yabancılar, ilgili ülke kapsamında sigortalı değilse bu sürenin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde Sosyal Güvenlik Merkezine veya Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’ne başvurmak zorundadır. Özel sağlık sigortasının bulunması kapsama alınmayı engellemez. Çünkü GSS onlar için de zorunludur. 32- Türkiye’de 1 yıldan uzun süredir yaşayan ancak kendi ülkelerinde sigortası bulunmayan yabancılar ne yapacak? Tescil işlemini yaptırmak için kendilerine en yakın Sosyal Güvenlik il müdürlüğü veya merkezine başvurmaları gerekecek. 33- Bu başvuruyu yapmayan yabancılara nasıl bir yaptırım uygulanacak? Kesintisiz bir yıllık ikamet süresinin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde Sosyal Güvenlik Merkezine veya Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’ne başvurmayıp daha sonra başvurursa brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır. Öncelikle 886,5 TL idari para cezası kesilecek. Ayrıca gelirlerinin brüt asgari ücretin iki katı olduğu, yani bin 773 TL olduğu varsayılarak, her ay 213 TL prim borcu tahakkuk ettirilecektir. Aysel ALP/ANKARA

17 Ocak 2012 Salı

Dijital dünyada 60 saniye! Dijital devrim, zamanı da mekanı da aşıyor! Artık zamansızlıkta ve mekansızlıkta yaşıyoruz. Mutlu yıllar ! Hayatınızda 60 saniye yani bir dakika içinde neler oluyor? Öyle “bir dakika”lar yaşıyoruz ki hayatımızın seyri belki de 180 derece değişiyor. Öyle “bir dakika”lar yaşıyoruz ki, yaşamasaydık da bir şey fark etmezdi diyebileceğimiz türde tekdüze geçiyor. Peki dijital dünyada bir dakika içinde neler oluyor, hiç merak ettiniz mi? Birileri etmiş ve bu bilgileri derlemiş. Yeni bir yıla girerken, aşağıdaki figürler, dijital dünyanın büyüklüğü, devinimi, ona neden “çağın rönesansı” dendiği konusunda belki de küçük bile olsa bir fikir verebilir. Tabii kritik soru bu listenin sonunda. Her 60 saniyede : Google’da 694 bin 445 arama yapılıyor Youtube’a 600 video yükleniyor (süre olarak uzunluğu 25 saatin üstünde) Facebook’ta 695 bin durum güncellemesi, 510 bin 40 yeni yorum yapılıyor, 79 bin 364 yeni duvar mesajı yazılıyor Twitter’da 98 bin yeni mesaj (tweet) gönderiliyor, 320 yeni hesap açılıyor Skype’da 370 bin dakikanın üstünde konuşma yapılıyor 70 yeni web site adı alınıyor 168 milyonun üstünde eposta gönderiliyor iPhone cihazlarına 13 binden fazla uygulama indiriliyor WordPress’te ellinin üstünde blog indiriliyor LinkedIn’de yüz yeni hesap açılıyor YahooAnswers sitesinde 40 yeni soru soruluyor Answers.com sitesinde ise yüzün üstünde yeni soru soruluyor Kişisel dijital radyo imkanı sunan Pandora sitesinde 13 bin saatin üstünde müzik yayını dinleniyor www.go-gulf.com sitesindeki infografik verilerine göre dijital dünyada her bir dakika içinde olanlar bu şekilde. Kritik soru ise şu : Siz birey olarak bu tablonun neresindesiniz? Google’ı aktif olarak kullanıyor musunuz? Hangi amaçlarla? Tüketim ağırlıklı olarak mı, bir şey üretmek amacıyla mı? Youtube ya da benzeri video paylaşım sitelerinden istifade ediyor musunuz? Sanılanın aksine youtube sadece “izlemeseydim de bir şey kaybetmezdim” diyeceğiniz türden komik ya da ilginç videolardan oluşmuyor. Bugün pek çok üniversitenin de Youtube üzerinde resmi yayın kanalı var. Keza Facebook, Twitter gibi sosyal ağ, sosyal medya dünyası da, amiyane tabirle “geyik muhabbeti”nin yapıldığı, eski chat odalarının gelişmiş halinden ibaret değil. Bugün kitaplarını çok sevdiğiniz pek çok yazarı Twitter üzerinden canlı olarak takip edebilir; sadece pasif olarak onun yazdıklarını okumakla kalmayıp, ona anlık cevaplar da gönderebilirsiniz. Öyle ki yazdığınız o cevap, yazar tarafından tüm takipçileriyle paylaşılabilir ve sizin yazdığınız mesaj bir dakika sonra dünyanın dört bir yanında okunuyor olabilir. Sadece bir saatlik bir toplantı yapabilmek için tüm bir iş gününü harcayan işadamı profile artık yavaş yavaş tarihe karışıyor. Skype gibi ücretsiz imkanlar sayesinde milyonlarca insan dünyanın dört bir yanında, yerinden kalkmadan video ve telefon konferansı yapabiliyorlar. Dijital devrim, zamanı da mekanı da aşıyor! Artık zamansızlıkta ve mekansızlıkta yaşıyoruz. Milyonlarca yıldır sonsuzlukta bir yerde kendi etrafında dönen bir küre üzerinde yaşayanlar olarak bu pek de rahatsız edici olmasa gerek. Mutlu yıllar !

İÇTİĞİMİZ SÜTE DİKKAT!

Tarım Bakanı Mehdi Eker, piyasada satılmakta olan sütlerde karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 olduğu iddialarını doğruladı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye’de 7’den 70’e her kesimin günlük olarak tükettiği sütlere ilişkin çarpıcı bir itirafta bulundu. Eker, piyasadaki sütlerde karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 olduğu iddialarını doğrulayarak, “Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmekte olup bunlarla ilgili gerekli yasal işlem yapılmaktadır” yanıtını verdi. Eker, mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmelerin isimlerinin ifşa edileceğini kaydederken, “her eve bir gıda denetçisi” projesini hayata geçireceklerini belirtti. MHP ve CHP’li milletvekilleri, piyasada satılan sütlerde karaciğer kanserine, sarılık ve siroza yol açan zararlı maddelerin olduğu iddialarını TBMM’ye taşıdı. Kodekse aykırı Eker’e, “Piyasada satılan çoğu firmalara ait sütlerde antibiyotik bulgusuna, bazı ürünlerde de aflatoksin M1’e rastlandığı ve bu maddenin karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma ihtimalini artırdığı doğru mudur” sorusu yöneltildi. Eker ise 12 Aralık 2012’de TBMM’ye gönderdiği resmi yazıda, itiraf niteliğinde ifadeler kullanarak, “Gıda kodeksine aykırılık hususu içermektedir. Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmektedir” dedi. İfşa edilecek Eker, sağlıksız üretim yapan işletmelere yaptırımlar arasında isimlerinin kamuoyuna açıklanmasının da bulunduğunu belirtirken, “Mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmeler açıklanacak, ayrıca mevzuata uygun faaliyet gösteren firmaların belli kriterler çerçevesinde kamuoyu ile paylaşımı sağlanmaktadır. Böylelikle sadece uygunsuz işletmelerin ifşası değil, iyi olan işletmeleri ödüllendirerek yönlendirme anlayışı ile çalışmalar devam ediyor” dedi. İşletmelere ceza verildi Öte yandan Eker, bakanlığın kurduğu ALO GIDA 174 hattına 2011 sonu itibarıyla 551.630 şikayet geldiğini, bu aramalardan 86.237’sinin kayda alındığını ve 82.817’sinin sonuçlandırıldığını vurguladı. Eker, “Denetim yapılan başvuruların yüzde 17’si için cezai işlem uygulanmıştır. Uygulanan cezai işlemlerin yüzde 70’i idari para cezası, yüzde 24’ü üretim/faaliyetten men ve yüzde 6’ı ise suç duyurusu şeklinde gerçekleşmiştir” dedi. Eker, verilen idari para cezalarının 1000 TL’den 10 bin TL’ye kadar uzandığını belirtti. GDO denetimi artırıldı Eker, Türkiye’de hali hazırda 65 özel ve 41 de kamu olmak üzere toplam 107 gıda kontrol laboratuvarı bulunduğunu, denetimlerin yetkilendirilmiş uzman laboratuvar personeli tarafından yürütüldüğünü kaydetti. Eker son 2 yılda 693 bin denetim yapıldığını kaydetti. Eker, GDO ve mikrobiyoloji birimlerinin faaliyete geçirilerek bu kapsamdaki analizlere öncelik verdiklerini kaydederek, “Ülkemizde her türlü gıda ve yemlerde tarama, izolasyon ve miktar olarak GDO analizi yapabilen laboratuvar sayısı son 2 yılda 3’ten 22’ye çıkarılmıştır” dedi. Her eve denetçi Sağlıksız üretimlerin engellenmesi ve denetimlerin artırılması konusunda da Eker, şunları kaydetti: “Denetimin ve denetçinin izlenebileceği interaktif mobil denetim projesi hazırlandı. Tam teçhizatlı gezici denetim araçları ile görsel medya imkânları (kamu spotu) kullanılmaya başlandı. ‘Her eve bir gıda denetçisi’ sloganıyla öğrenci ve ailelerine yönelik ‘genç gıda denetçileri’ gibi projeler hazırlandı.”

12 Ocak 2012 Perşembe

Feng Shui

Feng Shui, yaşadığınız çevre ile ilgili hislerinize bilimsel bir yaklaşım sunar. Nasıl, neden soruları binlerce yılın birikimi içinde yanıtlarını bulur. Çinliler 3500 senedir mekanların insanlar üzerindeki etkisini araştırmışlar ve bu, bir bilim, bir yaşama sanatı haline gelmiş. Feng Shui, insanları her bakımdan besleyecek, mutlu edecek mekanları yaratmanın yollarını gösteren kadim bir metafizik bilimidir. Çinlilerin inanışları ilginçtir. Atalarına çok önem veren Çinlilere göre, ölen ruhlar mezarlarında mutlu olurlarsa hayattaki akrabaları da rahat ve sorunsuz bir hayat yaşarlar. Bu nedenle Feng Shui ilk olarak mezarlara uygulanmış. (Yin Feng Shui) Daha sonra bu teoriler yaşama alanlarına da uygulanmaya başlanmış. (Yang Feng Shui) Doğuda Feng Shui uzmanları kariyer, ilişki, sağlık ve işteki başarılarını arttırmak için evrendeki güçleri yönlendirmeye çalışırlar. Son yıllarda Batı dünyası da Feng Shui’yi keşfetti. Kişiler ve kurumlar mekanlarında verimliliği, bereketi, huzuru arttırmak için Feng Shui’den faydalanmaya başladılar. Alınan pozitif sonuçlar Feng Shui’nin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Feng Shui, yaşadığımız yerleri doğru seçtiğimizde, içindeki enerjileri doğru yönlendirdiğimizde, potansiyelimizi de sonuna kadar kullanabileceğimizi söyler. Her gün yaşadığımız yerler işimizi, ailemizi, sağlığımızı, ilişkilerimizi, verimliliğimizi, kısacası tüm hayatımızı etkilemekte. Yaşadığımız yerler, bizi ve hedeflerimizi destekleyen bir unsur olabileceği gibi, zaman zaman tıkanıklıklara da yol açabiliyor. Feng Shui binlerce yılın bilgi birikimi ile doğru yerleri nasıl seçeceğimizi, iyi enerjileri nasıl yönlendireceğimizi bize öğretir. Evrenin enerjisini yaşadığımız mekanlarla ve kendi kişisel enerjimizle bütünleştirir. Feng Shui analizleri dört ana faktörü göz önünde bulundurur. Zaman, çevre, bina ve içindeki kişiler.