Blog Listem

16 Mayıs 2012 Çarşamba

TAŞLAR


Değerli ve yarı değerli taşların etkileri ve alternatif tedavi...

   

Kehribar kolye ucu
    Değerli taşların etkileri:
    Değerli taşlarla tedavi ve taşların insanlar üzerindeki etkileri, Türk kültüründe yer almayan -ya da pek bilinmeyen- ancak; diğer medeniyetlerde yaygın bir şekilde kabul edilmiş, ve zamanımızda araştırmalara konu olmuş bir kültürdür.
    “2002'de yazmış olduğumuz bu giriş yazısına mühim bir ek..
    "Türk kültüründe yer almayan" dedikten sonra "-ya da pek bilinmeyen-" şeklinde bir uyarı eklenmesi oldukça yerinde olmuş. Çünkü asıl doğru olan; değerli taşların Türk ve İslam kültüründe yer almadığı değil; bunun günümüz insanı tarafından pek bilinmediği. Bu sayfada sadece Marifetname'den bir örnek vermiştik ancak Mevlana'nın Mesnevi'sinde, tasavvuf ile ilgili bazı eserlerde ve daha pek çok eserde taşların etkilerinden bahsedilmiş; hatta sadece taşların faydalı etkileri üzerine yazılmış olan bir risale bile mevcut. Bu araştırmamız tamamlandığında Gizli Hazine'ye eklenecek.”
      • önce eski çağ bilgileri...


        • Değerli taşlar, renkleri ve gözalıcı parlaklıkları nedeniyle ilk çağlardan beri insanların ilgisini çekmiştir. O zamanlarda bile insanlar için her değerli taşın özel bir anlamı vardı.

          Örneğin;
        • Kızılderililer, üzerinde turkuaz taşıyan kişilerin kemiklerinin kırılmayacağına inanırlar ve savaşta bu taşı kalkanlarının üzerine işlerlerdi. Turkuazın, Aztek kültüründe de önemli bir yeri olduğu bilinmekte: Aztekler bu taşı kötü etkilerden korunma amaçlı olarak kullanırlardı. Yine kızılderili kültüründe, yosun akik taşının susuzluğu giderdiğine inanılır ve bu amaçla kullanılırdı.

        • Eski Yunanlar'da, ametist taşının insanları sarhoş olmaktan koruduğuna inanılır ve kadehler ametistten yapılırdı.

        • Negatif elektrik yükünü ayaklardan toprağa geçirdiğine inandıkları için hala daha Hindistan'da kadınlar ayak parmaklarına obsidyen yüzük takmaktadırlar.

        • Çok daha eskilere bakarsak, efsane şehir Atlantis'te enerji elde etmek kuvars kristallerinden faydalanıldığının söylendiğini de görürüz.

        • Geçmişte elmastan daha çok aranan ve istenen, özellikle Araplar'ın favorisi olan zebercet taşı, karanlık yerlerden geçerken duyulan korkuyu yenmek için takılırdı.

          • islam kültürüne de bakalım
          • Çeşitli değerli taşlar kullanılarak yapılmış bir tesbih

            Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin Marifetname'sinden bir alıntı:

            "...Ona yakın olanı ise zümrüt cevheridir. Ona bakanın gözü nur, gönlü, sürur bulur. Saçtığı şuadan yılan kör olup, onu taşıyandan kaçar. Zümrütün fayda ve hususiyetleri pek çoktur. Lakin biz burada kısa kestik."




      • sonra deneyimler...

      • Turkuaz kaya
          Değerli taşların etkileri hakkındaki eski bilgilere baktığımızda, bunun sadece batıl inançlar olduğu düşünülebilir ki, bir kısmı -mesela kemiklerin kırılmaması ile ilgili olan efsane- belki de öyledir.

          Ancak; düşününce kolayca farkedileceği gibi, bu tür inançların pek çoğu insanların deneyimlerine dayanmaktadır: Eğer ametist kadehten içki içip de körkütük sarhoş olan biri olsaydı, ametist ile ilgili böyle bir hikaye de olmazdı. Ya da, kızılderililer gerçekten susuzluklarını gideriyor olmasaydı, "bu susuzluğu gideriyor" diyerek yosun akik kullanmazlardı. Sonuçta, insanlar etkisini görmedikleri halde "bu böyleymiş" diyerek bir inanca katılmaz ve onu uygulamazlar.

          Böylece değerli taşların etkilerinin ilk olarak, "insanların deneyimleriyle" farkedildiğini görüyoruz.
          Deneyimler sonuçlarının kesinliği itibariyle değerli bilgilerdir (Bilimsel açıklama bekliyor olabilirsiniz ancak deneyimler bilimin henüz ispat edemediklerini de gösterdiği için bilimin şu an için sunduklarından daha üstün bir bilgi sayılabilir. Bilim ispatlayamasaydı yerçeki olmayacak mıydı?) ama, gelin olaya bir de bilimsel yönden bakalım:
      • ve araştırmalar...
      • Ametist kolye ucu

          Taşın insana nasıl etkisi olacak diyebilirsiniz. Ne yenir ne içilir, bir taş nasıl fayda verebilir? Oysa ki düşündüğümüzde, yemediğimiz içmediğimiz pek çok maddenin, olumlu ya da olumsuz, bizi oldukça ciddi olarak etkilediğini farkederiz. Televizyonunuz, monitörünüz, cep telefonunuz, yakınınızdaki bir baz istasyonu... Düşündünüz mü hiç; bunların hiçbiri bedeninizle temas halinde olmadığı halde sizi nasıl etkileyebiliyorlar? Sadece genel olarak çoğunluk tarafından bilindiği için bunları örnek verdik. Manyetik alanlarından etkileniyoruz diye düşünmeniz doğrudur. Canlı ya da cansız, herşeyin, ve elbetteki taşların da bir enerji alanı vardır ve enerji alanları kesişen herşey birbirini etkiler.

          Fiziksel formlarımız aslında, eskiden zannedildiği gibi maddeden değil, enerjiden oluşmaktadır. Madde olarak bildiğimiz tüm üç boyutlu formlar, belirli hızlarda titreşmekte olan enerjilerdir ve her madde bir diğerini enerjisiyle yani kendi varlığıyla etkiler. Aynen bir taşı suya attığımızda yayılan küçük dalgaların diğer dalgalarla rezonansa girmesi gibi, taşların taşıdığı enerjiyle insanların taşıdıkları enerji de kesişmekte ve bu şekilde enerjiler birleşerek, bahsedilen etkiler ortaya çıkmaktadır. Bunu daha net anlayabilmek için öncelikle artık açıkça çağdışı kalmış bir fikir olan materyalist görüşten kurtularak, maddenin gerçekte ne olduğunu anlamamız lazım:

          Genellikle insanlar; maddenin, kendisine dokunulabilen, dayanıklı ve katı bir şey olduğunu düşünürler. Eski Yunan'da madde bu biçimde tanımlanıyordu. Bugün ise bunun tam olarak doğru bir tanımlama olmadığını biliyoruz. Maddenin bölünebilen parçacıklardan oluştuğunu öğrendik. Daha sonra en küçük parçacık olduğunu düşündüğümüz bir parçacığa ulaştık ve buna atom (bölünmez anlamında) adını verdik ve çok geçmeden onun da bölünemez bir parçacık olmadığını gördük. Daha sonraları ise maddenin elektriğe ilişkin özellikleri bulundu ve elektronlar keşfedildi. Elektronda, kabul ettiğimiz anlamda maddi diyebileceğimiz hiçbir şey yoktu; çünkü elektron, hareket halindeki elektrik yükünden başka bir şey değildi. Ve şu sonuca ulaşıldı; peki, negatif yükte madde diyebileceğimiz birşey yoksa, pozitif çekirdekte neden olsun? Öyleyse yalnızca enerji vardır ve biz farklı hızlarla titreşmekte olan bu enerjiyi madde olarak algılarız!..

          • Acaba bu etkilerin, inanmakla bir ilgisi var mı?

            Size kuvars kristalinin verdiği enerjiden bahsedilse ve size de bu etkiyi yaşasanız, yine de bunun "inandığınız için" olduğunu düşünürsünüz, değil mi? Peki ya bitkilerde böyle birşey sözkonusu olabilir mi? Bitkiler "öyle olduklarına inandıkları için" kristalin etkisini hissedebilirler mi? Kristal Mucizesi (Crystal Healing) adlı kitabın yazarı Edmund Harold'un, bahsedilen kitabında anlattığı deneyine bir bakalım:

            "Bir kadın, daha sonra bahçesine dikebilmek için, birkaç limon otuna kök saldırmaya çalışıyordu. Onu su dolu bir kaba yerleştirerek, kabı güneşli bir pencere çıkıntısına koydu; ancak ot çok az bir gelişme göstermişti. Kadına, kaptan beş-on cm. uzaklığa yerleştirilecek bir kuvars kristalinin gelişimi uyarabileceğini söyledim. Dediğimi yaptı, kristali pencereden iyice uzağa yerleştirdi. Bitki o sırada ışığa doğru eğilmiş, güneşin yaşam verici ışınlarını massetmeye çalışıyordu. Birkaç gün içinde bitki gelişme modelini tersine çevirerek, güneşe sırt çevirip kuvars kristaline, onun uyarımına yöneldi. Daha da önemlisi, kadının büyük bir hoşnutlukla tanık olduğu gibi, büyümeye başladı."


          • bu genel bir soru: inandığımız için mi oluyor?
            Pembe kuvars kaya
            Pek çok müşterimizden bu soruyu duyuyoruz: "İnandığımız için mi oluyor?" Mantığımızla cevap verebiliriz: Öncelikle; şüphe duyarak deniyor iseniz, -ki hemen hemen ilk deneyen herkeste bu şüphe vardır- zaten inanmamışsınız demektir. Bu durumda, diyelim ki akik taşının çarpıntıları giderdiğinden bahsettik ve bu şekilde bir faydasını da gördünüz, böyle birşeyi inandığınız için olduğunu düşünmeniz yanlıştır. Şüphenin olduğu yerde inancın olması sözkonusu olamaz. Zaten inanmamış olduğunuzu farketmelisiniz.

            Şunu deneyin: Ne çeşit etkileri olduğunu bilmediğiniz bir taşı bir süre kullanın. Kendinizde fiziksel ya da manevi herhangi bir değişiklik hissettiğinizde, o taşın ne çeşit etkileri olduğunu okuyun. Şaşıracaksınız.

            İster inandığımız için oluyor diye düşünün, ister enerji alanları birbirini etkiliyor diye düşünün; belki de bu konuda asıl önemli olan; eğer istediğiniz sonucu alıyorsanız, nasıl olduğun bir önemi yoktur. Yediklerimizden faydalanabilmek için sindirimin nasıl yapıldığını, yiyeceklerin nasıl enerjiye dönüşüp bize güç verdiğini bilmemiz bir gereklilik değildir.
    Örnekleri ve açıklamaları çoğaltmak mümkün. Tüm bu yazılanlar, sadece taşların büyülü dünyasından ve onların faydalarından haberi olmayanlar için. Değerli taşları tanıyan pek çok kişi onları kullanarak bizzat bu faydaları kendileri yaşıyor ve değerli taşların etkilerini biliyor. Denediğinizde bunu siz de apaçık görecek ve yepyeni bir dünyaya adım atacaksınız. Değerli taşlara verilen bu "değerli" ünvanının, sadece maddi anlamda olmadığını farkedeceksiniz ve değerli taşlar hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olacak.

    Birazda Turta Yapalım !



    IŞGINLI ÇİLEKLİ TURTA

    Aybige Mert

    TARTA DE RUIBARBO Y DE FRESA
    RHUBARB AND STRAWBERRY TART

    Foto ©Aybige Mert
    Yirmi beşinden sonra dolma, reçel, turşu vs. dünyasına balıklama dalmış ve anneanne tariflerinin hepsini öğrenmeye çalışan biri olarak, yemek pişirmeyi çok seviyorum. Güzel yemek kitaplarını da bulduğum yerde kütüphaneye ekliyorum.
    İnternetteki güzel yemek bloglarını ve sitelerini gezmeyi de çok seviyorum, gıdalara bakıp bakıp onu da yapsam bunu da yapsam diye içimden geçiriyorum ama iş pişirmeye gelince, genelde patlayan internet tariflerinden çok hazzetmiyorum.
    Kerim’le sevdiğimiz çay yancılarından olan ışgınlı çilekli turtayı pişirmek için eldeki kitaplara bakınca ve bulamayınca, çaresiz kaldık bir internet tarifi seçip uygulamaya. Sonunda Dessert First’ün tarifinde karar kıldık ve onu yaptık.
    Malzeme listesindeki saçmasapan küsuratlı gramajların nedeni, Amerikan usulü kap, ons gibi ölçülerden çevrilmiş olması. Tarifi -vanilya özütü hariç- birebir uygulayınca, sonuç gayet lezzetli oldu. Bu arada, evdeki aptal İngiliz fırınımızın -inanılır gibi değil ama- sadece üstte ızgarasının olması yüzünden pişme süresi bizde daha uzundu. Kısaca:
    Turta hamurunu hazırlamak için çırpma kabında önce tereyağını kremamsı bir hâl alana kadar çırpın. Sonra sırasıyla pudra şekerini, toz bademi ve tuzu, yumurtayı, unu ekleyin. Her malzeme ekleyişte güzelce yedirererek karıştırıp bir sonraki malzemeyi öyle ekleyin. En sonunda harç toparlanıp yumuşak bir hamur halini alınca, elinizle yuvarlayıp streç filme sarın, elinizle biraz yassıltıp buzdolabında dört saat dinlenmeye bırakın.
    Dinlenmesi biten hamuru iki streç film ya da naylon arasına koyarak açın, turta kalıbınıza ya da tartölet kalıplarınıza göre kesip yerleştirin. Hamur hemen gevşediği için eli çabuk tutmak gerekiyor. Bu arada ısınıp gevşemiş hamurun kendini toparlaması için bu şekilde kalıplarıyla yarım saat kadar daha buzdolabına atın. Dolaptan çıkardığınız turta tabanı hamuru yerleştirilmiş kalıbın/kalıpların içine, hamurun pişerken kabarmasını önlemek için aynı büyüklükte yağlı kâğıt serin ve üzerine de ağırlık yapması için nohut ya da kuru fasulye doldurun. Bu şekilde önceden 175°C ısıtılmış fırında katılaşıp hafif rengi dönene kadar, yaklaşık 15-18 dakika pişirip dışarı alın.
    Bakla tanesi büyüklüğünde doğradığınız ışgınları ve çilekleri çukur bir kaba koyup, üzerlerine toz şekeri ekleyin. Bir-iki karıştırıp sulanmaya bırakın. Turta tabanlarınız biraz serinleyince, bu ışgınlı çilekli karışımı, içlerine paylaştırıp, tekrar 175°C fırına atıp 20-25 dakika kadar pişirin.
    Tarifte söylememiş ama çok bilinen bir kuraldır, turtalarınızın parlak görünmesi için üzerlerine uygun renkte marmelât sürün. (Kırmızı meyvalılara çilek, ayva vs, elma, armut gibi meyvalara kayısı, vs).
    Tarifte 6-8 küçük turta çıkar diyor. Bizim 13 cm. çapındaki tartölet kalıplarımıza hamur tam geldi ama ışgınlı çilekli iç sadece dört tanesine yetti. Biz de iki tanesini armutlu votkalı tarçınlı yaptık. Hangisinin daha lezzetli olduğuna hâlâ karar veremiyoruz.
    Kedili neopren fırın eldiveni Animal Rescue Site’ın dükkânından.

    14 Mayıs 2012 Pazartesi

    Osmanlı İzleri Kitap Atlas Formu Doldurana Ücretsiz !

    http://www.osmanliizleri.com/Hosgeldiniz.aspx#ucretsiz



    12 Mayıs 2012 Cumartesi

    Ey Yiğit

    Ey Yiğit
    Yazgıya Bahane Bulma
    Yükleme Kendi Suçunu Başkasına
    Şuçunu Gör Dönüp Etrafında Kendinin
    Kendindedir Gölgenden Değil Çektiklerin
    Ne yaptında Sana Dönüşünü Görmedin
    Ne Ektinde Ektiğini Biçmedin
    Davranışların Ruhundan ve Bedeninden Doğar
    Çocuğun Gibi Gelir Eteğinden Tutar
    MEVLANA

    8 Mayıs 2012 Salı

    einstein

    6 Mayıs 2012 Pazar

    William Shakespeare

    Katlanmak mı daha soylu…
    Zalim kaderin yumruklarına?
    Diretip…
    Dur, yeter demek mi?
    Ölmek, uyumak.
    Ama…
    Rüya görebilirsin uykunda.
    O fena.
    İşte bu düşüncedir…
    Felaketi yaşanır kılan.
    Yoksa…
    Kim katlanır zamanın kırbacına?
    Zorbanın kahrına…
    Hakaretine…
    Gururun çiğnenmesine?
    Adaletin bu kadar yavaş.
    Yüzsüzlüğün bu kadar hızlı yürümesine?
    İyi insanın…
    Kul olmasına kötülere…
    Kim katlanırdı?
    Korkmasaydı!
    Ve, bunları düşündükçe…
    Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz.
    Çünkü, bulandırıyor…
    Endişenin soluk gölgesi.
    Yürekten gelenin doğal rengini.

    -William Shakespeare

    5 Mayıs 2012 Cumartesi

    Sarılmak !

         Sevdiğin birine sarılmak, tüm dünyayı kucaklamaktır aslında.

    1 Mayıs 2012 Salı

    Küçük İstavrit

    Küçük istavrit,yiyecek bir şey sanıp
    hızla atladı çapariye
    önce müthiş bir acı duydu dudağında
    gümbür gümbür oldu yüreği
    sonra hızla çekildi yuklarıya
    ...
    Aslında hep merak etmişti
    denizlerin üstünü
    neye benzerdi acep gökyüzü.
    Bir yanda büyük bir merak,
    bir yanda ölüm korkusu
    ...
    Dudağı yarıklar^^denir,
    şanslıdır onlar,hani
    görüpte gökyüzünü,insanı,
    oltadan son anda kurtulanlar.
    ...
    Ne çare balıkçının parmakları
    hoyratça kavradı onu
    küçük istavrit anladı;yolun sonu.
    Koca denizlere sığmazdı yüreği.
    Oysa,şimdi yüzerken
    küçük yeşil leğende,
    cansız uzanıvermiş dostlarına
    değiyordu minik yüzgeci.
    ...
    İnsanlar gelip geçtiler önünden,
    bir kedi yalanarak baktı gözünün içine
    yavaşça karardı dünya,
    başı da dönüyordu
    Son bir kez düşündü derin maviyi,
    beyaz mercanı,bir de yeşil yosunu.
    ...
    İşte tam o anda eğilip aldım onu.
    Yürüdüm deniz kenarına
    bir öpücük kondurdum başına,
    iki damla gözyaşından ibaret sade
    bir törenle,saldım denizin sularına.
    Bir an öylece bakakaldı
    Sonra sevinçle dibe daldı.
    ...
    Gitti tüm kederimi söküp atarak,
    teşekkürü de ihmal etmemişti.
    Bir kaç değerli pulunu
    Elime,avuclarıma bırakarak.
    ...
    Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme.
    Sorar gibiydiler,neden yaptın bunu,niye?
    Birgün dedim,bulursam kendimi
    yeşil leğendeki
    küçük istavrit kadar çaresiz,
    son ana kadar
    hep bir umudum olsun diye...^^

    Günün Sözü

    Bukowski

    28 Nisan 2012 Cumartesi

    NBA'de play-off eşleşmeleri belli oldu ! TV Yayınları aşağıda..

    Hadi bakalım sonunda playoff geldi çattı ..

     Yarın saat 20:00'da Philadelphia& Chicago Bulls ile başlıyor heyecan. 


    İlk tur eşleşmeleri şöyle :
    WESTERN CONFERENCE - FIRST ROUND
    San Antonio Spurs vs. Utah Jazz
    Oklahoma City Thunder vs. Dallas Mavericks
    L.A. Lakers vs. Denver Nuggets
    Memphis Grizzliez vs. L.A. Clippers
    EASTERN CONFERENCE - FIRST ROUND
    Chicago Bulls vs. Philadelphia 76ers
    Miami Heat vs. New York Knicks
    Indiana Pacers vs. Orlando Magic
    Boston Celtics vs. Atlanta Hawks


    YAYINLAR
    NBA TV (D-Smart)Cmt.4/28/201220:00Philadelphia @ Chicago
    D-SmartCmt.4/28/201222:30New York @ Miami



      CNN TÜRK                        Paz.       4/29/2012      22:30       Denver @ L.A. Lakers

    CNN TÜRK                     Pzt.4/30/20124:30L.A. Clippers @ Memphis



    Öncelikle bu takımların hepsinin playoff'a kalmış takımlar olduklarını ve hafife alınmamaları gerektiğini belirtelim.
    San Antonio, Utah karşısında pek zorlanmayacaktır gibime geliyor. 
    Utah'da çok takımı alıp götürecek bir oyuncu yok çünkü. 4-1 San Antonio olur bence.
    Oklahoma City bu senenin en bomba takımlarından biriydi fakat karşılarında son şampiyon Dallas var. Geçen sene playoff'daki Dallas'ı gördükten sonra "Oklahoma City takar" diyemiyor insan :) Yine de 4-2 Oklahoma diyorum çünküm Kevin Duramk deli fişek birşey oldu :))
    LA Lakers, Denver'ı 4-2 geçer gibime geliyor.
    Memphis - LA Clippers serisi en bilinmez seri bana göre. Clippers bu sene kazandığı maçların hepsini zora soktu bir şekilde. Şöyle rahat rahat kazanamıyorlar ki yeni kurulmuş bir takım için gayet normal. 4-2 Memphis alır gibime geliyor ama seneye Clippers'a dikkat :)
    Chicago Bulls, takımım ve favori olsa da Philadelphia zor bir takım 4-2 Chicago tahminim ama belli olmaz.
    Miami - New York serisi ilk turun en güzel serisi olacak gibi görünüyor. İki taraf da yıldızlar karması gibi olduğundan ne olacağı belli olmaz bu seride de ama Heat bu sene fazla istekli bu yüzden New York'a takılacaklarını zannetmiyorum. 4-1 Heat diyorum. Bu sene deli yükselişe geçen Jeremy Lin oynayacak mı acaba?
    Indiana - Orlando serisi de zevkli geçecek serilerden biri olacak. Indiana çok bomba bir takım değil ama oyuncu bazında baktığın zaman gayet sağlam oyuncuları var. Orlando'nun feleği şaşabilir demedi demeyin :) 4-2 Indiana diyorum.
    Boston - Atlanta serisinde her sene olduğu gibi Atlanta gayet iyi bir takımla kötü oynamayı bu sene de başarabilecek mi bakalım? Paul Pierce bu sene deli şut sokuyor sinir bozucu bir oyuncu oldu iyice :) 4-2 Boston olur bu seri.









    http://www.cnnturk.com/2012/spor/basketbol/04/27/nbade.play.off.eslesmeleri.belli.oldu/658876.0/index.html

    26 Nisan 2012 Perşembe

    26 yildir Cernobil Belasi hala suruyor..Unutmayalim.AKKUYU 'da Çernobil Olmasın !

    26 yıl önce Çernobil'de...
    Çernobil nükleer santralinde 26 yıl önce yaşanan patlama ile Ukrayna'da 18.000 km2'lik tarım toprağı radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Ülke ormanlarının %40'ı (toplam 35.000 km2) kirlendi.
    Çocuklar ciddi solunum sorunları yaşıyorlar...
    Dev patlama ile yayılan radyasyon Kuzey ve Batı Avrupa'ya yayıldı. Kazanın ardından yıllar geçmesine rağmen bölgede başta süt ve diğer besin maddelerinde olmak üzere yüksek radyasyon tespit ediliyor.
    Anne babaları 26 yıl önce radyasyona maruz kalmış olan çocukların bazılarında iç organlar eksik, çoğunda kalp rahatsızlıkları var.
    Kazanın gelecek kuşaklara etkisinin boyutu hakkında uzmanların henüz görüş birliği içinde değil...Ancak kazanın 11 kuşağa kadar etkili olabileceği yönünde bilimsel raporlar var.
    Çernobil'in Hiroşima ile Nagasaki toplamının 100 katından fazla radyasyonun çevreye yayılmasına neden olduğu tahmin ediliyor. Çernobil'in 10 gün boyunca radyasyon yaymaya devam ettiği göz önüne alındığında radyasyon hava şartlarının da etkisiyle çok geniş alana yayıldı. Belarus, Rusya ve Ukrayna'da arazinin 125.000 ve 146.000 km2 arasında  (Etkilenen arazi kabaca Yunanistan büyüklüğünde).
    Kaza olduğu sırada bu bölgelerde, 3 milyonu çocuk olmak üzere 7 milyon kişi yaşıyordu. Ancak bunların yaklaşık 350.000 i geri dönmemek üzere tahliye edildiler. Diğerlerinin hayatı tarım yapılmaması, belli orman alanlarına girilmemesi gibi ciddi şekilde kısıtlandı.
    Uzun vadeli açıdan bakıldığında, kirlenmenin en önemli nedeni radyoktif sezyum-137. Yarılanma ömrü 30 yıl olan sezyumun etkisini anlamlı bir şekilde yitirmesi için yüzyıllar gerekiyor. Hala Çernobil'den çok uzakta olan İskoçya ve Yunanistan gibi ülkelerde çeşitli ürünlere devlet müdahalesi gerekiyor. Mesela İskoçya'da hala belli bölgelerde hayvanların nerede otlayacağına devlet karar veriyor.
    Çernobil'in bilançosu konusunda hala bir fikir birliği yok. Ancak Uluslararası Doktorlar Örgütü ve Radyasyondan Korunma Birliği'ne göre, Çernobil'in çevreye verdiği zarardan bugüne kadar 600 milyondan fazla insan etkilendi. En çok etkilenenler elbette 'likidatörler' denilen zorunlu gönüllüler. Bunlardan 112 bininin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Geri kalanının yüzde 90'ı ise kanser, yüksek tansiyon, miğde ve bağırsak hastalıkları ile savaşıyor.
    Nükleer santralin etrafında oluşturulan güvenlik çemberi içinde aralıklarla yapılan ölçümlerde, özellikle çocukların bazı organlarında biriken radyoaktif maddelerin kansere yol açtığı tespit edildi. Bazı hastalıklar ise kendisini yıllar sonra gösteriyor. Ayrıca, 2056 yılına kadar Çernobil kazasından kaynaklanan 240 bin yeni kanser vakasının daha ortaya çıkacağı düşünülüyor.

    Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

    21 Nisan 2012 Cumartesi

    TEMA:2B BÜYÜK BİR HATADIR..Gelecek Nesillere Nasıl Hesap Vereceğiz?




    TEMA Vakfı: 2B, 2A Satışı Büyük Bir Hatadır!
    Gelecek Nesillere Nasıl Hesap Vereceğiz?

    Yaklaşık 10 yıldır ülke gündemini meşgul eden 2B ormanlarının satışını içeren tasarı 18 Nisan’ı 19’una bağlayan gece yarısı çoğumuz uykudayken yasalaştı. Meselenin özündeki "Ormanlar satılabilir varlıklar mıdır?" sorusu hiç gündeme gelmedi. Bunun yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ormanların rayiç bedelin yüzde kaçına satılması gerektiği, ödemelerin kaç taksitte yapılacağı, nakitte ne kadar indirime gidileceği tartışıldı. Sonra eller kalktı, “2B ormanları vasfını kaybetti, artık orman değil, işgalcilerine satılacak arazi oldular” denildi.  Yetmedi, 2A düzenlemesiyle orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen orman alanlarının araziye dönüştürülmesinin yolu açıldı.

    Bize hayat veren doğal varlık olan ormanlarımızla ilgili tüm bu gelişmeleri yakından takip ettik, ibretle izledik. TEMA Vakfı olarak 2B, 2A orman alanlarının gözden çıkarılmasının, satılmasının büyük bir hata olduğunu biliyoruz ve soruyoruz: Gelecek nesillere nasıl hesap vereceğiz?

    Meselenin gündeme geldiği günden bu yana tavrımızı net olarak ortaya koyduk. 2B ve 2A konusunun toplumsal ve ekonomik boyutunu da ihmal etmeden, hem doğanın, hem insanlığın, hem de adalet duygusunun kazanacağı çözümler önerdik.

    Şimdiyse, üzülerek görüyoruz ki, kısa vadeli ekonomik kazanç ve rantı düşünen, doğayı sadece sömürülecek bir hammadde kaynağı sanan, sağlıklı ekosistemler olmazsa insanın yeryüzünden silineceğini bilmeyen bir anlayışla karşı karşıyayız.

    Ülkemiz, dünyamız ve tüm insanlık için üzgünüz, ama mücadelenin bitmediğini de tüm kararlılığımızla ilan ediyoruz: TEMA Vakfı olarak, bu yasanın takipçisi olacağız, başvurulabilecek tüm hukuki haklarımızı sonuna kadar kullanacağız ve geçmişte olduğu gibi halkımıza 2B ve 2A tehdidini bıkmadan usanmadan anlatmaya devam edeceğiz. Gücümüz yettiğince, çocuklarımıza, torunlarımıza, gelecek nesillere sağlıklı bir ekosistem bırakan bir Türkiye’ye ulaşmak için sizlerin de destekleri ile elimizden geleni yapacağız.

    Editöre Notlar:

    TEMA’nın 2B ve 2A konusundaki temel yaklaşımı ve çözüm önerileri aşağıda özetlenmiştir.

    -    Orman yan yana gelmiş ağaç topluluğu değildir!

    -    Ağaçları kesince orman ortadan kalkmaz!

    -    Ormanlarda milyonlarca canlı yaşar!

    -    Orman bir ekosistemdir!

    -    Ağaçları keserek ekosistemi bozarsanız, en sonunda tüm sistem çöker!

    -    TEMA Vakfı, orman alanlarının orman dışına çıkarılmasına ve satılmasına karşıdır. Bu yaklaşım, yeni işgalleri teşvik edecektir.

    -    Çözüm için temel anlayış, işgali hukukileştirmek değil, ormanları korumak olmalıdır. Çünkü orman kaynak değil, torunlarımıza devredeceğimiz doğal varlığımızdır.

    -    Egemenlik hukukuna tabii olan ormanları satmaya, devlet dahil hiçbir kişinin ya da kurumun hakkı yoktur.

    -    Anayasanın 169/son fıkrası ile 170. Maddesi ve 6831 sayılı Kanunun 2. Maddesi bütünüyle kaldırılmadan ve 1. maddesindeki tanım da düzeltilmeden 2B sorunu çözülemez.

    -    2A maddesi ile tarım, yani bitkisel üretim yapılabilen arazinin orman olarak muhafazasında yarar olmaması” yaklaşımı ve anlayışı her şeyden önce bilime aykırıdır. Bitkisel üretim yapılan ve aslı orman olan alanda ormanın yeniden oluşmasında engel yoktur.

    -    Çözüm için ecrimisil uygulanabilir, süreli mülkiyet gibi yeni kavramlar geliştirilebilir.




    Saygılarımızla; 

    Toprağına Sahip Çık !

    20 Nisan 2012 Cuma

    KONUT FİYATLARI ARTTI !

    Konut satış fiyatlarında son bir yılda yüzde 14 oranında artış yaşandı. İstanbul’da mart ayında konut fiyatlarında artış rekortmeni olan ilçe Şişli oldu.

    Türkiye’nin lider emlak portalı Hurriyetemlak.com’un 5 ilde hazırladığı emlak endeksi verilerine göre, Türkiye genelinde son bir yılda ikinci el satılık konutta yüzde 14 oranında fiyat artışı yaşandı. Mart ayı verilerine göre satılık konutta metrekare fiyatı ise 1.565 TL oldu. 

    İstanbul’da ikinci el konutta son bir yılda yüzde 16 oranında değer artışı görüldü. Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 2 oranında artışla İstanbul, metrekare bazında en yüksek artış yaşanan şehir olarak öne çıktı. Mart ayı verilerine göre İstanbul’da satılık konut metrekare fiyatı ise 1.926 TL oldu. 

    Mart ayında ikinci el konutların metrekare fiyatları bir önceki aya göre Ankara’da yüzde 0,3 oranında artarak 1.059 TL’ye, İzmir’de yüzde 1,1 oranında artış ile 1.364 TL’ye yükseldi. Antalya’da bir önceki aya göre değişim olmadı, metrekare fiyatı 1.103 TL ile aynı kaldı. Bursa’da ise metrekare fiyatı 1.061 TL ile bir önceki aya göre yüzde 1,3 oranında düşüş gösterdi.
    İstanbul’da fiyat artışı en çok yaşanan ilçeler; yüzde 9,4 ile Şişli, yüzde 7,5 ile Bayrampaşa, yüzde 6,8 ile Beşiktaş oldu. Fiyatı en çok düşen ilçeler ise; yüzde 21 ile Arnavutköy, yüzde 15 ile Beyoğlu, yüzde 9,5 ile Adalar oldu.

    İstanbul’da satılık konutta en değerli semtler; Bebek, Yeniköy, Etiler, Harbiye ve Levent olarak öne çıktı.

    İstanbul ve Ankara’da kiralar yüzde 10 arttı
    Kiralık konutlarda ise, mart ayında bir önceki aya göre metrekare başına yüzde 10 oranında değer artışı ile İstanbul ve Ankara en yüksek artış yaşanan şehirler oldu. Bursa’da yüzde 9, İzmir ve Antalya’da ise yüzde 6 oranında artış görüldü.

    İstanbul’da Kiralık konutta ise en değerli semtler; Bebek, Levent, İstinye, Baltalimanı ve Rumeli Hisarı olarak sıralanıyor.
    Kira getirilerine göre amortisman süreleri ise İstanbul’da 14, Ankara’da 15, Antalya’da 16, İzmir ve Bursa’da 18 yıl oldu.
    Hurriyetemlak.com Genel Koordinatörü Ahmet Kurşunlu; son bir yılda konut yatırımı yapanların enflasyon ve faiz gelirleri üzerinde kazanç elde ettiklerini belirtti. Kurşunlu, “Konut yatırımı yapacak olanlar, ev alırken hangi bölgenin daha fazla prim yaptığını, hangi bölgenin gelişmekte olduğunu iyice araştırmalı. Konut yatırımında uzun sürede kazanç elde ediliyor ve alırken kazanıldığının göz ardı edilmemesi gerekiyor. Hurriyetemlak.com olarak kullanıcılarımıza, konut yatırımlarını yapmadan önce mutlaka emlak endeksi uygulamamızı incelemelerini öneriyoruz ” dedi.
     

    Bodrum da Sezonluk Yazlık !

    19 Nisan 2012 Perşembe

    İlet: 2B Kanunu Kabul Edildi


    2B Kanunu Kabul Edildi
    Orman niteliğini yitirmiş arazilerin satışına ilişkin 2-B tasarısı dün gece geç saatlerde Meclis'te kabul edilerek yasalaştı .
    Ancak, AK Parti'nin son dakika değişiklik önergesiyle 2-B arazilerinin satış bedeli arttırıldı . Rayiç bedelin yüzde 50'si olan satış bedeli yüzde 70'e çıkarılırken, 10 eşit taksit halinde 5 yıla yayılan ödeme süresi de belediye ve mücavir alanlarda 3 yıla yayılan 6, bunların dışındaki alanlarda da 4 yıla yayılan 8 eşit taksite indirildi . Faizsiz olacak ödemelere yüzde 20'lik peşin indirimi getirilirken, en az yarısının ödenmesi halinde de yüzde 10 indirim uygulanacak . Vakıflara pay Yasada yapılan bir başka değişiklikle de, 2-B satışından elde edilecek gelirin yüzde 3'ünü geçmemek koşuluyla Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek bir miktar Vakıflar Genel Müdürlüğüne aktarılması sağlandı . Konya ve Adana'da TİGEM arazilerini kullananlara, geçmişe dönük kullanım bedelini ödemek koşuluyla bu arazilere sahip olma olanağı getirilirken, Denizli Beyağaç ve Kale ilçelerine bağlı beş köyde, Osmanlı hanedan mensubu arazisi diye geçmişte yanlışlıkla Hazine'ye devredilen arazilerin hak sahibi köylülere satışının da yolu açıldı . 2-B'lerin satış bedelinin yükseltilmesine sert tepki veren muhalefet ise, "Bu bedelleri orman köylüsü ödeyemez, 2-B'den kan çıkar" dedi ve orman köylüsüne karşılıksız verilmesini önerdi . Bizde 2-B arazisi yok Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, muhalefetin eleştirileri üzerine "Başbakanın, benim ya da yakınlarımın 2-B arazisi yok" dedi . Eroğlu "Ormanların tapusu olsaydı 2-B meselesi olmayacaktı . 2014 sonuna kadar ormanların tamamının tapusunun alınması talimatını verdim" dedi . 2-B kapsamında satılacak arazinin 316 . 8 bin hektar olduğu, Hükümetin satıştan en az 20 milyar lira gelir beklediği bu arazilerin boyutu da Singapur'un 4 . 5, Malta'nın ise 10 katı büyüklüğünde
    Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

    12 Nisan 2012 Perşembe

    Hipertansiyon Hakkında Bilmeniz Gerekenler !

    KAN BASINCI NEDİR
    YÜKSEK OLUNCA NE OLUR?
    Organlarımızın canlılığını sürdürmesi için gereken besin maddeleri ve oksijen kan aracılığıyla ta-
    şınır. Kanın damarlar içinde hareket etmesi için gereken itici gücü ise bir pompa gibi çalışan kalp sağ-
    lar. Kanın akışı esnasında damar duvarlarında oluş-
    turduğu basınca kan basıncı denir. Kalbin kasılmasıyla birlikte bu basınç en yüksek değerine ulaşır.
    Halk arasında büyük tansiyon olarak da adlandırı-
    lan bu değere sistolik kan basıncı denir. Kalbin kasılması bitip de istirahat dönemine geçmesiyle kan
    basıncı en düşük değerine iner ki buna da küçük tansiyon denir.
    Kan basıncı ölçülürken hem sistolik hem de diastolik deger ölçülür ve her ikisi de birbiri ardı sıra
    yazılır. Örneğin 120/80 mmhg olarak belirtilmiş bir
    ifadede 120 değeri sistolik kan basıncını, yani kalbin kasılmasıyla birlikte damar duvarlarında oluşan
    maksimal basıncı ifade ederken, 80 değeri kalbin istirahatı esnasında kanın damar duvarına yaptığı basıncı ifade eder.
    Kan basıncı son derece dinamik bir parametredir.
    Kişinin duygusal aktivitesine göre değişkenlik gösterir. Örneğin otobüse yetişmek için koşan bir şahısta kan basıncı yüksekken, gece uyuyan bir şahısta
    düşük olabilir.
     Bazı insanlarda ise kan basıncı sürekli olarak
    normal değerin üzerindedir. Bu kişilerde kan normalden daha yüksek bir basınçla damar duvarına
    etki eder. Eğer tedavi edilmezse yüksek kan basıncı
    bazı tehlikeleri beraberinde getirir.
    Hipertansiyonun zararları şunlardır;
    -Damar sertliği
    -Kalp krizi
    -Kalp yetmezliği,
    -Böbrek hasarı,
    -Beyin kanaması,
    -Göz hasarı.
    KİMLER RİSK ALTINDADIR?
    Hipertansiyon herkeste görülebilecek bir rahatsızlıktır. Ancak bazı kimselerde daha sık ve şiddetli olarak karşımıza çıkar. Amerika birleşik
    devletleri’nde yapılan araştırmalarda zenci nüfusun
    beyazlara göre hipertansiyonla daha erken  yaşlarda tanıştığı ve ilerleyen yıllarda beyazlara göre daha
    ciddi problemlerle karşılaştığı görülmüştür.
    Orta yaş grubunda hipertansiyon erkeklerde daha
    sık görülürken, yaşlanmayla beraber bu durum tersine döner. Özellikle menopoz sonrası dönemde hipertansiyon bayanlarda, aynı yaş grubu erkeklere
    göre ciddi bir problem teşkil eder. Yaşlanmayla beraber gerek erkek gerek  kadın nüfus içinde hipertansiyon görülme sıklığı giderek artar.
    Amerika Birleşik Devletleri’nde 65 yaş üstü nü-
    fusun yarısından fazlası hipertansiyon sorunuyla
    karşı karşıyadır.
    Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, hipertansiyon sanayileşmiş toplumlarda yoğun stres altında
    çalışan kimselerde daha sık görülmektedir.
    Hipertansiyon gelişiminde bir diğer önemli unsurda kalıtımdır. Eğer aile büyükleriniz içinde hipertansiyon sorunu olan varsa sizde de olma ihtimali yüksektir.
    Hipertansiyon özellikle ileri yaş erişkinlerinin
    sorunu olmakla birlikte, daha genç yaşlarda başlayan hipertansiyon aynı zamanda daha erken gelişen
    komplikasyonlar demektir.
    Kendinizi tamamen sağlıklı hissetseniz dahi, kan
    basıncınızı mutlaka ölçtürünüz. Unutmayınız ki, hipertansiyon hiçbir belirti vermeden yıllarca devam
    edebilir

    EPİKTETOS’UN DÜŞÜNCELERİ

    Ben mutlu ve dopdolu bir yaşam nasıl yaşayabilirim? Ben iyi bir kişi nasıl olabilirim?
    Bu iki soruya yanıt bulabilmek, Epiktetos’un tutkusuydu. Bu etkin bilge, MS 50’ye doğru Frigya,
    Pamukkale’de, Roma İmparatorluğunun topraklarında dünyaya gelmişti.
    Aşağıda belirtilen kaynaklar incelendiğinde,
    Epiktetos bir filozof olmaktan çok bir bilge kişi olarak görünür; eşdeyişiyle doğanın ve Tanrı’nın yasalarına uygun davranmaya, içsel yüceliği, arılığı yakalamaya çalışan bir insan olarak...
    Epiktetos için mutlu bir yaşam, erdemli bir ya-
    şamla bir ve aynı şeydir. Mutlu olmak ve yaşamı
    dolu dolu yaşamak “doğru şeyler yapmanın” doğal
    sonuçlarıdır.
    Onun “İyi bir yaşam” reçetesi başlıca üç tema
    üzerine kuruluydu: arzularınızın efendisi olun, gö-
    revlerinizi yerine getirin, kendiniz ve büyük insanlık topluluğu içindeki ilişkileriniz üzerine açık seçik
    düşünmeyi öğrenin.
    Gençken, gelecek vaat ettiği için Neron’un yönetici sekreteri tarafından Roma’ya getirildi. Ünlü filozofların en çoşkulu öğrencisi oldu ve köleliği kaldırıldı. MS 94 yılına kadar Roma’da öğretmenlik
    yaptı. Zamanın Roma İmparatoru, Filozofların etkilerinin büyümesinden endişeye kapılarak bütün bilgelerle birlikte onu da sürgüne gönderdi. Epiktetos,
    yaşamının geri kalan kısmını Yunanistan’ın kuzeybatı sahilindeki Nikopolis’te sürgünde geçirdi. Orada bir felsefe okulu kurdu ve günlerini “nasıl daha
    şerefli ve sakin yaşanabileceği” üzerine dersler vererek geçirdi. Onun ünlü öğrencileri arasında, sonunda Roma İmparatorluğu’nun hükümdarı olan
    Marcus Aurelius Antonius da vardı. Epiktetos MS
    130’a doğru Nikopolis’te öldü.
    Antik kültürün süslerinden arındılırdığında,  esrarengiz bir şekilde “çağdaş yaşama” uygunluk taşı-
    yan öğretilerinin  bir kısmını okurlarımızı düşündürmesi dileğiyle saygı ile aşağıya sunuyorum.
    İÇSEL    HUZUR     İYİ     BİR  YAŞAMIN
    KAPISINI  AÇAR
    Daha yüksek bir yaşamın en emin işareti huzurdur. Ahlaki gelişim, insanın içindeki heyecan ve sı-
    kıntı durumundan özgürleşmesiyle gerçekleşir. Şuna
    buna sinirlenmeye bir son verebilirsiniz.
    Daha yüksek bir yaşamı arıyorsanız, şu şekildeki
    bencil düşünme kalıplarından sakınmalısınız: “Eğer
    daha fazla çalışmazsam, iyi bir yaşam kuramıyaca-
    ğım kendime, kimse beni tanımayacak, bir “hiç kimse” olacağım” ya da “Eğer emrim altında çalışanları
    eleştirmezsem benim iyi niyetimi istismar ederler.”
    Üzüntü ve korku ile engellenmemiş bir yaşam sü-
    rerek açlıktan ölmek; endişe, şiddetli korku, şüphe
    ve dizginlenemeyen tutkularla birlikte yaşanan zengin bir yaşamdan çok daha iyidir.
    Kendinizin efendisi olmak için bir program yapın
    ve uygulamaya, alçak gönüllü bir şekilde, canınızı
    sıkan şeylerle başlayın.
    Çocuğunuz bir şey mi döktü? Para cüzdanınızı
    yanlış bir yere mi koydunuz? Kendinize şunları söyleyin: “Rahatsız edici bir sorunun sakin bir şekilde
    üstesinden gelmek, benim içsel huzurum için ödedi-
    ğim bedeldir. Kaygı ve endişelerden özgür kalmam
    için ödediğim şeydir; işe yaramaz bir şey için de-
    ğil.”
    Çocuğunuzu çağırdığınız zaman, onun size istediğiniz yanıtı vermemesine hazırlıklı olun, istediğiniz şeyi yapmayabilir. Bu şartlar altında, sinirlenmeniz çocuğunuza yardımcı olmayacaktır. Size sorun
    yaratmak, çocuğunuzun güç alanı içinde değildir.
    FAYDALANILAN KAYNAKLAR
    İçsel huzur, iyi yaşamın kapısını çalar
    Epiktetos
    Düşünceler ve sohbetler

    10 Nisan 2012 Salı

    7 Nisan 2012 Cumartesi

    Terketmeyin !


    Sems' ten

    Her insan acık bir kitaptır ozunde.Okunmayı bekler.Her birimiz yuruyen,nefes alan kitabız aslında,yeterki ozumuzu bilelim.Ister dusmus ol,ister itibarli,ister fahise,ister bedbaht Allah I bulma arzusu hepimizin kalbinin derinliklerinde saklıdır.Dogdugumuzdan beri ask cevherini icimizde tasiriz.Orada durur kesfedilmeyi bekler E.Safak Ask Romanindan
    Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

    6 Nisan 2012 Cuma

    HD Doğal Yaşam


    4 Nisan 2012 Çarşamba

    Zaman Yönetimi !

    Zaman aslında herkes için sabittir, diğer bir deyişle herkes için günde 24, haftada 168 saat vardır. Ancak benzer koşullarda yaşayan ve çalışanların üretimleri bireysel yeteneklerden de kaynaklanan farklılıklar gösterir. Bu farkı yaratan etkenlerden biri de zamanın nasıl kullanıldığıdır. Zaman yönetimi, zamanı akılcı kullanarak daha verimli sonuçlar elde edilmesini sağlar. Günümüz koşullarında gündelik yaşamın gereklerini yerine getirmek zamana karşı gerçekleştirilen bir uğraş halini almıştır. Bu yüzden zamanı iyi değerlendirmeyi öğrenmek herkes için stresi azaltacak, yararlı bir beceridir. Zaman yönetimi için yapılması gereken ilk şey zamanın nasıl geçirildiğini belirlemektir. Herkesin yaşamında sabit olan uyku, yemek yemek, kişisel temizlik ve bakım, ulaşım gibi zorunlu işler için harcanan zaman çıkarıldıktan sonra kalan süre için planlama yapılabilir. Plan yaparken dürüst ve gerçekçi olmalı, görevlerin yanı sıra sosyal aktiviteler ve egzersiz için de zaman ayırmalıdır. Uzun ve kısa vadeli hedef ve öncelikleri belirlemek, hedefler için eylem planı yapmak, bunları gerçekleştirmek için yapılacak işler listesi hazırlamak, mükemmelliyetçiliği bırakmak, öncelikleri belirleyebilmek, hayır diyebilmek, aynı zaman dilimine birkaç işi sıkıştırmak (örneğin işe ya da okula giderken veya bir şeyler beklerken kitap okumak, yemek hazırlarken ya da banyo yaparken önceden kaydedilmiş ders notlarını kasetten dinlemek gibi) bu konuda ana başlıklardır. Televizyona veya alışverişe dalmak, telefonda sohbet etmek en önemli zaman çalıcılardandır. Habersiz gelen ziyaretçiler ve kazalar (bilgisayarınızın çökmesi ya da virüs bulaşması, elektriklerin kesilmesi, bitmiş ödevin üzerine çay dökülmesi, bir işi yapmak için gerekli malzemelerin tümüne sahip olunmadığının son anda fark edilmesi gibi) özellikle belli bir tarihte bitmiş olması gereken işlerin planlanmasında önceden hesaplanmazsa “zaman yönetimi felaketleri”ne dönüşebilir. Bitmeyen sohbetleri kesmek, davetsiz misafirleri bertaraf etmek için kendinize uygun bir çözümü önceden hazır tutun. Süreli işlerinizi bitirmek için vakti hesaplarken son günleri, saatleri ve saniyeleri hesap dışı bırakın. Gerekiyorsa size zamanı hatırlatmak için çalar saat kullanın ve bir iş için ayırdığınız zamanda gerçekten o işi yapmakta olduğunuzdan emin olun.

    ALTIN KURALLAR

    ALTIN KURALLAR

    1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.

    2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.

    3-Sevinçlerini sakın erteleme.

    4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ını oluşturur.

    5-Hergün 30 dakika yürüyüş yap.

    6-Her yemekten sonra şükret.

    7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.

    8-maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

    9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.

    10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.

    11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

    12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.
    13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

    14-Hergün 6 bardak su içmeyi unutma..

    15-seni seven insanları koru..

    16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.

    17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbirşeyi başkalarına yapma.

    18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.

    19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:
    a) Doğru insanı bulmak
    b) Doğru insan olmak.

    20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.

    21-Evliliğini güzelleştirmek için hergün bir şeyler yap.

    22-iyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

    SON SÖZ..
    Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilirsiniz….”